Ana içeriğe atla

ÖLÜMÜ ANLAMAK / ANLATMAK



"Ölüm karşısında herkes acemidir; ben de öyleyim. Hala hayattaysanız aziz okur, şansınız var : Acemi şansı. "

Murat Menteş

Hakkında söylenen milyonlarca söze rağmen çoğu zaman kör noktamızda bulunan bir gerçekten söz etmek istiyorum. Her ne kadar bir gün deneyimleyeceğimiz bilgisine sahip olsak da, bir türlü hissedemediğimiz ve hissetmemek için de bütün savunmalarımızı kullandığımız bir gerçek: Ölüm ve çocuğa ölümü anlatmak.

İnsanlık tarihine baktığımızda her şeyi bilmek, önceden kestirebilmek ve kontrol etmekle ilgili isteğimizin deterministik bir bilim anlayışını doğurduğunu görüyoruz. Bu bilimsel anlayış bize aynı nedenlerin aynı sonuçlara sebep olduğu görece güvenli bir dünyayı vaadediyordu. Fakat izafiyet teorisinin ortaya çıkışıyla dünyanın böyle bir yer olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldık. Yeni bilimsel paradigma dünyanın  kendini her an yeniden şekillendiren, aynı nehirde iki kez yıkanmanın mümkün olmadığı bir belirsizlikten söz etti bize. İşte çağımız insanın böyle bir dünyada var olma çabası anksiyeteye, geçici olarak varolduğunu bilmesi ise anlamsızlığa sebep olmaya başladı. Belirsizliğin ve anlamsızlığın hakikatin tam kalbinde olduğu bir dünyaya tahammül etmekse günümüz insanının en büyük trajedisi belki de.

Peki bu trajedinin içinde insan ne yapar?

Ölümü kabul etmeyerek tüm savunmalarını kullanabilir.
Çaresizliğin olduğu yerde en kolay savunmadır inkar. Bilişsel bir inkardan bahsetmiyorum. Öleceğimizi hepimiz biliriz ama duygusal olarak bunu hissettiğimiz anlar sınırlıdır. Böyle olaylar genelde başkalarının başına gelir çünkü. Ölümle yüzleşmektense bir obsesyon yaratıp tedavi için bir ömür harcamayı tercih edebilir bilinç dışı. Ya da durduğu an düşeceği anlamsızlık hissinden kaçmak için peş peşe kendisine zarar veren ilişkiler kurabilir. Rank, insanların büyük bir kısmının ölüm borcundan kaçmak için hayat kredisini reddettiğinden bahsederken sanırım bunu anlatmak istiyor.

Ölümü, belirsizliği kabul ederek kendi varoluş amacını kendi anlamlarını oluşturarak bulabilir.
Bunu yapmanın yazmaktan çok daha zor olduğunu biliyorum. İnsan ölümü hissettiği an varoluşuyla acı bir şekilde yüzleşir. Bir şekilde dünyadadır. Neden bulunduğunu bilmez ama öleceğini bilir. Tam bir kaos. Bu kaosa girmeden ölümü kabul etmek zordur. Varoluşçu psikoterapi dediğimiz ekol işte bu noktada psikoloji dünyasına girer ve der ki ; ölümün fizikselliği bireyi yok etse de ölüm fikri onu koruyabilir. Yani ölümün varlığıyla bir kere yüzleşen insan yaşadığı her ana daha çok kıymet verir çünkü ölecektir. İnsan dünyada yaşadıklarının kendi tercihi olduğunu kabul eder ve kendi anlamlarını oluşturma sorumluluğunu üstüne alırsa bu dünyada kendi varoluşunu tamamlamış olur.

Peki yetişkinler için bile bu kadar kompleks olan bir kavram bir çocuğa nasıl anlatılmalı?

Ölümü çocuğa anlatmanın önündeki en büyük engel yukarıda bahsettiğim üzere yetişkinin ölümü kavrayış ve karşılayış biçimidir. Bir çocuğa ölümü anlatmadan önce kendi ölüm düşüncemizin savunmalardan arınmış olduğundan emin olmamız lazım. Sıra çocuklara geldiğindeyse çocuğun yaşı, şartları önem kazanır .

