anadolu yakasi psikolog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anadolu yakasi psikolog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2017 Cuma

KARDEŞİ KABUL - KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Kıskançlık üçlü ilişkilerde yaşanan bir duygudur. Haset dediğimiz yıkıcı ve patolojik duygudan daha olgun olsa da yine de kişiye zarar verebilir. Temelinde sevgi nesnesini kaybetmeyle ilgili yoğun kaygı vardır. Bu da rekabeti beraberinde getirir. Kişi en iyi olursa sevgi nesnesinin tek sahibi olabilir. Kardeş kıskançlığı bu yönüyle gayet normal ve olması beklenen bir duygudur. Çünkü uzun zamandır çabasız sahip olduğu sevgiyi yeni gelen bir yabancıyla paylaşmak zorunda kalacaktır. Ancak bazı durumlarda bu doğal duygu yanlış zaman, yanlış tutum gibi sebeplerle ve rekabeti kaybetmenin oluşturduğu hüzün ve öfkeyle davranış problemlerinin ortaya çıkabildiği bir durum haline gelebilir. Kardeşi olduktan sonra çocuğunuzda;
  • Tuvalet eğitimi aldığı halde alt ıslatma, parmak emme, konuşma problemleri, tırnak yeme gibi regresyon yani gerileme davranışları gözlemliyorsanız
  • Öfke nöbetlerine giriyor ve çevresindeki nesnelere, arkadaşlarına ve kardeşine zarar veriyorsa
  • Hüzünlü görünüyor ve içine kapandıysa
  • Yemek, uyku gibi rutinlerinde değişiklikler görülüyorsa
  •  Fiziksel hiçbir problemi olmadığı halde karın ağrısı, mide bulantısı gibi somatik belirtiler varsa, kardeşin gelişiyle ilgili başetmekte zorlandığı duyguları olabilir
  • Alınan önlemlerle ve doğru anne-baba tutumlarıyla bu sorunu engellemek mümkündür.

Kardeşler Arasındaki Yaş Farkı

Kardeş kıskançlığının patolojik bir hal almaması için en çok dikkat edilecek durumlardan biri yaştır. Çocuğun size bağımlı olduğu, kritik gelişimsel görev dönemlerinde ya da hayatını etkileyen değişikliklerin bulunduğu bir dönemde çocuğun kardeşine tepki vermesi gayet doğaldır. Diyelim çocuğunuz tuvalet eğitiminde ve bu dönemde bir kardeşi oldu. Kardeşinin tuvaletini altına yapması annenin bütün yakınlığını alırken bunu gören abi ya da ablanın alt ıslatması veya dışkı kaçırması bu ilgiyi üzerine almak için yaptığı bir rekabet girişiminden başka bir şey değildir. Veyahut da taşınma, ölüm gibi olağandışı durumlar varken, çocuk tüm enerjisini ve adaptasyon gücünü burada kullanırken yeni bir kardeş çocuk için yorucu bir konudur ve kardeşini reddebilir, uyum sağlamakta zorlanabilir. Tüm bu sebeplerden kardeşler arasında 4 yaş olması hem size hem de çocuğunuza iyi gelecek bir tercih olacaktır eğer sizin tercihinizdeyse.

Çocuğun Psikolojik Olarak Kardeşe Hazırlanması

 Hamileliği öğrendikten sonra çocuğunuzla bunu paylaşmalısınız. Ben bu konularda özellikle yaş göz önünde bulundurularak hikaye kitaplarından faydalanmanın önemine inanıyorum. Hikaye kitapları çocuğun kendi sorununu normalleştirmesine ve daha kolay konuşabilmesine yardımcı olur. Bu sayede kardeşiyle ilgili kaygıları üzerine konuşmalısınız. Genelde çocuklar kardeş doğduğunda daha az sevileceklerinden korkarlar. Yaşı küçükse özellikle kardeş onun istediği bir şey değildir. Bir şekilde mecbur bırakıldığı bu durumdan dolayı öfkelenebilir, bu öfkeyi de sakinlikle kabul etmelisiniz. Onun siz attığı yoğun ve sıcak duyguları sakinliğinizle soğutup tekrar ona vermelisiniz. Yeni gelen kardeşe hazırlıklar yapılırken çocuğunuzu da ihmal etmemelisiniz. Hatta bu hazırlık evresine abi-ablayı dahil ederek alışma turlarına çok önceden başlamalısınız. Kardeşin ismini birlikte düşünmeniz de çocuğu sürece dahil etmek açısından faydalı olabilir. Abilik ablalık ne demektir, eğlenceli yanları nelerdir anlatabilirsiniz ancak abi ve abla olarak tavizler vermesini istemek ve aşırı sorumluluk yüklemek çocuğu olumsuz yönde etkileyebilir. Buna dikkat etmeniz gerekir.

