20 Kasım 2017 Pazartesi
16 Kasım 2017 Perşembe
14 Kasım 2017 Salı
OYUN TERAPILERI
ÇOCUK PSİKOTERAPİLERİ
Çocuk psikoterapileri çocukların ruhsal sıkıntılarını, davranış problemlerini çözmeye yönelik yapılan uygulamaların bütünüdür. Bu uygulamalar bazen grup etkinlikleri şeklinde olabilirken çoğunlukla bireysel görüşmelerle ilerler. Çocuklarla yapılan bireysel görüşmeler yetişkinlerle yapılan görüşmelerden kullanılan araç bakımından farklıdır. Bu farklılığın temel sebebi çocukların soyut işlem dönemine henüz geçememiş olmasıdır. Bu nedenle kendilerini anlatmak için somut nesnelere ihtiyaçlar duyarlar. Yetişkinler duygu ve düşüncelerini konuşmalar üzerinden yürütürken çocuklar kendilerini somut olarak oyunla anlatırlar. Bu sebeple bireysel görüşmelerde kullanılan teknik çoğunlukla oyun terapileridir
Oyun terapileri kendi içinde genel olarak iki başlıkta toplanabilir. Birincisi yönlendirici olmayan oyun terapileri ikincisi ise yönlendirici oyun terapileridir.
OYUN TERAPİSİ TÜRLERİ
1. Yönlendirici olmayan oyun terapileri
Bu terapiler çocukların kendi oyununu kendisinin kurmasına olanak sağlar. semptom odaklı ilerlemezler. Aksine semptomdan bağımsız olarak çocuğun getirdiği malzemeye yönelik yapılan müdahaleleri kapsar. Çocuk seçtiği oyuncakla, kurduğu oyunla metaforik olarak kendini ve sıkıntı yaşadığı konuyu anlatırlar. Oyun terapisti de aynı metaforla karşılık vererek terapötik müdahalalerini yapar. Tüm yönleriyle, tüm duygularıyla kabul edilen çocuk yine oyunlar üzerinden kendi kendini iyileştiren bir süreçten geçer. Çocuk her yönüyle kabul edilir. Hazır olmadığı bir konuya odaklanılmaz. Sınır ve kurallar önemlidir ancak gerekmedikçe kullanılmaz.
Yönlendirici olmayan oyun terapileri kendi içinde çeşitlilik gösterir. Çocuk merkezli oyun terapisi, deneyimsel oyun terapisi bu grupta sayılabilir.
2. Yönlendirici oyun terapileri
Bu terapilerde çocuk öncelikle bir değerlendirme sürecinden geçer ve sorun olarak belirlenen konuyla ilgili terapist tarafından seçilen oyunlar uygulanır yahut çocuğun kurduğu oyuna müdahale eden yönlendirmeleri içerir.
Bilişsel davranışçı oyun terapileri, theraplay yönlendirici oyun terapileri içinde sayılabilir.
Bazı oyun terapileriyse daha bütüncül bir yaklaşımla bazen yönlendirici bazense yönlendirmesiz olarak ilerler. Jungcu oyun terapileri ise bu grupta sayılabilir. Bu oyun terapisi bazen çocuğu sadece aynalayarak ilerlerken, bazen hikayelerle ya da verilen konularla çocuğu yönlendirebilir.
OYUN TERAPİSİ HANGİ YAŞ GRUPLARINA UYGULANIR?
Oyun terapileri uygulanırken kullanılan tekniğe göre çalışma koşulları değişse de genel olarak uygulanan yaş grubu 2-12 yaştır. Daha küçük çocuklarda çoğunlukla aile ile çalışılır. Özellikle filial terapiler ailenin oyun terapileri konusunda yetkinlik kazanmasını sağlayarak aile ile çocuğun arasındaki ilişkiyi düzenler.