Çocuklar nesne sürekliliği oluşana dek bir nesnenin ortadan kayboluşunu kavrayamaz. Süreklilik (canlılık, var olmak) ve ortadan kaybolmak (yok olmak, ölüm) çocuğun gelişiminde ölümü kavraması açısından önemlidir. Yok olan nesnenin tekrar ortaya çıkışının mümkün olmadığını kavradıkça çocuk ölümü düşünmeye başlar. İyi bir gözlemciyseniz çocukların oyunlarından bu düşüncelerin başladığını anlayabilirsiniz. Silahlarla ateş ettikleri, öldürdüm seni diye sevinç çığlıkları attıkları anları düşünün. Hayatla oynama ihtiyacından doğan bu kurgular çocuklar için çok keyiflidir. Silah, bıçak vb. oyuncaklarla ilgili olumsuz bazı görüşler olsa da bu oyuncaklar çocuğun öfkeyi ve ölümle ilgili kaygıları bu oyunlar uzerinden ifade ederek rahatlamasını sağlamaktadır. Unutmayın oyun gerçek değildir.

Gelişim evrelerine baktığımızda 3 yaşından önce ölüm sadece kaybedilen nesneye duyulan özlem olarak gözlenebilir.  3 yaşından itibaren bir yakının, evcil hayvanın kaybı, televizyonda görülen, duyulan ölümler  çocuğu ölüm hakkında sorular sormaya iter. Hazırlıksız yakalanılan bu sorulara cevap vermek ebeveynler için güç olabilir ama çocuk ölümden söz etmeye başladığı andan itibaren çocuğa ölüm anlatılmalıdır.

Çocuğa ölüm kavramı anlatılırken ölümle ilgili gerçek bilgiler verilmelidir. Çocuğunuz size artık hareket etmeyen balığını gördüğünü söyleyebilir ve merakla sizden bunun açıklamasını isteyebilir. Bu açıklamayı yaparken kullandığınız kelimeler çok önemli. Ölümü uyumak, ayrılmak, gitmek gibi o an gerçek olmayan eylemlerle eşlememesi için balığının öldüğünü söyleyemelisiniz. Ölümün ne demek olduğunu sorduklarındaysa olabildiğince gerçek cevapları verip olayı geçiştirmekten kaçınmalısınız.

"Ölüm yaşamın bitmesidir.
Ölen canlı çevresiyle ilişki kuramaz, konuşamaz, göremez, duyamaz, yemek yiyemez.
Ölen bir canlı geri dönemez.
Her canlı bir gün mutlaka ölür"

Burda çocuk canlı ve cansız olma durumunu ayırt edemeyebilir. Somut örneklerle bu konuyu çocuğun zihninde berraklaştırmak mümkündür.

Ölümle yüzleşen çocuğa ölüm sebebini basit ifadelerle anlatılmak gerekir. Ölüm yetişkinlerde olduğu gibi çocuklar için de sırlı bir konudur. Sebeplerin belirsizliği çocukta korkulara sebep olabilir. Korkutucu detaylara inilmeden ölüm sebepleri çocuklara anlatılabilir.

Çocuk psikanalisti  Françoise Dolto ölüm kaygısının iletişimsiz kalma kaygısından doğduğunu söyler. Bu yüzden çocuğun ölümle ilgili duygularını ifade etmesini sağlamak da çocuk için çok önemlidir. Yakın birinin kaybı çocuğun ölümle ilk ciddi yüzleşmesidir. Bu dönemde hem kendisinin hem de anne babanın ölümüyle ilgili yoğun korkular yaşayabilir. Korkularını aşmak için paylaşmaya ihtiyaç duyar ve ölüm hakkında aldığı bilgileri işlemlemesi için tekrar tekrar sorular sorar.
Bu aşamada bazı anne babalar bu döngüye dayanamayabilir, bir inkar sistemiyle kendilerinden ve çocuklarından ölümü uzak tutarak çocuğun korkusunu yatıştırmaya çalışır.  Aslında yatıştırılan tek kişi çocuk değildir, ebeveyndir aynı zamanda. Ancak bu savunmanın gerçeğe dayanmama ve her an yıkılma gibi bir riski vardır ki derin bir travmaya sebep olabilir. Ben her zaman senin yanında olacağım hiç ölmeyeceğim diyen bir annenin kaybının çocukta açtığı yara tahmin bile edilemez. Çocuğunuzun acısını paylaşın, korkularını dinleyin, sarılın, öpün ama gerçeği inkar eden bir yaklaşımdan kaçının. İletişimsizliğin çocuk için ölümden daha korkunç olduğunu sakın unutmayın ve  tekrar tekrar anlatmaktan vazgeçmeyin !