Kardeş Dünyaya Geldikten Sonra Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

  • ·       Kardeşiyle ilgili hiçbir duygusu için onu suçlamayın,kınamayın, kızmayın. Gelir gelmez kabul etmesini ve sevmesini beklemeyin. Sevgi zaman geçtikçe, kardeşiyle vakit geçirdikçe gelişecektir. Bu zamanın gelmesini sabırla beklemeli ve kesinlikle dayatmamalısınız.
  • ·       Kardeşinin bakımı konusunda, ona ninni söylemek, biberonunu tutmak, bezini getirmek, banyosunda su dökmek gibi faaliyetlerde mutlaka çocuğunuza da görevler vermeye çalışın
  • ·       Bebekle ilgili olumsuz cümleler kurarak onu rahatlatmaya çalışmayın. “bak ne kadar çirkin, geri verelim mi” gibi cümlelerle kardeş kıskançlığının önün geçilmez. Gerçekçi olmayan konuşmalardan kaçının.
  • ·       Çocuk bebeğe zarar veriyorsa, aşırı tepki göstermeden net ama sert olmayan bir uyarıda bulunabilirsiniz. Yeterince net sınır koyamayan veya büyük çocuğuna karşı suçluluk hisseden ebeveynler bebeğin zarar görmesine sebebiyet verebilirler.
  • ·       Küçük kardeşin yemek yedirilmesi, altının değiştirilmesi gibi konular onu üzerbilir ya da kendisi de benzer şeyler talep edebilir. Böyle durumlarda bebeğin daha çok küçük olduğu, kendi gereksinimlerini karşılayamadığı ama onun yaşına geldiğinde kardeşinin de kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar güçlü olacağı anlatılabilir.
  • ·       Kıskançlık olduğu için kardeşleri birbirlerinden uzak tutmak yapılan bir diğer yanlıştır. Fiziksel bir şiddet olmadığı sürece birlikte vakit geçirmeleri çocuğun kardeşine sevgi hissetmesini sağlayacaktır. Bu gözlem altında yapılmalıdır.
  • ·       Kardeşlerin kıyaslanması bir diğer yanlıştır. Unutmayın biz uzaklaştırmamalı yakınlaştırmalıyız.


Ne Zaman Uzman Desteği Almalı?

Eğer kardeşin dünyaya gelmesinin üzerinde 3-4 hafta geçmesine rağmen, yukarıda belirttiğim kardeş kıskançlığının belirtileri geçmemiş ve çocuk kardeşinin varlığına uyum sağlayamıyorsa bir uzmandan destek alabilirsiniz.


Uzman Psikolog-Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN

22 Eylül 2017 Cuma

KORKU HAKKINDA HER ŞEY

KORKU

Korku, hepimizin  zaman zaman yaşadığı birincil bir duygudur. Ne demektir birincil duygu? Acil bir durumda uygun eylemi yapmak konusunda yardım eden, doğal ve gerekli bir duygu demektir.  Korku sayesinde tehlikeli bir durumla karşı karşıya kaldığımızda savaşma , kaçma veya donma davranışlarından en uygununu seçerek tehlikeyi azaltırız.  Fakat böylesine adaptif bir duygu bazı durumlarda çözülmesi gereken bir probleme dönüşür.

NASIL?

