Ana içeriğe atla

KÜÇÜK KARA BALIKLAR VE AYRILAMAYANLAR

Sahip olduğum ilk hikaye kitabıydı "Küçük Kara Balık". Ne çok sevmiştim bilseniz! Küçük kara balığın merakıyla meraklanıp, ayrılığıyla hüzünlenmiştim. Gidişi korkutsa da desteklemiştim. Benim için özgürlüğün sembolü olmuştu. Zorlu yolculukların pes etmeyen savaşçısıydı. Aradan yıllar geçti. 4 yıllık bir PDR lisansı, 2 yıllık bir Klinik Psikoloji yüksek lisansı, 3 yıllık bir Psikoterapi Eğitimi ve daha pek çok eğitim sığdırdım ben bu yıllara. Çok okudum, çok araştırdım, çok öğrendim... Öğrendikçe anladım ki her şey küçük kara balığın ayrılmaya karar verdiği anda başlıyor. O kararı veremediğin zaman hayat senin hayatın olmaktan çıkıyor. Annenin, babanın ya da sana bakan ve ayrılamadığın herhangi birinin hayatı oluyor. Yaşın ilerledikçe ayrılamadığın kişiler değişiyor. Bazen öğretmeninden ayrılmak istemiyorsun, bazen sevgilinden... Ayrılmaya karar vermek tek başına kalmak demek çünkü. Kimse tek başına kalmak istemiyor. Ayrılmaya karar vermek belirsizlik demek çünkü. İnsan bilmek istiyor. Bildiğin cehennem bilmediğin cennetten iyidir derler ya. Hah, işte tam da o sebepten.

Sonra bir gün fark ediyorsun, bedelini ödemekten korktuğun için yaşayamadığın hayatın kayıp gitmiş ellerinden. Annen sana kırılmasın diye, sevgilin seni terk etmesin diye, patronunun sevgisi azalmasın diye sustuğun her şey boğazında düğümlenmiş hesap soruyor. Ve o an yanında kimse yok. İronik bir şekilde tek başına kalmamak için yaptığın her şey seni tek başına bırakmış. Daha da kötüsü içine düştüğün yalnızlıkta kendini bile hissedememen. Var edemediğin benliğin, tüm sahteliğiyle karşında. Aranızda derin uçurumlar var. Kendine o kadar uzaksın ki...

Bu yüzleşme çok acı, çekirdekte kalan kimlik kırıntısı için. Yemezsin, içmezsin, gezmezsin, tozmazsın, sevinmezsin, üzülmezsin, öfkelenmezsin, yaşamazsın... Bir psikiyatriste gidersen ya da götürürlerse seni depresyon tanısını alırsın. Çeşit çeşit ilaçlar kullanırsın. Geçer gibi olur geçmez.
Aslında karar vermen için bir şans daha vermiştir hayat sana. Gerçekten yaşamayı seçmen için bir şans...

Yıllardır ötelediğin ayrılığı tüm aşamalarıyla yaşamak seçeneklerden biridir. Bu zor olanıdır. Önce kaybettiğin yıllarla yüzleşmen gerekir. Kayıp karşısında duyulan yas aşamalarını tüm zorluğuyla yaşarsın. Sonunda doğrusuyla yanlışıyla kabul edersin. Önünde sadece gelecek yılların vardır şimdi. Bir çocuğun coşkuyla, aşkla baktığı, nasıl çalışacağını bilmeden, bir yandan da kırmamak için gözünden sakınarak tuttuğu bir oyuncak gibi tutarsın ellerinde pırıl pırıl gelecek yıllarını. Hayatını istediğin gibi kullanma konusunda özgürsün artık. Belki de ilk defa gerçekten deneyimleyeceğin bu duygu sorumluluk da getirir beraberinde. Yeni hayatında tercih ettiğin her şeyin sorumluluğu sana aittir. Başlarda zorlanabilirsin. Yıllarca kolaylıkla yaptığın şeyler bile azaba dönüşebilir. Karar vermenin dayanılmaz ağırlığı... Ne olacağını bilmezsin. Her tercihte tekrar tekrar kırılabilirsin , yorulabilirsin ama sana ait olan bir kimlik, sana ait olan kararlarla oluşturduğun bir hayatın olur. Yıllarca korktuğun yalnızlığınla yaşamayı öğrenebilirsin mesela. Yalnız kaldığında yapıştığın yeni bir sevgiliye, tükettiğin sınırsız yemeğe, deli gibi alışverişe, alkolle rahatlamaya ve kaygıyla yapılan hiçbir "aşırı" davranışa ihtiyaç duymazsın. Kendini hırpalamazsın. Dinginlik vardır. Kabul vardır. Huzur vardır.

Diğer seçenek hayatına sahte haliyle devam etmektir. O kısmı biliyorsunuz zaten.

Uzm. Psk . Ebru YURDALAN 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

ÖLÜMÜ ANLAMAK / ANLATMAK

"Ölüm karşısında herkes acemidir; ben de öyleyim. Hala hayattaysanız aziz okur, şansınız var : Acemi şansı. "
Murat Menteş
Hakkında söylenen milyonlarca söze rağmen çoğu zaman kör noktamızda bulunan bir gerçekten söz etmek istiyorum. Her ne kadar bir gün deneyimleyeceğimiz bilgisine sahip olsak da, bir türlü hissedemediğimiz ve hissetmemek için de bütün savunmalarımızı kullandığımız bir gerçek: Ölüm ve çocuğa ölümü anlatmak.

İnsanlık tarihine baktığımızda her şeyi bilmek, önceden kestirebilmek ve kontrol etmekle ilgili isteğimizin deterministik bir bilim anlayışını doğurduğunu görüyoruz. Bu bilimsel anlayış bize aynı nedenlerin aynı sonuçlara sebep olduğu görece güvenli bir dünyayı vaadediyordu. Fakat izafiyet teorisinin ortaya çıkışıyla dünyanın böyle bir yer olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldık. Yeni bilimsel paradigma dünyanın  kendini her an yeniden şekillendiren, aynı nehirde iki kez yıkanmanın mümkün olmadığı bir belirsizlikten söz etti bize. İşte çağımız insa…

BENİ GÖRÜN!

Teşhircilik, gerek görsel medyada gerek sosyal medyada farklı olaylarla karşımıza çıkmaya devam ediyor. Başlangıçta fotoğraflarla sınırlı olan teşhir, video kanallarının yaygınlaşmasıyla bu alana da sıçradı. Genellikle ürün tanıtımlarının yapıldığı videolar, kanal  belli bir izleyici kitlesine ulaştıktan sonra sahibinin bir gününe eşlik edilebilen vloglara evrildi ve biz 5 yıl önce hayretle karşılacağımız türden paylaşımlara güler geçer olduk. Bu paylaşımlar bazı kişi, kurum ve çalışma alanları açısından çıkar ilişkisiyle açıklanabilir ancak bu çıkar ilişkisi sergilenen davranışın altındaki dinamikleri açıklamaya yetmez. Bu davranışı açıklamak için öncelikle insandaki aynalanma ihtiyacını görmek gerekir.

Peki nedir bu aynalanma ?

Aynalanma, kendilik kuramının kurucusu Heinz Kohut tarafından kuramın merkezine konulmuş bir kavramdır. Kohut'a göre tüm çocuklar narsisistir. Her davranışının ve de duygusunun kendisine bakım veren tarafından görülmesini, kabul edilmesini ister. Özellik…