bakirkoy pedagog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bakirkoy pedagog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Kasım 2018 Pazar

Möbius Şeridi

Bundan birkaç hafta önce, bir kitapta rastladım möbius şeridine. Moebius (1790-1860) tarafından bulunan ve matematikçi / sanatçı Escher (1898-1972) 'in aynı isimli eseriyle ünlenen bu şeridin en önemli özelliği tek yüzünün olması.  Normalde bir kağıt şerit üzerinde elimizi kaldırmadan sadece bir yüzeyine çizgiler çizebiliriz. Çünkü kağıt şeridinin 2 yüzeyi vardır. Möbius Şeridinde ise durum farklıdır. Kalemle elinizi hiç kaldırmadan hareket ettiğinizde başladığınız yere geri dönersiniz. Escher'in karıncalarının hapsolduğu döngü gibi. 

Peki sen hiç yaşadın mı? Başlangıçlarını, ayrılıklarını düşün. Farklı farklı yollar denemene rağmen sürpriz bir şekilde kendini başladığın yerde buldun mu hiç? Bulduğun noktada dur. İşte o nokta senin möbius şeridinin yapıştırıldığı yer. O nokta senin doğumun, o nokta senin travman, o nokta senin bir türlü farkedemeyip çözmek için tekrar tekrar aştığın yolların başlangıcı. İçindeyken göremediğin, görebilmek için dışarı çıkman gereken şeridin, tekrarın, döngün. O şeridin içindeyken onlarca mazeret ve suçlu bulabilirsin. Başlangıç noktasına her geldiğinde bir daha olmayacağını düşünebilirsin ama matematik şaşmaz, psikoloji de biraz. Tıpkı Loveless filmindeki gibi. 
Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev'in yönetmenliğindeki Loveless, Cannes'ta jüri özel ödülünü almış bir dram. Yönetmen filmi "Tolstoy, bütün romanlarında evliliğe giden yolu anlatır. Ben, izleyiciye düğünden sonra yaşananları anlatmak istedim" sözleriyle özetlemiş.  Filmde boşanmanın eşiğinde olan genç bir çift, çocukları Alyosha'nın velayeti üzerine tartışırlar. Alyosha iki taraf için de bir yüktür. Bunu duyan Alyosha, çareyi evden kaçmakta bulur. Alyoha'nın kaçışıyla annenin-babanın suçluluklarını, geçmiş hesaplaşmalarını ve hikayenin bütününü görürüz. Ancak filmin sonunda aslında hiçbir şeyin değişmediğini, herkesin başlangıç noktasına geri döndüğünü anlarız. 
"elimdeolasaherebeveyneizletirdim" filmlerinden, izleyin izlettirin efendim...


10 Ekim 2017 Salı

DİKKAT! DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU




“Hocam bizim çocuk çok zeki ama şu dersin başına bir türlü oturtamıyoruz, oturmayı sevmiyor.”
“Başkalarının çocukları akıllı uslu oturuyor bizimki düz duvara tırmanıyor.”
“Dersini yapıyor yapmasına ama defteri baştan aşağı yanlışlarla dolu, sürekli hatalar yapıyor.”
“Derste 5 dakika durmuyor ama saatlerce bilgisayar oyununa odaklanıyor.”
“Söylediklerimi hiiiiiç dinlemiyor, bir kulağından giriyor diğer kulağından çıkıyor.” gibi cümleleri siz de duymuşsunuzdur. Bunları duyduysanız Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite’yi de duymuş olmalısınız ya da duymanız an meselesi. Aslında gelişimsel olarak normal olan hareketlilik bazen anne-baba-öğretmenlerce Hiperaktivite olarak adlandırılabilirken, bambaşka sebeplerden kaynaklanan dalıp gitme, ödevlerde hatalar yapma gibi davranışlar dikkat eksikliği olarak etiketlenebiliyor. Peki gerçekte nedir dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu ve de en önemlisi ne değildir?
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu bir hastalık değil, nörogelişimsel bir bozukluktur ancak nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Genetik materyalimizin ve çevrenin etkisi olduğu tahmin edilmektedir.