Gerçek bir tehlike olmadığı halde olacağına dair bir beklenti hissediliyorsa, bu beklenti bedensel bazı belirtilere sebep oluyorsa ve bu belirtiler de bazı davranışlara sebep olup hayatınızı zorlaştırıyorsa bu maladaptif hale gelmiş bir korku, yani kaygı veya endişedir.
Korkunun psikolojik açıdan değerlendirilmesine geçmeden önce mühim bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bazı çocukluk korkuları psikiyatrik bir hastalıktan kaynaklanıyor olabilir. Diyelim ki çocuğunuz bazı yaratıklar gördüğünü söylüyor, hatta bu yaratıkların ondan kötü şeyler yapmasını istediğini söylüyor ve cidddi korkular yaşıyorsa bu bir çocukluk şizofrenisi başlangıcı olabilir. Eğer yine böyle bir iddiası var da korku hissetmiyorsanız ve dönem dönem yaşıyorsa bipolar bozukluk olabilir. Ve hatta tüm bunlar nörolojik bir rahatsızlıktan da kaynaklanıyor olabilir. Bu sebeple bu yazıyı okumadan önce çocuğunuzun yaşadığı korkunun onun açısından gerçek bir tehlike veya tehdit içermediğini, konuşmaların olma ihtimali üzerinden yapıldığından emin olun. Eğer bu konuda şüpheleriniz varsa mutlaka çocuk psikiyatristine muayene olmasında fayda vardır. Çünkü biliyoruz ki psikiyatrik hastalıklarda erken müdahale çok önemli ve yaş ilerledikçe tedaviler daha zorlaşıyor.

KAYGILAR HER ZAMAN ZARARLI MIDIR?

Kesinlikle hayır. Bazen kaygılar doğru davranışlar konusunda motive edici olabilir. Ancak kaygı “aşırı” olunca durum değişiyor.
  • ·       Aşırı kaygının oluşturduğu bedensel belirtiler yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürebilir. Çok kaygılı çocuklar sürekli karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı gibi fizyolojik belirtilerden şikayet edebilir.
  • ·       Kaygılandıklarında en kötüsünün olacağına dair bir beklentiye girebilir ki bu da gerçekten en kötüsünün olmasına sebep olabilir.
  • ·       Hayatını sürekli diken üstünde, sakınma davranışı döngüsünde geçirebilirler.
  • Eğer endişeler çocuğunun eğlenmesine, yaşının zevklerinden mahrum kalmasına sebep oluyorsa bu zorlukların üstesinden gelmeye çalışmak önemlidir.


KORKU VEYA KAYGI TÜRLERİ NELERDİR?
  1. Özgül Fobi
·       Belirli bir nesne ya da durumla ilgili olarak belirgin bir korku ya da kaygı duyma halidir.
·       Bu nesne ve durumdan nerdeyse her zaman kaçılır, kaçılamazsa yoğun bir korku veya kaygı eşliğinde buna katlanılır.
·       Duyulan korku nesnenin gerçek tehlikesine göre orantısızdır.
İnsanlar pek çok konuda özgül fobiye sahip olabilirler. Bunlardan bazıları şunlardır; agorafobi (alan korkusu), zoofobi (hayvan korkusu), araknofobi (yılan korkusu), brontofobi (gök gürültüsü ve şimsek korkusu), pnigofobi (boğulma korkusu)…
  1. Sosyal Fobi (Toplumsal Kaygı Bozukluğu)
  • ·       Kişinin, başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu ya da birden çok toplumsal durumda belirgin bir korku duymasıdır.
  • ·       Çocuk bunu sadece yetişkinlerinin yanında değil yaşıtlarının yanında da yaşamalıdır.
  • ·       Çocuğun utanıp, mahcup olacağına yönelik kaygıları vardır.
  • ·       Yaptığı davranışın onu küçük düşüreceği, olumsuz değerlendirileceğini düşünür. Dışlanmamak ve kırılmamak için içine kapanır.
  • ·       Mükemmeliyetçi ya da aşağılayan, değersizleştiren ebeveyn tutumları sosyal fobiye sebep olur.
  • ·       Anne babalar bunu özgüven eksikliği olarak değerlendirip yardım arayışına girerler.

  1. Yaygın Kaygı Bozukluğu
  • ·       Burda kişi bazı olaylar ve etkinliklerle ilgili aşırı bir kaygı ve kuruntu hisseder. Bu duyguları kontrol etmekte güçlük yaşar.
  • ·       Sürekli bir huzursuzluk hali vardır.
  • ·       Kolay yorulurlar.
  • ·       Odaklanmakta güçlük çekerler.
  • ·       Kolay öfkelenirler.
  • ·       Uyku problemleri yaşarlar.
  • ·       Kas ağrıları yaşarlar.

