avrupa yakasi psikolog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
avrupa yakasi psikolog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2016 Salı

KÜÇÜK KARA BALIKLAR VE AYRILAMAYANLAR

Sahip olduğum ilk hikaye kitabıydı "Küçük Kara Balık". Ne çok sevmiştim bilseniz! Küçük kara balığın merakıyla meraklanıp, ayrılığıyla hüzünlenmiştim. Gidişi korkutsa da desteklemiştim. Benim için özgürlüğün sembolü olmuştu. Zorlu yolculukların pes etmeyen savaşçısıydı. Aradan yıllar geçti. 4 yıllık bir PDR lisansı, 2 yıllık bir Klinik Psikoloji yüksek lisansı, 3 yıllık bir Psikoterapi Eğitimi ve daha pek çok eğitim sığdırdım ben bu yıllara. Çok okudum, çok araştırdım, çok öğrendim... Öğrendikçe anladım ki her şey küçük kara balığın ayrılmaya karar verdiği anda başlıyor. O kararı veremediğin zaman hayat senin hayatın olmaktan çıkıyor. Annenin, babanın ya da sana bakan ve ayrılamadığın herhangi birinin hayatı oluyor. Yaşın ilerledikçe ayrılamadığın kişiler değişiyor. Bazen öğretmeninden ayrılmak istemiyorsun, bazen sevgilinden... Ayrılmaya karar vermek tek başına kalmak demek çünkü. Kimse tek başına kalmak istemiyor. Ayrılmaya karar vermek belirsizlik demek çünkü. İnsan bilmek istiyor. Bildiğin cehennem bilmediğin cennetten iyidir derler ya. Hah, işte tam da o sebepten.

Sonra bir gün fark ediyorsun, bedelini ödemekten korktuğun için yaşayamadığın hayatın kayıp gitmiş ellerinden. Annen sana kırılmasın diye, sevgilin seni terk etmesin diye, patronunun sevgisi azalmasın diye sustuğun her şey boğazında düğümlenmiş hesap soruyor. Ve o an yanında kimse yok. İronik bir şekilde tek başına kalmamak için yaptığın her şey seni tek başına bırakmış. Daha da kötüsü içine düştüğün yalnızlıkta kendini bile hissedememen. Var edemediğin benliğin, tüm sahteliğiyle karşında. Aranızda derin uçurumlar var. Kendine o kadar uzaksın ki...

Bu yüzleşme çok acı, çekirdekte kalan kimlik kırıntısı için. Yemezsin, içmezsin, gezmezsin, tozmazsın, sevinmezsin, üzülmezsin, öfkelenmezsin, yaşamazsın... Bir psikiyatriste gidersen ya da götürürlerse seni depresyon tanısını alırsın. Çeşit çeşit ilaçlar kullanırsın. Geçer gibi olur geçmez.
Aslında karar vermen için bir şans daha vermiştir hayat sana. Gerçekten yaşamayı seçmen için bir şans...

Yıllardır ötelediğin ayrılığı tüm aşamalarıyla yaşamak seçeneklerden biridir. Bu zor olanıdır. Önce kaybettiğin yıllarla yüzleşmen gerekir. Kayıp karşısında duyulan yas aşamalarını tüm zorluğuyla yaşarsın. Sonunda doğrusuyla yanlışıyla kabul edersin. Önünde sadece gelecek yılların vardır şimdi. Bir çocuğun coşkuyla, aşkla baktığı, nasıl çalışacağını bilmeden, bir yandan da kırmamak için gözünden sakınarak tuttuğu bir oyuncak gibi tutarsın ellerinde pırıl pırıl gelecek yıllarını. Hayatını istediğin gibi kullanma konusunda özgürsün artık. Belki de ilk defa gerçekten deneyimleyeceğin bu duygu sorumluluk da getirir beraberinde. Yeni hayatında tercih ettiğin her şeyin sorumluluğu sana aittir. Başlarda zorlanabilirsin. Yıllarca kolaylıkla yaptığın şeyler bile azaba dönüşebilir. Karar vermenin dayanılmaz ağırlığı... Ne olacağını bilmezsin. Her tercihte tekrar tekrar kırılabilirsin , yorulabilirsin ama sana ait olan bir kimlik, sana ait olan kararlarla oluşturduğun bir hayatın olur. Yıllarca korktuğun yalnızlığınla yaşamayı öğrenebilirsin mesela. Yalnız kaldığında yapıştığın yeni bir sevgiliye, tükettiğin sınırsız yemeğe, deli gibi alışverişe, alkolle rahatlamaya ve kaygıyla yapılan hiçbir "aşırı" davranışa ihtiyaç duymazsın. Kendini hırpalamazsın. Dinginlik vardır. Kabul vardır. Huzur vardır.

Diğer seçenek hayatına sahte haliyle devam etmektir. O kısmı biliyorsunuz zaten.

Uzm. Psk . Ebru YURDALAN 

13 Kasım 2016 Pazar

BENİ GÖRÜN!