OYUN TERAPİSİ SEANS SÜRELERİ VE SÜRECE GENEL BİR BAKIŞ
Oyun terapisinde bir seans 50 dakika sürmektedir. Bu süreyi kullanım kullanılan tekniğe göre değişkenlik gösterebilir. Bazen süre aileyle çocuk arasında bölüştürülebileceği gibi bazen tamamı çocuğa ayrılıp belli seanslardan sonra aileyle ayrıyeten seanslar düzenlenebilir. Bazense seanslar hem çocuğun hem ailenin katılımıyla gerçekleştirilebilir.
Oyun terapisinin kaç seans süreceği ailelerin aklına takılan bir diğer konudur ancak bu sorunun net bir cevabı yoktur. Çocuğun problemine, kişilik yapısına, mizaç özelliklerine göre değişkenlik gösterebilir ama süreci genel olarak keşif, test etme, bağlanma, büyüme ve ayrılma şeklinde bölümlere ayırabiliriz. Keşif sürecinde çocuk hem oyun odasını, hem oyun terapistini hem de orda ne yapıldığını anlamaya çalışır. Keşif aşaması ortalama 3 seans sürer. Sonrasında gelen test aşaması ise çocuğun oyun terapistinin güvenirliliğini ölçtüğü aşamadır. Çocuk terapiste onu sıkıntıya sokan konuları paylaşacaktır. Bunlar sadece oyun üzerinden canlandırılsa da o oyun çocuk için çok şeydir. Ve her haliyle kabul edileceğine inanmadan paylaşım yapamaz. Çocuk güvenirliğinden emin olduğu oyun terapistine bağlanır. Problemin çözüldüğü aşama bağlanma aşamasıdır. Çocuk ruhunda sıkıntı yaratan olayları oyunlarına taşır. Defalarca üzerinden geçerek duygusal anlamda bir boşaltım sağlar. adeta bir deşarj alanıdır oyun odası. Bu süreçte oyunlar yavaş yavaş form değiştirerek bize iyileşmenin haberini verirler. İyileşme bir diğer anlamıyla terapötik büyüme anlamına gelir. İyileşme olduktan sonra sonlandırma aşamasına geçilir. Bu aşamada zaten çocuk bunun sinyallerini verir. Çocuk için ayrılmanın vakitlice yapılması, çocuğun bu sona hazırlanması çok önemlidir. Birden bire yapılan ayrılık çocuğun güvenli, kontrol edebildiği dünya algısına zarar verebilir. Sağlıklı bir şekilde ayrılmayı öğrenmesini engeller. Sonlandırma aşaması da 2-3 seans arasında değişir.
OYUN TERAPİSİNİN ÇOCUĞUN OYNADIĞI OYUNLARDAN FARKI NEDİR?
Oyun terapileriyle ilgili en çok merak edilen konulardan biri de çocuğun kendi oynadığı oyunlardan farkının ne olduğudur. Sokak oyunları olarak isimlendirdiğimiz oyunlar çocuk için gerçekten çok önemlidir. İlişki kurmayı bu oyunlarla öğrenirler ancak terapötik oyun bundan farklıdır. İyileşme oyunla olmaz. İyileşme o oyuna şahit olan bir oyun terapisti, onun eleştiriden uzak, kabullenici, merakla anlamaya çalışan, şefkatli tavrı ve uzmanlık gerektiren müdahaleleri ile mümkündür.
OYUN ODASINDA NELER BULUNUR?
Oyuncaklar çocukların kelimeleri olduğu için duygularını anlatacak pek çok oyuncak bulunur. Çocuk regresif oyuncaklarla güven içinde hissettiği yaşa kadar gerileyebilir. Agresyon oyuncaklarıyla içinde yaşadığı öfkeyi sağlıklı bir şekilde dışarıya yansıtmayı öğrenir. Kaçış oyuncaklarıyla içinde bulunduğu durumdan kaçmayı sağlar ve duygularını regüle etmesine yardımcı olur. Yaratıcılık gerektiren sanatsal oyuncaklarla gelişim sağlar. Kısacası oyun odasında bulunan her bir oyuncak çocuğun bir duygusuna, bir sorunun metaforik anlamına karşılık gelir.
OYUN TERAPİLERİ HANGİ DURUMLARDA KULLANILIR?
