Ana içeriğe atla

Mommy ve Bağlanma Üzerine


Mommy , Dolan'ın izlediğim ilk filmi ve rahatlıkla söyleyebilirim ki son filmi olmayacak. Benim gibi geç keşfedenler için sinemanın dahi çocuğu olarak adlandırılan bu genç yönetmen hakkında kısa bir bilgi vermek istiyorum film hakkında konuşmadan önce. Genç çünkü; bu arkadaş 1989 doğumlu, henüz 30 bile dememiş bir yönetmen. Sinemanın dahi çocuğu çünkü; hem yönetip hem de başrol olarak rol aldığı ilk filmi Annemi Öldürdüm ile Cannes Film Festivalinde tam 3 ödül birden kazanmış. Altını çizmek gerekir ki filmi henüz 20 yaşındayken çekmiş. Kariyerini detaylıca okumak isteyenler için şuraya kaynağımı koyup filme geçiyorum :)

Mommy, Dolan'ın 2014 yılında çektiği ve yine Cannes'tan Jüri özel ödülüyle dönen bir eser. Filmin sanatsal değerini işin uzmanlarına bırakarak bir psikolog gözüyle hikayeye geçmek istiyorum. Hikaye annesi Diane ile birlikte yaşayan genç Steve ve bu ikiliye sonradan dahil olan Kyla arasında geçiyor. Sorunlu bir ergen olan Steve bir ıslah evinde yaşarken değişen yasayla birlikte annesiyle yaşamak zorunda kalır ve film başlar.

Steve için konulan teşhis dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ancak arada yüzeysel geçilen bir bağlanma bozukluğundan bahsediliyor ki bence asıl sorun bu. 

Yeni doğan her bebek bilmedikleri bu dünyada kendilerine güvenli bir dayanak arar ve bu anlamda annesine bağlanır. Son dönemde hem psikoterapi ekolleri hem de nörobilimcilerin birçok psikolojik rahatsızlığı bağlanma çerçevesinde yorumlamaktadır. Temelde iki tür bağlanma vardır: güvenli ve güvensiz. Filmde buram buram güvensiz bağlanma koktuğu için kısaca bunu konuşalım istiyorum.

Güvensiz bağlanmayı kendi içinde 2'ye ayırabiliriz : Kaygılı ve Kaçıngan. Burda kaygılı bir bağlanma stilinin bulunduğunu söyleyebiliriz çünkü anne duygu regülasyonunu sağlayabilecek güçte değil ve çocuk için güvenli bir dayanak olmaktan çok uzak. Duygularını verbalize edememesi, değişken tepkileri ve kendi güvensiz bağlanma stili Steve'yi "sorunlu" bir ergen yapmaya yetmiş görünüyor. Sınırların çizilmediği, anne çocuğun tam olarak ayrışamadığı bu ailede bağlanmanın arkasından olmasını beklediğimiz ayrılma ve bireyleşme evresinin de sağlıklı bir biçimde yapılmadığı görüyoruz. Zira annemiz Steve'nin odasında kapı çalmadan girebiliyor, mastürbasyonu hakkında konuşabiliyor ve ensestiyöz birtakım yakınlaşmalara yol açabiliyor.

Annede gördüğümüz borderline kişilik örüntüsü öfke nöbetleri ve intihar teşebbüsleriyle oğluna miras kalıyor. 

Peki bu kısır döngü kırılabilir mi? Cevap veriyorum: Evet!

Ergenlik ailenin verdiği sorunlu davranış örüntüsünü değiştirmek için insana verilmiş bir şanstır ki isyan bunun en önemli adımıdır. Ergen isyanı, ergenin kendini bulmak için attığı bir çığlıktır. Hele de aileden kopuşu destekleyecek uygun rol modeller varsa çevrede tadından yenmez. Kyla bu anlamda bir destekçi oldu Steve için ancak filmde gizli kalan kendi sorunları sebebiyle belki de, yeterli olmadı.

Çok detay vermedim değil mi? Tavsiyemdir, izleyin :)

Ha unutmadan konuya ilgisi olanlar, yıllarca bu çocuklarla çalışarak kendi kuramını oluşturan Masterson'dan Gerçek Kendilik kitabını okuyabilir.