"Çocuk: Hayvanlar da ölür mü?
Anne: Evet tüm canlılar bir gün mutlaka ölür.
Çocuk: Ben ölmek istemiyorum. senin ölmeni de istemiyorum.
Anne: Hepimiz öleceğiz ama birlikte daha çok vakit geçirmek için ikimiz de kendimize çok iyi bakabilir, son anımıza kadar dolu dolu yaşayabiliriz. Anılarımız varolduğumuz sürece bizimle olacak."

Çocukların ölümle ilgili merak ettiği bir diğer konuysa ölümden sonrasıdır. Bu sorulara karşılık ölümle ilgili inançlar çocukla paylaşılabilir. İnandıklarınızı, somut terimlerle anlatarak yaşına uygun cevaplar verebilirsiniz. Burda çocukların bazı soyut kavramları bizim anladığımız gibi anlamadığına dikkat etmemizde yarar var. Fazladan verilen bilgiler çocukta korkulara sebep olabilir. Çocuğun ölümden sonra bedene yapılan işlemlerle ilgili korkuları da çok sık rastlanan bir durumdur. Yine öldükten sonra bedenin canlı olmayacağı için yapılan şeyleri hissetmeyeceği somut örneklerle anlatılabilir. Mesela anne eline bir eldiven giyerek, "Şuan elime iğne batırırsam canım acıyabilir ama sadece eldivene iğne batırırsam bunu hissetmem. Bedenimiz de öldükten sonra bu eldiven gibidir. Yapılanları hissetmez." şeklinde bir etkinlikle durumu anlatabilir.

Kayıp durumlarında nelere dikkat etmeli?

* Ölüm haberini vermekle ilgili yanlışlardan biri bunu bir psikoloğun vermesini talep etmektir. Böyle bir olay çocuğun ölümü olağan akış içinde kabul etmesini engeller. Haber çocuğa hiç tanımadığı bir psikolog tarafından değil, zor olsa da çocuğa duygusal olarak en yakın kişi tarafından en kısa zamanda verilmelidir. Zaten böyle bir durumda çocuk çevresindeki kaosun farkındadır, çevresindeki yetişkinlerin tüm duygularını almaktadır. Bu haberi vermek çocuğun zihninin netleşmesini sağlar.

* Yaşanılan yas çocuğa duygusal olarak kaldırabileceği ölçüde gösterilmeli ve çocuğun da kendi yasını yaşamasına izin verilmelidir.

* Çocuğun 6 yaş öncesinde cenaze törenine gitmesi uygun olmayabilir. 6 yaşından büyükse isteğe binaen götürülmesi, ölen kişiyle vedalaşması yasın patolojik döngüye girmesini engelleyebilir. Eğer törene katılmak istemiyorsa zorlanmamalıdır.

Kayıp yaşayan bir çocuk için hangi durumlarda yardım alınmalı?

Uzun süre devam eden,

* Yoğun korku ve kaygılar
* Alt ıslatma, parmak emme gibi regresyon belirtileri
* Yakınlarından ayrılmaya karşı aşırı tepki
* Anlaşılmayan öfke nöbetleri, saldırganlık
* Okul başarısındaki düşüş
* Oyunlarda ve gündelik hayatta gözlemlenen tekrarlanan takıntılı davranışlar
* Dikkat dağınıklığı
* Fiziksel bir sebebi olmayan karın ve baş ağrıları, mide bulantıları, varsa bir uzmandan yardım almalısınız.