- Kaygı bozuklukları, çocukluk korkuları (ayrılık anksiyetesi, gece korkuları, karanlık korkusu, hayvan korkuları…)
- Çocukluk depresyonu
- Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
- Uyku bozuklukları
- Beslenme bozuklukları
- Dışa atım bozuklukları (alt ıslatma, dışkı kaçırma, tuvalet tutma)
- Tırnak yeme, parmak emme gibi davranış bozuklukları
- Kardeş kıskançlığı
- Kayıp, yas
- Boşanmaya adaptasyon
- Tüm uyum ve davranış problemleri
- Bağlanma ve ayrılma problemleri
- Travmatik yaşantılar, travma sonrası stres bozuklukları (aile içi şiddete maruz kalmış ya da şahit olmuş çocuklar, cinsel istismar yaşamış çocuklar, ihmal edilmiş çocuklar)
- Seçici konuşmazlık (selektif mutizm)
- Sosyal problemler (içe kapanıklık, iletişim güçlükleri, özgüven problemleri)
- Duygu düzenlemeyle ilgili problemler, öfke kontrolü
- Otizm, özel öğrenme güçlüğü ( özel eğitimi ve tıbbi tedaviyi destekleme yönelik çalışılabilir)
oyun terapisinin çalıştığı konulardır.
Psikotik bir durum (çocukta halisünasyonlar-paranoyalar varsa, çocukluk şizofrenisi, çocukluk çağı bipolar bozukluğu) ve ciddi tavır bozuklukları varsa tıbbi tedavi önceliklidir ancak çocuk oyun terapisiyle desteklenebilir.
Uzman Psikolog - Pedagog Ebru YURDALAN
8 Kasım 2017 Çarşamba
Duygu Odakli Terapi, Alfred ve Golgesi
Duygularimiz bize bir seyler anlatiyor, bizi bir yerlere goturuyor. Duyguya dokunan terapilerle daha kalici sonuclar elde ediliyor. Bu sebeple "Duygu Odakli Terapi", bu sebeple "Alfred ve Golgesi" 🎈
3 Kasım 2017 Cuma
Disleksi Nedir?
Bir yil once 0rtapia kanalinda izlemistim bu kisa filmi. Ve tam da günü gelmisken, yani 1-7 kasım Disleksi Farkindalik Haftasi'nda paylasmak istedim. "Disleksi Nedir?" Sorusunun cevabi cok guzel bir dil ve gorsellerle anlatilmis. Konu disleksi olunca deginmeden gecmeyecegim bir film de var. "Taare Zameen Par" yani "Yerdeki Yildizlar". Izlemeyen hala kaldiysa bu haftanin filmi olsun ☘
Uzman Psikolog/Pedagog Ebru YURDALAN
20 Ekim 2017 Cuma
Gelişim Dönemleri Işığında Ebeveyn-Ergen Çatışması
“Bugünün gençleri lüksten hoşlanıyor. Kötü davranışlar benimsiyor, olumsuz tutumlar kazanıyor. Beden eğitimi ve sporla ilgileneceklerine boş sözlerle zaman geçiriyorlar. Öğretmenleri önünde bacak bacak üstüne atıp bildiklerini okuyorlar. Misafirin önünde gelişigüzel konuşuyorlar. Yaşlılara saygı göstermiyorlar. Onlar odaya gelince yerlerinden kalkmıyorlar. Sofrada güzel yemekleri kapışıyorlar, çok yiyip içiyorlar.”
Sadece bu çağa özgüymüş gibi görünen bu söylemler aslında MÖ 450 yıllarında yaşamış olan Sokrates’e ait. Devirler değişse de cümleler değişmiyor. Eski kuşak, yeni kuşağı benzer sebeplerle eleştiriyor. Bu evrensel ve ortak çatışmanın arka planında iki tarafın yaşadığı adaptasyon sorunun olduğunu düşünüyorum; çocukluktan ergenliğe geçen evlatla, gençlikten yetişkinliğe geçen ebeveynin hem kendi hem de birbirlerinin değişim süreciyle ilgili yaşadığı uyumsuzluk sorunu. Yani yıllardır süren “ergenlik döneminde gencin yaşadığı olağanüstü değişim”i çatışmanın tek sebebi olarak görmüyorum.