Teşhircilik, gerek görsel medyada gerek sosyal medyada farklı olaylarla karşımıza çıkmaya devam ediyor. Başlangıçta fotoğraflarla sınırlı olan teşhir, video kanallarının yaygınlaşmasıyla bu alana da sıçradı. Genellikle ürün tanıtımlarının yapıldığı videolar, kanal  belli bir izleyici kitlesine ulaştıktan sonra sahibinin bir gününe eşlik edilebilen vloglara evrildi ve biz 5 yıl önce hayretle karşılacağımız türden paylaşımlara güler geçer olduk. Bu paylaşımlar bazı kişi, kurum ve çalışma alanları açısından çıkar ilişkisiyle açıklanabilir ancak bu çıkar ilişkisi sergilenen davranışın altındaki dinamikleri açıklamaya yetmez. Bu davranışı açıklamak için öncelikle insandaki aynalanma ihtiyacını görmek gerekir.

Peki nedir bu aynalanma ?

Aynalanma, kendilik kuramının kurucusu Heinz Kohut tarafından kuramın merkezine konulmuş bir kavramdır. Kohut'a göre tüm çocuklar narsisistir. Her davranışının ve de duygusunun kendisine bakım veren tarafından görülmesini, kabul edilmesini ister. Özellikle ilk çocukluk çağındaki primer narsisist yapı kendindeki mükemmeliği gören bir bakıcıya ihtiyaç duyar. İşte aynalanma bu dönemdeki çocuğun bu mükemmelliğine ayna tutmak şeklinde özetlenebilir. Bireylerin sağlıklı yetişebilmeleri için çocukluk döneminde bu ihtiyacın giderilmesi, bir yandan da optimal düzeyde kırılmamalarla gerçek yaşama hazırlanması gerekmektedir. Optimal kırılmalar çocuğa gerçek dünya hakkında hazmedilebilir mesajlar verirken bir yandan da bu kırılmaları sarıp onarmaya çalışan annenin varlığı dünyayı güvenli olarak algılamasını sağlar. Kırılmaların olmadığı, aşırı aynalanma bireyin gerçek hayattan kopuk bir masalda yaşamasına sebep olurken, yetersiz aynalanma da bireyin hiç bitmeyen bir kendini görünür kılma çabasına sebep olur. Öyle ki yaşadıkları görülmezse yani paylaşılmazsa yaşanmamış hisseder. İnstagrama "kociş"i için hazırladığı yemeği atmazsa yemeğin, gittiği tatilin her anını paylaşmazsa tatilin, arkadaşlarla görüşmeyi ilan etmezse buluşmanın anlamı kalmaz. Maalesef burda kişiler nesneleşmiştir, tıpkı bir zamanlar annesi için nesneleşen kendisi gibi.

Biraz daha yakından bakacak olursak, bu durum bizi 0-3 yaş döneminde büyük bir heyecanla ve merakla hem kendini hem de çevresini keşfe çıkan ancak bu keşif yolculuğunda görülmeyen ve ihtiyaçları giderilmeyen şanssız bir çocuğa götürüyor ve kaç yaşına gelirse gelsin o dönemde takılıp kalan yetişkinler olarak karşımıza çıkıyor. Teşhirci bireylerin davranışlarını yeni yeni adım atmaya başlayan ve sanki dünyada bunu sadece o yapıyormuş gibi heybetle kabaran aynı zamanda çevresini kaçamak bakışlarla süzen, muhteşemliğinin onaylanmasını bekleyen bir çocuğu izler gibi izlersek her şey daha anlaşılır olacaktır.

Teşhir edenin dinamik alt yapısı var da röntgenleyenin yok mu?

Tabii ki var. Çocuk birinci dönemi optimal kırılmalarla atlatmış ve gücünün her şeye yetmediğini farketmiştir. Artık kendi gücünün yetmediği zamanlar için, kendisinden daha güçlü olduğuna inandığı idealize edilmiş bir ebeveyn imajına ihtiyaç duyar. Kendi gücü yettiğince salınacak, yetmediği durumlardaysa seçtiği figürün gölgesinde dinlenecektir. Bu ebeveyn bizim toplumumuzda evdeki otorite figürü olan babadır. Ancak bazen bu gölge o kadar ulaşılmaz bir yerdedir ki ne çocuk oraya gidebilir ne de güçlü figürümüz kendi patolojilerinden dolayı çocuğu görebilir. Bu şartlarda çocuğun yapacağı tek şey otoriteyi uzaktan uzaktan izlemek, bir gün kavuşmak umuduyla yaşamaktır. Kendi kendine fantezide bir dünya kurar. Hayatı boyunca güçlü olanları izler. Kendi hayatını yaşamaktan çok güçlü olanın himayesinde bir hayata razı olur.

Teşhir de röntgen de aslında bireyin dağılmasını önleyen bir savunmadır. Vaktinde hakkı olduğu halde alamadığı ilgiyi talep etme hali, kendini varetme çabasıdır. Kendi içinde görünmezlikle verilen bir mücadeledir. Bu mücadele erken çocukluk dönemindeki aynalanma eksikliğinin boyutuna ve travmatik yaşantıların derinliğine göre hafiften ağır patolojilere kadar uzanan bir yelpazede karşımıza çıkabilir. Farkında olmadığımız birçok tercihte etkisi bulunabilir.

Mahrem bir konunun alenen gösterilmesine dönecek olursak;  çocuklarımızı görmediğimiz sürece benzer olaylar tekrarlanacak, diğerlerine göstermek için yaşanan trajik hayatlara şahit olacağız.

Uzm. Psk. Ebru YURDALAN 

Şarkılarla Kavramlar -1-

Yeni bir seriye başlıyorum burdan. Adına "şarkılarla kavramlar" demek istedim. Çünkü bazı müzikler bende sadece romantikçe bir ...