DSM-5 ‘e göre;

  • ·       Çoğunlukla ayrıntılara özen göstermezler. Derste, işte ya da başka etkinlikler sırasında dikkatsizce yanlışlar yaparlar. Ayrıntıları gözden kaçırır, atlamalar yapar hatta bazen komple yanlış bir işi yapıyor olabilirler.
  • ·       İş yaparken ya da oyun oynarken çoğu zaman dikkatini sürdürmekte güçlük çekerler. Ders dinlerken, uzun konuşmalarda veya okumalarda odaklanamazlar. Dersten derse, oyundan oyuna atlayabilirler bu yüzden.
  • ·       Doğrudan kendisine doğru konuşulurken çoğunlukla dinlemiyor gibi görünürler. Aklı başka bir yerdeymiş gibi davranırlar.
  • ·       Verilen yönergeleri izleyemezler, sıraları karıştırırlar. Okulda verilen görevleri, sıradan günlük işleri ya da sorumluluklarını tamamlayamazlar. İşe başlayabilirler ancak dikkatleri hızlı bir şekilde dağılır.
  • ·       Yapacağı işleri düzene koymakta güçlük çekerler. Kişisel eşyalarını düzenli tutmakta zorlanır. Dağınık ve düzensiz çalışırlar. Zaman yönetimleri kötüdür. Zaman sınırlarına uyamazlar. Etkinlikleri vaktinde bitiremezler.
  • ·       Sürekli zihinsel bir çaba gerektiren işlerden kaçınırlar. Bu tür işleri sevmez ya da bu tür işlere girmek istemezler. Okulda verilen ödevler gibi…
  • ·       Sahip olduğu eşyaları sık sık kaybederler. Okul eşyaları, kalemi, defteri gibi….
  • ·       Dikkati dış uyaranlara karşı çok hassastır, kolaylıkla dağılır.
  • ·       Günlük etkinliklerinde unutkanlardır. Okulda verilen ödevleri sürekli unutabilirler, ailesine iletimesi istenen mesajı hatırlamazlar.

Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik: Gelişimsel düzeye uygun olmayan, sosyal ve akademik hayatla ilgili etkinlikleri doğrudan olumsuz etkileyen ve aşağıdaki belirtilerden en az 6 tanesinin en az 6 ay sürdüğü bozukluktur.
  • ·       Sürekli kıpırdanırlar, ellerini ayaklarını vurur ya da oturduğu yerde kıvranırlar.
  • ·       Oturmasının beklendiği durumlarda oturduğu yerden kalkarlar. Örneğin derste sırada oturması gerekirken sürekli bir şeyleri bahane ederek sınıf içinde gezebilirler. Sabit olarak kalmak onlar için çok zordur.
  • ·       Uygunsuz yerlerde ortalıkta koşturur dururlar, bir yerlere tırmanırlar.
  • ·       Boş zaman etkinliklerine sessiz bir biçimde katılamazlar ya da sessiz bir biçimde oyun oynayamazlar. Gürültülüdürler.
  • ·       Her an hareket halindelerdir. Uzun bir süre sessiz-sakin kalamazlar ya da böyle durmaktan rahatsız olurlar. Yaş ilerledikçe bu rahatsızlık bir iç huzursuzluğuna dönebilir.
  • ·       Aşırı konuşurlar. Derslerde susturmak zor olabilir. Konudan konuya atlarlar.
  • ·       Sorulan soruları tamamlanmadan yanıtını yapıştırır, insanların cümlelerini tamamlarlar. Konuşma sırasında sırasını bekleyemezler. Başkalarının sözlerini keserler ya da araya girerler. Oyunların ve etkinliklerin de arasına girebilirler. Etkinliklerde başkalarının arasına girip onların yaptıklarını yapabilirler.
  • ·       Genel olarak sıra beklemeyle ilgili problem yaşarlar, bekleyemezler.
  • ·       Sormadan ya da izin almadan başkalarının eşyalarını kullanmaya başlayabilirler.


Yukarıda yazdığım belirtiler karşıt olmanın, düşmancıl bir tutumun ya da yönergeleri anlayamamanın verdiği bir dışavurumu olmamalıdır. 12 yaşından önce birkaç dikkatsizlik ya da aşırı hareketlilik – dürtüsellik belirtisi olmuştur. Bu birkaç dikkatsizlik ya da aşırı hareketlilik – dürtüsellik belirtisi iki ya da daha çok ortamda vardır. Sadece okulda ya da sadece evde gözlemleniyorsa başka bir problemden kaynaklanan bir savunma olabilir. Ayrıca bu belirtiler mutlaka çocuğun işlevselliğini bozmalıdır.

Bu belirtilere baktıktan sonra ciddi şüpheleriniz varsa bir uzmanla görüşmeniz iyi olacaktır. Aile ve çocukla görüşmeden, ebeveyn ve öğretmene ölçekler uygulanmadan, nörolojik ve psikolojik testler yapılmadan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite tanısı koymak doğru değildir.