Sadece bu çağa özgüymüş gibi görünen bu söylemler aslında MÖ 450 yıllarında yaşamış olan Sokrates’e ait. Devirler değişse de cümleler değişmiyor. Eski kuşak, yeni kuşağı benzer sebeplerle eleştiriyor. Bu evrensel ve ortak çatışmanın arka planında iki tarafın yaşadığı adaptasyon sorunun olduğunu düşünüyorum; çocukluktan ergenliğe geçen evlatla, gençlikten yetişkinliğe geçen ebeveynin hem kendi hem de birbirlerinin değişim süreciyle ilgili yaşadığı uyumsuzluk sorunu. Yani yıllardır süren “ergenlik döneminde gencin yaşadığı olağanüstü değişim”i çatışmanın tek sebebi olarak görmüyorum.
Şimdi her iki gelişim dönemine de Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı’nı temel alarak yakından bakalım.
1) Ergenlik (Kimlik Bütünlüğü-Kimlik Karmaşası)
Yaklaşık olarak 12-18 yaş arasında tanımlanan bu dönemin çatışması rol karmaşasına karşı benlik bütünlüğüdür. Birey kendini psikolojik olarak tanımlamaya başlar çünkü bu yaşa kadar bilişsel gelişimi sadece somut kavramlarla işlem yapmasına olanak verirken, ergenlik dönemiyle birlikte soyut kavramlar da hayatına dahil olmaya başlar. daha önceden kendini sadece somut özellikleri ve ailesinin onu gördüğü şekliyle tanımlarken bu gelişmeyle birlikte duyguları, ilişkileri, tutumları gencin kendini tanımlarken göz önüne aldığı özellikler olur. Ailesinin anlatılarından koparak, kendi soyut kavramlarıyla yeni bir dünya oluşturmaya çalışan gence dünya o kadar kaotik gelir ki keskin genellemelere ihtiyaç duyar. Böylelikle kendi iç dünyasında tutarlılık sağlayacağına inanır. Dünyasının kendi kontrolünde güvenli bir yer olarak algılanması ihtiyacı, fanatik düşüncelerin oluşmasına sebep olur ve bu süreç aslında bu dönem için normaldir. Örneğin bazı siyasi görüşlere mükemmelik atfedip idealize ederken, bazılarını tamamen kötüleyip develüe eder. Bazı kişileri kahraman ilan edip hayatlarına idol olarak alırken, bazılana düşman rolü vermek zorunda kalırlar. Ancak bunu yaparken ortaya çıkan tehlike, henüz soyut kavramlar üzerinde yeterli denetim sağlayamamış olması sebebiyle gencin aşırı genellemelerle, “ya hep ya hiç” gibi bir düşünce tarzı benimsemesidir. Bunun yarattığı sıkıntıyı kendi kimliklerini oluştururken görebiliriz. Bazı yerlerde dışa dönük olamayan ergen, ihtiyaç duyduğu tutarlılıktan dolayı kendini tamamen içe dönük bir kimlik içinde bulabilir. Kendisine bazen içe kapanık bazen dışa dönük olma esnekliğini vermez. Bu tehlike kendi öz değerlendirmesinde, kendine yaptığı haksızlıklarla son bulacağı gibi ilkel bir savunma mekanizması olan bölmeyi devreye sokarak kimliğini bütünleştiremez.