  1. Ayrılık Kaygısı
  • Ayrılık kaygısı, kişinin bağlandığı insanlardan ayrılmasıyla ilgili, gelişimsel olarak uygun olmayan ve aşırı düzeyde kaygı ya da korku duymasıdır. 2 yaşındaki bir çocuğun annesinden ayrılırken davranışsal tepkiler vermesi korkuya kapılması normalken, ayrılık kaygısı yaşayan 7 yaşındaki bir çocukta aynı tepkileri anormal olarak verebilir. Bu durum aslında 3 yaşından itibaren gelişimsel olarak adım adım ayrılması gereken çocuğun annenin kaygıları sebebiyle çocuğa yapışmasında kaynaklanan bir durumdur.
  • Çocuk bağlandığı kişileri yitireceği ya da bu kişilerin başına hastalık, yaralanma, ölüm gibi kötü bir olay geleceğiyle ilgili sürekli ve aşırı bir biçimde tasalıdır.
  • Bir felaket yüzünden ayrılmak zorunda kalacağından endişelenir.
  • Bu endişeler yüzünden evden uzaklaşmayı hiç istemez.
  • Evde dahi olsa bağlandığı kişiden uzak olmaktan, tek başına kalmaktan korkar.
  • Bazı durumlarda ayrılmayla ilgili kabuslar görülebilir.
  • Ayrılma durumlarında bedensel belirtiler de görülür.

Okula uyum konusunda bahsettiğim gibi çocukların okul fobisi yaşamasında en önemli etkenlerden biri ayrılık kaygısıdır..
  1. Panik Bozukluk
  •            Panik bozukluk; yineleyen, beklenmedik panik atakların olduğu, kişinin aniden yoğun bir korku ya da içsel bir sıkıntı yaşadığı durumdur.
  •            Çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, göğüs sıkışması, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik, bayılacak gibi olma, ateş basması, uyuşma, denetimi yitirme, çıldırma korkusu ve ölüm korkusunun gibi fiziksel belirtilerle tanımlanır.

Bunların dışında yaşanan travma sonrası stres bozukluğu da kaygı ve korkuların eşlik ettiği bir bozukluk olarak sayılabilir. Çocuğunuz korkuları üzerine çalışıyorsanız travmatik durumlar da iyi araştırmalıdır.

KAYGILARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Kaygıların sosyal, akademik, ruhsal ve bedensel anlamda çocuğun üzerinde birçok etkisi vardır. Kaygı çocuğun sosyal olarak ilişki kurmaktan kaçınan, yaşıtlarının sosyal faaliyetlerinden uzak kalan, özgüveni düşük yetişmesine sebep olurken, akademik anlamda da ders başarısında ciddi düşüşlere ve okuldan soğumasına sebep olabilir. Ruhsal açıdan baktığımızda çocuklar ciddi üzüntüler yaşayabilir ve depresif belirtiler gösterebilir. Bedensel olarak ciddi problemler yaşayabilirler.

NEDEN BAZI ÇOCUKLAR ÇOK ENDİŞELİ?

Bazı çocuklar kaygı ve korkularla boğuşurken bazıları bunları optimal düzeyde yaşar. Bu konu ebeveynler açısından önemlidir çünkü bu problemler ebeveynde suçluluk duygularına sebep olabilir. Kaygının temeline baktığımızda, sebep olan faktörleri  üç ana başlıkta toplayabiliriz.
1.     Genetik Materyal
Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada stres altındaki farelerde hormonal değişimler ölçülmüş ve bu ölçümler sonraki üç kuşağa aktarılmıştır. Yani aile içinde bulunan kaygılı genetik miras, bize genlerimizle aktarılıyor. 
2.     Aile Tutumları
Bazı anne ve babalar çocuklarını iyi olma kaygılarıyla yetiştirir. Ancak biz bugün biliyoruz ki kaygı bulaşıcıdır. Eğer çocuğunuzun yapacağı davranış girişimleri sizi endişelendiriyorsa çocuğunuz da davranışlarında bu endişeyi hisseder. 
3.     Çevre
Yaşantılar ve deneyimler de çocukta belli miktarda kaygı oluşmasına sebep olabilir. duygu regülasyonu henüz yeterli seviyeye ulaşmamışsa çocuk bu kaygılarla baş edemez ve sürekli tetikte olan bir kimlik geliştirir.

KORKU VE KAYGILARLA NASIL MÜCADELE EDERİZ?