Uzm. Psk. Ebru YURDALAN 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gelişim Dönemleri Işığında Ebeveyn-Ergen Çatışması

“Bugünün gençleri lüksten hoşlanıyor. Kötü davranışlar benimsiyor, olumsuz tutumlar kazanıyor. Beden eğitimi ve sporla ilgileneceklerine boş sözlerle zaman geçiriyorlar. Öğretmenleri önünde bacak bacak üstüne atıp bildiklerini okuyorlar. Misafirin önünde gelişigüzel konuşuyorlar. Yaşlılara saygı göstermiyorlar. Onlar odaya gelince yerlerinden kalkmıyorlar. Sofrada güzel yemekleri kapışıyorlar, çok yiyip içiyorlar.”
Sadece bu çağa özgüymüş gibi görünen bu söylemler aslında MÖ 450 yıllarında yaşamış olan Sokrates’e ait. Devirler değişse de cümleler değişmiyor. Eski kuşak, yeni kuşağı benzer sebeplerle eleştiriyor. Bu evrensel ve ortak çatışmanın arka planında iki tarafın yaşadığı adaptasyon sorunun olduğunu düşünüyorum; çocukluktan ergenliğe geçen evlatla, gençlikten yetişkinliğe geçen ebeveynin hem kendi hem de birbirlerinin değişim süreciyle ilgili yaşadığı uyumsuzluk sorunu. Yani yıllardır süren “ergenlik döneminde gencin yaşadığı olağanüstü değişim”i çatışmanın tek sebebi olarak gö…

Ilişki Örüntüleri

Merhabalar. Gecenlerde rastladigim ve cok begendim bir kisa filmi paylasmak istedim bugun. Bu kisa filmde sağlıklı/sağlıksız bircok iliski turunu bulabilirsiniz. Sevgi diye tanimlanan ancak  ozunde bir otekini görmeden sadece bireysel ihtiyaclar yuzunden  yapilan davranislar var. Gecmisten getirdikleri yuzunden bir turlu gercek bir iliski kurulamayan partnerler ve yalitilmis hayatlar var. Ucarak baslayip, cakilarak sonlanan gercekten kopuk iliskiler var. Narsisist, borderline, sizoid ve nevrotik dedigimiz kisilik yapilari ve hapsolduklari donguleri var. Birbirini anlamaya calisan ve farkli fikirlerden beslenen esit ve saglikli iliski de var.
Anneler, babalar, cocuklar, çiftler... Herkesin kendinden bir seyler bulabilecegine inaniyorum. Iyi seyirler 🎈

KÜÇÜK KARA BALIKLAR VE AYRILAMAYANLAR

Sahip olduğum ilk hikaye kitabıydı "Küçük Kara Balık". Ne çok sevmiştim bilseniz! Küçük kara balığın merakıyla meraklanıp, ayrılığıyla hüzünlenmiştim. Gidişi korkutsa da desteklemiştim. Benim için özgürlüğün sembolü olmuştu. Zorlu yolculukların pes etmeyen savaşçısıydı. Aradan yıllar geçti. 4 yıllık bir PDR lisansı, 2 yıllık bir Klinik Psikoloji yüksek lisansı, 3 yıllık bir Psikoterapi Eğitimi ve daha pek çok eğitim sığdırdım ben bu yıllara. Çok okudum, çok araştırdım, çok öğrendim... Öğrendikçe anladım ki her şey küçük kara balığın ayrılmaya karar verdiği anda başlıyor. O kararı veremediğin zaman hayat senin hayatın olmaktan çıkıyor. Annenin, babanın ya da sana bakan ve ayrılamadığın herhangi birinin hayatı oluyor. Yaşın ilerledikçe ayrılamadığın kişiler değişiyor. Bazen öğretmeninden ayrılmak istemiyorsun, bazen sevgilinden... Ayrılmaya karar vermek tek başına kalmak demek çünkü. Kimse tek başına kalmak istemiyor. Ayrılmaya karar vermek belirsizlik demek çünkü. İnsan bilme…