Görüşmek üzere !

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KÜÇÜK KARA BALIKLAR VE AYRILAMAYANLAR

Sahip olduğum ilk hikaye kitabıydı "Küçük Kara Balık". Ne çok sevmiştim bilseniz! Küçük kara balığın merakıyla meraklanıp, ayrılığıyla hüzünlenmiştim. Gidişi korkutsa da desteklemiştim. Benim için özgürlüğün sembolü olmuştu. Zorlu yolculukların pes etmeyen savaşçısıydı. Aradan yıllar geçti. 4 yıllık bir PDR lisansı, 2 yıllık bir Klinik Psikoloji yüksek lisansı, 3 yıllık bir Psikoterapi Eğitimi ve daha pek çok eğitim sığdırdım ben bu yıllara. Çok okudum, çok araştırdım, çok öğrendim... Öğrendikçe anladım ki her şey küçük kara balığın ayrılmaya karar verdiği anda başlıyor. O kararı veremediğin zaman hayat senin hayatın olmaktan çıkıyor. Annenin, babanın ya da sana bakan ve ayrılamadığın herhangi birinin hayatı oluyor. Yaşın ilerledikçe ayrılamadığın kişiler değişiyor. Bazen öğretmeninden ayrılmak istemiyorsun, bazen sevgilinden... Ayrılmaya karar vermek tek başına kalmak demek çünkü. Kimse tek başına kalmak istemiyor. Ayrılmaya karar vermek belirsizlik demek çünkü. İnsan bilme…

HERKÜL

Kedileri sever misiniz? Şöyle pamuk gibi beyaz bir İran kedisi ya da seçkin bir British? Evet ben de severim. Hatta son yıllarda bir tane edinmek istiyordum ama sağlıklı ve güzel olmalıydı. Sosyal medyada paylaşılan, yardım istenen kedilerden değil. Ne büyük yanılgı !  Bayram için bulunduğum Eskişehirde, amcamlarla birlikte mangal yapmak için gittiğimiz çiftlik evimizde anladım. O gün tanıştığım Herkül sayesinde. Herkül dediğime bakmayın. Bir gözü iltihaplı, diğer gözü resmen dışarda, götürdüğümüz veterinerin söylediğine göre 2 aylık olan cılız bir kedi Herkül. Bu ismi bir kedi kafesinde çıkmayan sesiyle bana korkusunu anlatmaya çalışırken, artık tutamadığım gözyaşlarımla verdim. İsimler yazgıyı belirler derler ya, güçlü olsun diye dualar eşliğinde verdim.  Herkül'ün bir de kardeşi var, daha sağlıklı ama onun da gözleri problemli. karşılaştıktan bir gün sonra kuzenim ve kardeşimle hayvan barınağına götürdük. Bu konulardan pek anlamadığımız için en iyi yer orası olur diye düşündük.…

ÖLÜMÜ ANLAMAK / ANLATMAK

"Ölüm karşısında herkes acemidir; ben de öyleyim. Hala hayattaysanız aziz okur, şansınız var : Acemi şansı. "
Murat Menteş
Hakkında söylenen milyonlarca söze rağmen çoğu zaman kör noktamızda bulunan bir gerçekten söz etmek istiyorum. Her ne kadar bir gün deneyimleyeceğimiz bilgisine sahip olsak da, bir türlü hissedemediğimiz ve hissetmemek için de bütün savunmalarımızı kullandığımız bir gerçek: Ölüm ve çocuğa ölümü anlatmak.

İnsanlık tarihine baktığımızda her şeyi bilmek, önceden kestirebilmek ve kontrol etmekle ilgili isteğimizin deterministik bir bilim anlayışını doğurduğunu görüyoruz. Bu bilimsel anlayış bize aynı nedenlerin aynı sonuçlara sebep olduğu görece güvenli bir dünyayı vaadediyordu. Fakat izafiyet teorisinin ortaya çıkışıyla dünyanın böyle bir yer olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldık. Yeni bilimsel paradigma dünyanın  kendini her an yeniden şekillendiren, aynı nehirde iki kez yıkanmanın mümkün olmadığı bir belirsizlikten söz etti bize. İşte çağımız insa…