  • ·       Öncelikle kendinize net bir hedef belirlemelisiniz. Çocuğunuzun pek çok korkusu olabilir. Tek birisiyle çok fazla uğraşmak sizi karamsarlığa sürükleyebilir ancak merak etmeyin ilk korkuyu aştığınız an diğerleriyle mücadele etmek çocuğunuz için daha kolay olacak. Çocuğunuz başardığını hissettiği için bundan sonrası için motivasyonu yüksek davranacak. Zincirleme bir etki oluşacak. 
  • ·       Korku belirlendikten sonra çocuğunuzun bu konuyla ilgili ne hissettiğini, ne düşündüğünü ve ne yaptığını detaylıca öğrenmeniz gerekiyor. Bazen çocuklar ne hissettiğinin ya da ne düşündüğünün fakında olmayabilir. Böyle durumlarda anne baba olarak tahminlerde bulunarak onun bulmasına yardımcı olmalısınız
  • ·       Çocuğunuzun korkularıyla ilgili farklı düşünceler geliştirmesine yardımcı olmak, birlikte bir dedektif gibi korktuğu şeyin olmayacağına dair kanıtlar bulmak, çocuğun başka şekillerde düşünmesine yardımcı olmak.
  • ·       Aşamalı olarak yeni deneyimlere teşvik etmek. Bu süreçte yapacağına gerçekten inanıp hiçbir kaygı hissetmemeniz çok önemli.
  • ·       Yapılan olumlu davranışları ödüllendirerek çocuğun motivasyonunu yüksek tutmak.
  • ·       Aşamalı olarak, hedeflerin belirli olduğu kapsamlı bir plan yapmak.


Bu önerileri uygularken dikkat edilmesi gereken en önemli sey çocuğun sorunlarını onun adına çözmemek, onun içindeki güce inanarak çözmesini sağlamaktır. Anne ve baba çocuğa güvenceler vererek, teminat olmaktan ziyade çocuğun kendi içsel kapasitelerini geliştirmesine olanak sağlamalı, yakınlarında durup bir koç gibi desteklemeli.Bunları yaparken oyunlarla, keyifli aktivitelerle çocuğunuzun katılımını sağlamak da sizin yaratıcılığınıza kalıyor.

Tüm uygulamalara rağmen başedemediğiniz korkular için profesyonel bir destek almayı lütfen ihmal etmeyin, optimal korkulu günler…

Uzman Psikolog / Pedagog Ebru YURDALAN



6 Aralık 2016 Salı

KÜÇÜK KARA BALIKLAR VE AYRILAMAYANLAR

Sahip olduğum ilk hikaye kitabıydı "Küçük Kara Balık". Ne çok sevmiştim bilseniz! Küçük kara balığın merakıyla meraklanıp, ayrılığıyla hüzünlenmiştim. Gidişi korkutsa da desteklemiştim. Benim için özgürlüğün sembolü olmuştu. Zorlu yolculukların pes etmeyen savaşçısıydı. Aradan yıllar geçti. 4 yıllık bir PDR lisansı, 2 yıllık bir Klinik Psikoloji yüksek lisansı, 3 yıllık bir Psikoterapi Eğitimi ve daha pek çok eğitim sığdırdım ben bu yıllara. Çok okudum, çok araştırdım, çok öğrendim... Öğrendikçe anladım ki her şey küçük kara balığın ayrılmaya karar verdiği anda başlıyor. O kararı veremediğin zaman hayat senin hayatın olmaktan çıkıyor. Annenin, babanın ya da sana bakan ve ayrılamadığın herhangi birinin hayatı oluyor. Yaşın ilerledikçe ayrılamadığın kişiler değişiyor. Bazen öğretmeninden ayrılmak istemiyorsun, bazen sevgilinden... Ayrılmaya karar vermek tek başına kalmak demek çünkü. Kimse tek başına kalmak istemiyor. Ayrılmaya karar vermek belirsizlik demek çünkü. İnsan bilmek istiyor. Bildiğin cehennem bilmediğin cennetten iyidir derler ya. Hah, işte tam da o sebepten.

Sonra bir gün fark ediyorsun, bedelini ödemekten korktuğun için yaşayamadığın hayatın kayıp gitmiş ellerinden. Annen sana kırılmasın diye, sevgilin seni terk etmesin diye, patronunun sevgisi azalmasın diye sustuğun her şey boğazında düğümlenmiş hesap soruyor. Ve o an yanında kimse yok. İronik bir şekilde tek başına kalmamak için yaptığın her şey seni tek başına bırakmış. Daha da kötüsü içine düştüğün yalnızlıkta kendini bile hissedememen. Var edemediğin benliğin, tüm sahteliğiyle karşında. Aranızda derin uçurumlar var. Kendine o kadar uzaksın ki...