Bu dönemdeki bir diğer değişim de fiziksel ve hormonal gelişimlerdir. Soyut işlemlerle bilişsel aktivitelerin artmasının yanında ergen yeni kazandığı bedenle ilgili de bir uyum sürecinden geçer. Kendi kurduğu dünyasında gittikçe büyük bir yer kaplayan akran grubunda fikirleriyle olduğu kadar değişim içindeki bedeniyle de varolmaya başlar. Bu dönemde ergenlerdeki beden algısı ruhsal yapıyı büyük oranda etkiler. Bedensel olarak dış görünüşünden hoşnut olmayan genç, hem “ya hep ya hiç” düşüncesiyle kendine olumsuz pek çok özellik yükleyerek kendini değersizleştirebilir hem de karşı cinsle ve hemcinsleriyle ilişkilerinde daha pasif ve kaçıngan bir tutum benimseyerek birçok alanda kendi potansiyelini ortaya koymaz.
Gelişimsel olarak bundan önceki evreleri sağlıkla yaşayan bireyin, bu dönemde tüm bu çatışmaları aşarak kendine özgü yepyeni bir kimlik oluşturması beklenen bir durumdur. Öte yandan diğer gelişim dönemlerinde duraklama yaşayan, yanlış anne-baba tutumlarına maruz kalmış bireyler içinde ikinci bir şanstır ergenlik dönemi. Akran ve çevre desteğiyle rol karmaşasından kurtulup, gerçek kendiliğine uygun olarak potansiyellerini ortaya koymaktan kaçınmayan, sağlıklı bir kimlik oluşturabilir. Geçmişinde travmatik deneyimleri olan ve ergenlik döneminde de yeterli çevre desteğini edinemeyen bireyin rol karmaşasından çıkması ve bu dönemi sağlıklı atlatması zor görünmektedir.
2) Yetişkinlik ( Üretkenliğe Karşı Durağanlık)
Ortalama 35 yaşında başlayıp 65 yaşına kadar devam eden bu dönemin çatışması orta yaşın toplumsal ve ruhsal bunalımındaki durağanlığına karşı üretken olmaktır. Üretkenlik kavramı birincil olarak, gelecek kuşağı kurmaya ve yönlendirmeye olan ilgidir. diğer yanıyla yaratıcılığı da kapsayan bu dönemde ürün vermeye yönelik güçlü tutkunun ve ortaya çıkan ürüne yönelik derin sevginin olmadığı durumlarda durağanlık duygusu öne geçecektir. Peki bu durağanlık ne demek? Yaşamda bir hedefin olmaması, amaçsızca yaşamanın hüznü, can sıkıntısı ve boşluk duygusu. Bunu yaşamak yetişkin için bile olsa zordur. Tabi ki bu evrenin tek üretkenliği çocuk yapmak değil ama bu bilgiler ışığında ergen-ebeveyn çatışmasına bir daha bakalım. Hayatında tutkuyla peşinden gittiği bir amacı olmayan bir yetişkin düşünelim ve ürettiği tek şey çocuğu. Bu durumda aileden kopan ve bağımsız bir yaşam oluşturmaya çalışan ergenin, bu davranışlarının anne- baba açısından nasıl büyük bir kaygıya, kayıp duygusuna sebep olduğunu anlamak zor olmayacaktır. Aslında kendi gelişimsel döneminde duraksama yaşayan yetişkinin, bu dönemde kendini canlı tutabilmek için eserinin yani çocuğunun kendinden ayrılmamasına, ona öğrettiği dünyayla gözünün önünde durmasına ihtiyacı vardır. bu boşluğa düşmemek için yetişkin çocuğuna kendini adar. Aslında çocuğu, çocuğun ihtiyaçlarını görmeden kendi ihtiyaçları yüzünden yapılan bir davranıştır bu. Çocuk küçük yaştayken onu kontrol etmesi bu anlamda daha kolayken, büyüdükçe ve ayrılmak istedikçe yetişkin kendi kriziyle yüzleşmek zorunda kalır. Yeni duruma uyum sağlayamaz ve ergenin her davranışından rahatsız olan, hoşnutsuzluğunu belirten bir yetişkin ortaya çıkar. Bu süreçte ebeveynin ergenle uğraşması onun hayatına yeni bir gaye verir, gelişimsel duraklamanın önüne geçmiş olur ancak bu durumun ergene verdiği zarar göz ardı edilemez.
Tüm Bu Çatışmalar Nasıl Çözülür?
