Ana içeriğe atla

Godot'yu Beklerken



belki inanmayacaksın ama ben bu şiiri ellerimle yazıyorum sevgilim 
çünkü benim gömdüğüm kızlar ara sıra boğulur 
ve laik aşk çarpık toplumlaştırır, doğurma ne olur. 
sirk deseler tek hırkam var, çatışmada bıraktım. 
şimdi gidip beckett okuyacağım, beni de seyret tanrım! 
öfkemi devletle bir toprağa gömüyorum 
aklımsa çamura saplandı saplanacak
şems çeker çıkarır kitabı havuzdan; kuru 
ertan, alsana şu tüfeği duvardan benim ellerim ıslak.  
Onur Ünlü 

Harçlıklarımı biriktirerek aldığım ilk romandan bu yana (12 yaşıma denk geliyor) biriktirilen paralarla ilgili yapılacak tek şey kitap almakmış gibi davranıyor olabilirim. Okuduğum kitaplarda satır aralarında geçen yazarları araştırıp 3-5 kitabını kütüphaneme eklemeden duramamam da o yaşlara dayanıyor. Beckett benim için satır arasında keşfedilen bir dünya oldu. 


Beckett'le birlikte Godot'yu bekleyen ve tüm umutlarını Godot'ya bağlayan iki insanla tanıştım: Vladimir ve Estragon. Onlarla birlikte ben de bekledim ve aslında çok aşina olduğum bir iş olduğunu farkettim yaşayan herkes gibi. Beklerken umut vardı, izlerken çaresizlik. Tam bir varoluş sorunu, derinden bir bulantı. Gitmek isteyip cesaret edememek. Kıyasıya savaşan yaşam ve ölüm dürtüleri ile birlikte yapılan türlü savunmalar. Unutmasak yaşayamazdık diye düşündüm mesela ve hayatın oyalanmak için yapılan işlerden ibaret olduğunu. Sonra birden Pozzo geldi. Anlamsızlığını para ve güçle anlamlandırmış egemen sınıf. Yalnız da değil ezilen, karşı çıkamayan, iradesiz köle Lucky ile birlikte. Godot mu ? Hayır gelip gelmediğini söylemeyeceğim. Okuyun, okuyamıyorsanız izleyin 







"- Gidelim. 
- Gidemeyiz. 
- Neden? 
- Godot'yu bekliyoruz."



"Bütün bildiğim şu: saatler geçmek bilmez ve bu koşullarda bizi, vakit geçirmek için türlü türlü -nasıl desem- ilk bakışta makul gözüken, ama zamanla monotonluğa dönüşecek oyunlara başvurmaya zorlar. Böylece aklımızı kaybetmekten kurtulduğumuzu söyleyebilirsin. Kuşkusuz doğru. Ama aklımız uzun süredir dipsiz derinliklerin betimsiz gecelerinde dolanıp durmuyor mu zaten? Bunu bazen soruyorum kendime."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gelişim Dönemleri Işığında Ebeveyn-Ergen Çatışması

“Bugünün gençleri lüksten hoşlanıyor. Kötü davranışlar benimsiyor, olumsuz tutumlar kazanıyor. Beden eğitimi ve sporla ilgileneceklerine boş sözlerle zaman geçiriyorlar. Öğretmenleri önünde bacak bacak üstüne atıp bildiklerini okuyorlar. Misafirin önünde gelişigüzel konuşuyorlar. Yaşlılara saygı göstermiyorlar. Onlar odaya gelince yerlerinden kalkmıyorlar. Sofrada güzel yemekleri kapışıyorlar, çok yiyip içiyorlar.”
Sadece bu çağa özgüymüş gibi görünen bu söylemler aslında MÖ 450 yıllarında yaşamış olan Sokrates’e ait. Devirler değişse de cümleler değişmiyor. Eski kuşak, yeni kuşağı benzer sebeplerle eleştiriyor. Bu evrensel ve ortak çatışmanın arka planında iki tarafın yaşadığı adaptasyon sorunun olduğunu düşünüyorum; çocukluktan ergenliğe geçen evlatla, gençlikten yetişkinliğe geçen ebeveynin hem kendi hem de birbirlerinin değişim süreciyle ilgili yaşadığı uyumsuzluk sorunu. Yani yıllardır süren “ergenlik döneminde gencin yaşadığı olağanüstü değişim”i çatışmanın tek sebebi olarak gö…

KÜÇÜK KARA BALIKLAR VE AYRILAMAYANLAR

Sahip olduğum ilk hikaye kitabıydı "Küçük Kara Balık". Ne çok sevmiştim bilseniz! Küçük kara balığın merakıyla meraklanıp, ayrılığıyla hüzünlenmiştim. Gidişi korkutsa da desteklemiştim. Benim için özgürlüğün sembolü olmuştu. Zorlu yolculukların pes etmeyen savaşçısıydı. Aradan yıllar geçti. 4 yıllık bir PDR lisansı, 2 yıllık bir Klinik Psikoloji yüksek lisansı, 3 yıllık bir Psikoterapi Eğitimi ve daha pek çok eğitim sığdırdım ben bu yıllara. Çok okudum, çok araştırdım, çok öğrendim... Öğrendikçe anladım ki her şey küçük kara balığın ayrılmaya karar verdiği anda başlıyor. O kararı veremediğin zaman hayat senin hayatın olmaktan çıkıyor. Annenin, babanın ya da sana bakan ve ayrılamadığın herhangi birinin hayatı oluyor. Yaşın ilerledikçe ayrılamadığın kişiler değişiyor. Bazen öğretmeninden ayrılmak istemiyorsun, bazen sevgilinden... Ayrılmaya karar vermek tek başına kalmak demek çünkü. Kimse tek başına kalmak istemiyor. Ayrılmaya karar vermek belirsizlik demek çünkü. İnsan bilme…

Ilişki Örüntüleri

Merhabalar. Gecenlerde rastladigim ve cok begendim bir kisa filmi paylasmak istedim bugun. Bu kisa filmde sağlıklı/sağlıksız bircok iliski turunu bulabilirsiniz. Sevgi diye tanimlanan ancak  ozunde bir otekini görmeden sadece bireysel ihtiyaclar yuzunden  yapilan davranislar var. Gecmisten getirdikleri yuzunden bir turlu gercek bir iliski kurulamayan partnerler ve yalitilmis hayatlar var. Ucarak baslayip, cakilarak sonlanan gercekten kopuk iliskiler var. Narsisist, borderline, sizoid ve nevrotik dedigimiz kisilik yapilari ve hapsolduklari donguleri var. Birbirini anlamaya calisan ve farkli fikirlerden beslenen esit ve saglikli iliski de var.
Anneler, babalar, cocuklar, çiftler... Herkesin kendinden bir seyler bulabilecegine inaniyorum. Iyi seyirler 🎈