Bu yüzleşme çok acı, çekirdekte kalan kimlik kırıntısı için. Yemezsin, içmezsin, gezmezsin, tozmazsın, sevinmezsin, üzülmezsin, öfkelenmezsin, yaşamazsın... Bir psikiyatriste gidersen ya da götürürlerse seni depresyon tanısını alırsın. Çeşit çeşit ilaçlar kullanırsın. Geçer gibi olur geçmez.
Aslında karar vermen için bir şans daha vermiştir hayat sana. Gerçekten yaşamayı seçmen için bir şans...

Yıllardır ötelediğin ayrılığı tüm aşamalarıyla yaşamak seçeneklerden biridir. Bu zor olanıdır. Önce kaybettiğin yıllarla yüzleşmen gerekir. Kayıp karşısında duyulan yas aşamalarını tüm zorluğuyla yaşarsın. Sonunda doğrusuyla yanlışıyla kabul edersin. Önünde sadece gelecek yılların vardır şimdi. Bir çocuğun coşkuyla, aşkla baktığı, nasıl çalışacağını bilmeden, bir yandan da kırmamak için gözünden sakınarak tuttuğu bir oyuncak gibi tutarsın ellerinde pırıl pırıl gelecek yıllarını. Hayatını istediğin gibi kullanma konusunda özgürsün artık. Belki de ilk defa gerçekten deneyimleyeceğin bu duygu sorumluluk da getirir beraberinde. Yeni hayatında tercih ettiğin her şeyin sorumluluğu sana aittir. Başlarda zorlanabilirsin. Yıllarca kolaylıkla yaptığın şeyler bile azaba dönüşebilir. Karar vermenin dayanılmaz ağırlığı... Ne olacağını bilmezsin. Her tercihte tekrar tekrar kırılabilirsin , yorulabilirsin ama sana ait olan bir kimlik, sana ait olan kararlarla oluşturduğun bir hayatın olur. Yıllarca korktuğun yalnızlığınla yaşamayı öğrenebilirsin mesela. Yalnız kaldığında yapıştığın yeni bir sevgiliye, tükettiğin sınırsız yemeğe, deli gibi alışverişe, alkolle rahatlamaya ve kaygıyla yapılan hiçbir "aşırı" davranışa ihtiyaç duymazsın. Kendini hırpalamazsın. Dinginlik vardır. Kabul vardır. Huzur vardır.

Diğer seçenek hayatına sahte haliyle devam etmektir. O kısmı biliyorsunuz zaten.

Uzm. Psk . Ebru YURDALAN 

13 Kasım 2016 Pazar

BENİ GÖRÜN!

Teşhircilik, gerek görsel medyada gerek sosyal medyada farklı olaylarla karşımıza çıkmaya devam ediyor. Başlangıçta fotoğraflarla sınırlı olan teşhir, video kanallarının yaygınlaşmasıyla bu alana da sıçradı. Genellikle ürün tanıtımlarının yapıldığı videolar, kanal  belli bir izleyici kitlesine ulaştıktan sonra sahibinin bir gününe eşlik edilebilen vloglara evrildi ve biz 5 yıl önce hayretle karşılacağımız türden paylaşımlara güler geçer olduk. Bu paylaşımlar bazı kişi, kurum ve çalışma alanları açısından çıkar ilişkisiyle açıklanabilir ancak bu çıkar ilişkisi sergilenen davranışın altındaki dinamikleri açıklamaya yetmez. Bu davranışı açıklamak için öncelikle insandaki aynalanma ihtiyacını görmek gerekir.

Peki nedir bu aynalanma ?