• Burada aileye büyük iş düşmektedir. Öncelikle kendi duyguları ve düşünceleri üzerinde düşünmeleri gerekir. Kaygıların ne kadarının kendileriyle ilgili, ne kadarının gerçeğe dayalı olduğunu bulmaları gerekir. Eğer çocuklarını kontrol etmediklerinde onları büyük bir boşluğun beklediğini içlerinde bir yerlerde hissediyorlarsa ve çocuklarının onlarsız doğru bir şey yapacaklarına dair inançları zayıfsa bir uzmanla görüşmeleri hem kendi kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak hem de çocuğun bu dönemi en az sorunlar atlatmasına yardımcı olacaktır.
• Son yıllarda yapılan çalışmalar ergenlik döneminde limbik tepkiselliğin yani tehlikeye karşı hassasiyetin arttığını, ürkme refleksini büyüttüğünü ve ergen beyninin özellikle duygusal durumlara karşı tepkisel olduğu önerisini desteklemektedir. Yani gencin yaşadığı tepkisellik aslında fizyolojik değişimlerden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden çocuğun tepkiselliğini kişisel olarak algılamayıp hoşgörülü kalabilmek çok önemlidir. Duyguların çok yoğun yaşandığı, duygu regülasyon problemlerinin arttığı bu dönemde, ergenin yapamadığı duygu regülasyonu sakin kalan aile tutumlarıyla mümkündür. Her ne olursa olsun kapsayan, anlayan, sakin kalan ebeveyn gencin duygu düzenlemesini sağlamasına yardım eder.
• Bu dönemde ergenin her türlü sosyal faaliyetle ilgili girişimlerinin, ilgi ve yetenekleriyle ilgili araştırmalarının desteklenmesi, oluşturduğu düşünce sitemlerinin size ters bile olsa anlayışla karşılanması sağlıklı bir kimlik oluşturması açısından çok önemlidir.
• Akran ilişkileri ergenlik döneminde büyük önem kazanmaktadır. Bu dönemde arkadaşlarla ilgili yapılan müdahaleler gençle aile arasında uçurumlar oluşmasına sebep olabilir. Bu sebeple ergeni uzaktan, sınırlarına girmeden, ilişkilerine müdahil olmadan takip etmek ve ona güvendiğinizi hissettirmek çok önemlidir. Yanlış arkadaşlıklar olsa dahi bunu deneyimlemesi ona çoğu zaman katkı sağlayabilir. Ailenin yapması gereken topraklaşmış bir şekilde beklemek ve ihtiyaç duyduğunda destek olmaktır.
• Ergenlik döneminde öfke kontrol bozuklukları, kaygı bozuklukları, obezite, erken ve uygun olmayan cinsel deneyimler, davranış problemleri ortaya çıkabilir. Bu sorunları aşmak için ergenin de rızasıyla psikolojik destek almak önemlidir. Çocuğunuz destek almadığı durumlarda aile olarak sizin aile tutumları konusunda yardım almanız süreci sağlıklı atlatmanız açısından faydalı olabilir.
Uzman Psikolog / Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN
Ilişki Örüntüleri
Anneler, babalar, cocuklar, çiftler... Herkesin kendinden bir seyler bulabilecegine inaniyorum. Iyi seyirler 🎈
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Şarkılarla Kavramlar -1-
Yeni bir seriye başlıyorum burdan. Adına "şarkılarla kavramlar" demek istedim. Çünkü bazı müzikler bende sadece romantikçe bir ...
-
bu benim ilk blogum değil ama ilk defa yazıyormuşcasına heyecanlıyım. anaç bir yönüm var galiba. benim olan her şeyi yavrum gibi görüyorum....
-
sanat felsefesinden anladığımı söyleyemem. hatta felsefeden. şuan karşımda duran sandalye benden daha filozof. soru sormuyorum çünkü, c...
-
ÇOCUK PSİKOTERAPİLERİ Çocuk psikoterapileri çocukların ruhsal sıkıntılarını, davranış problemlerini çözmeye yönelik yapılan uygulama...