Aynalanma, kendilik kuramının kurucusu Heinz Kohut tarafından kuramın merkezine konulmuş bir kavramdır. Kohut'a göre tüm çocuklar narsisistir. Her davranışının ve de duygusunun kendisine bakım veren tarafından görülmesini, kabul edilmesini ister. Özellikle ilk çocukluk çağındaki primer narsisist yapı kendindeki mükemmeliği gören bir bakıcıya ihtiyaç duyar. İşte aynalanma bu dönemdeki çocuğun bu mükemmelliğine ayna tutmak şeklinde özetlenebilir. Bireylerin sağlıklı yetişebilmeleri için çocukluk döneminde bu ihtiyacın giderilmesi, bir yandan da optimal düzeyde kırılmamalarla gerçek yaşama hazırlanması gerekmektedir. Optimal kırılmalar çocuğa gerçek dünya hakkında hazmedilebilir mesajlar verirken bir yandan da bu kırılmaları sarıp onarmaya çalışan annenin varlığı dünyayı güvenli olarak algılamasını sağlar. Kırılmaların olmadığı, aşırı aynalanma bireyin gerçek hayattan kopuk bir masalda yaşamasına sebep olurken, yetersiz aynalanma da bireyin hiç bitmeyen bir kendini görünür kılma çabasına sebep olur. Öyle ki yaşadıkları görülmezse yani paylaşılmazsa yaşanmamış hisseder. İnstagrama "kociş"i için hazırladığı yemeği atmazsa yemeğin, gittiği tatilin her anını paylaşmazsa tatilin, arkadaşlarla görüşmeyi ilan etmezse buluşmanın anlamı kalmaz. Maalesef burda kişiler nesneleşmiştir, tıpkı bir zamanlar annesi için nesneleşen kendisi gibi.

Biraz daha yakından bakacak olursak, bu durum bizi 0-3 yaş döneminde büyük bir heyecanla ve merakla hem kendini hem de çevresini keşfe çıkan ancak bu keşif yolculuğunda görülmeyen ve ihtiyaçları giderilmeyen şanssız bir çocuğa götürüyor ve kaç yaşına gelirse gelsin o dönemde takılıp kalan yetişkinler olarak karşımıza çıkıyor. Teşhirci bireylerin davranışlarını yeni yeni adım atmaya başlayan ve sanki dünyada bunu sadece o yapıyormuş gibi heybetle kabaran aynı zamanda çevresini kaçamak bakışlarla süzen, muhteşemliğinin onaylanmasını bekleyen bir çocuğu izler gibi izlersek her şey daha anlaşılır olacaktır.

Teşhir edenin dinamik alt yapısı var da röntgenleyenin yok mu?

Tabii ki var. Çocuk birinci dönemi optimal kırılmalarla atlatmış ve gücünün her şeye yetmediğini farketmiştir. Artık kendi gücünün yetmediği zamanlar için, kendisinden daha güçlü olduğuna inandığı idealize edilmiş bir ebeveyn imajına ihtiyaç duyar. Kendi gücü yettiğince salınacak, yetmediği durumlardaysa seçtiği figürün gölgesinde dinlenecektir. Bu ebeveyn bizim toplumumuzda evdeki otorite figürü olan babadır. Ancak bazen bu gölge o kadar ulaşılmaz bir yerdedir ki ne çocuk oraya gidebilir ne de güçlü figürümüz kendi patolojilerinden dolayı çocuğu görebilir. Bu şartlarda çocuğun yapacağı tek şey otoriteyi uzaktan uzaktan izlemek, bir gün kavuşmak umuduyla yaşamaktır. Kendi kendine fantezide bir dünya kurar. Hayatı boyunca güçlü olanları izler. Kendi hayatını yaşamaktan çok güçlü olanın himayesinde bir hayata razı olur.

Teşhir de röntgen de aslında bireyin dağılmasını önleyen bir savunmadır. Vaktinde hakkı olduğu halde alamadığı ilgiyi talep etme hali, kendini varetme çabasıdır. Kendi içinde görünmezlikle verilen bir mücadeledir. Bu mücadele erken çocukluk dönemindeki aynalanma eksikliğinin boyutuna ve travmatik yaşantıların derinliğine göre hafiften ağır patolojilere kadar uzanan bir yelpazede karşımıza çıkabilir. Farkında olmadığımız birçok tercihte etkisi bulunabilir.

Mahrem bir konunun alenen gösterilmesine dönecek olursak;  çocuklarımızı görmediğimiz sürece benzer olaylar tekrarlanacak, diğerlerine göstermek için yaşanan trajik hayatlara şahit olacağız.

Uzm. Psk. Ebru YURDALAN 

Şarkılarla Kavramlar -1-

Yeni bir seriye başlıyorum burdan. Adına "şarkılarla kavramlar" demek istedim. Çünkü bazı müzikler bende sadece romantikçe bir ...