TEDAVİ

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun tedavisinde çok yönlü bir yöntem kullanılmaktadır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun düzeyine göre;
Ø  Tıbbi tedaviye başlanmalıdır. Doktorun önerdiği ilaç önerdiği dozda düzenli olarak kullanılmalıdır.
Ø  Aile eğitimi verilmelidir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite aileleri ciddi anlamda zorlayan bir bozukluktur. Bu bozukluğu tedavi edebilmek için ailenin güçlü olması gerekmektedir. Çocuğa karşı sabırlı, anlayışlı davranılmalıdır. Olumlu davranışlar mutlaka takdir edilmelidir. Çünkü Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu olan çocukların kısa aralıklarla pekiştirilmeye, motive edilmeye ihtiyaçları çok fazladır. Bu sayede dikkatleri daha canlı kalabilir. Bu durumun önemini anlamak için aslında çocuğunuza bakmanız yeterlidir. Bu çocuklar bilgisayar oyunlarında dikkatlerini uzun süre koruyup bilgisayar başında hareketsiz vakit geçirebilirken ödev yaparken bunu uygulamakta zorlanırlar. Sebebi işte tam da budur. Bilgisayar oyunu onu motive eden ödüllerle doludur. Ancak ödev yaptığında onu uyaran bir ödül yoktur. Aile pekiştirmeyi ne kadar sık yaparsa bu açıdan çocuk daha çok fayda görecektir. Cezadan uzak durulması çok önemlidir. Ceza olumlu anlamda hiçbir davranış değişikliği sağlamayacaktır. Bilakis olumsuz davranışlar oluşturmasına sebep olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan çocuklarda duygu regülasyon kapasitesi de düşüktür. Bu sebeple yoğun duyguların ortaya çıktığı durumda ailenin sakin kalabilmesi ve çocuğu sakinleştirebilmesi çok önemlidir. Aile bu konuda yaşadığı güçlükler için mutlaka bir uzmandan destek almalıdır.
Ø  Psikolojik destek alınmalıdır. Özellikle bu gibi durumlarda oyun terapisinin çok etkili olduğu gözlemlenmiştir. Hatta bazı oyun terapisi ekolleri dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu kabul etmez ve duygu regülasyon problemi olarak değerlendirirler. Bu sebeple tedavi de bu yönde olur. Çocuk duygularını düzenlemeyi öğrendiğinde tedavi de olmuş olur. Bunu öğrenmesi oyun odasında, oyun terapisti eşliğinde mümkündür.  Yaşı oyun terapisi için uygun olmayan çocuklarda ise bilişsel-davranışçı terapiler oldukça etkilidir.
Ø  Özel eğitim programı uygulanmadır.



Uzman Psikolog – Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN

29 Eylül 2017 Cuma

KARDEŞİ KABUL - KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Kıskançlık üçlü ilişkilerde yaşanan bir duygudur. Haset dediğimiz yıkıcı ve patolojik duygudan daha olgun olsa da yine de kişiye zarar verebilir. Temelinde sevgi nesnesini kaybetmeyle ilgili yoğun kaygı vardır. Bu da rekabeti beraberinde getirir. Kişi en iyi olursa sevgi nesnesinin tek sahibi olabilir. Kardeş kıskançlığı bu yönüyle gayet normal ve olması beklenen bir duygudur. Çünkü uzun zamandır çabasız sahip olduğu sevgiyi yeni gelen bir yabancıyla paylaşmak zorunda kalacaktır. Ancak bazı durumlarda bu doğal duygu yanlış zaman, yanlış tutum gibi sebeplerle ve rekabeti kaybetmenin oluşturduğu hüzün ve öfkeyle davranış problemlerinin ortaya çıkabildiği bir durum haline gelebilir. Kardeşi olduktan sonra çocuğunuzda;
  • Tuvalet eğitimi aldığı halde alt ıslatma, parmak emme, konuşma problemleri, tırnak yeme gibi regresyon yani gerileme davranışları gözlemliyorsanız
  • Öfke nöbetlerine giriyor ve çevresindeki nesnelere, arkadaşlarına ve kardeşine zarar veriyorsa
  • Hüzünlü görünüyor ve içine kapandıysa
  • Yemek, uyku gibi rutinlerinde değişiklikler görülüyorsa
  •  Fiziksel hiçbir problemi olmadığı halde karın ağrısı, mide bulantısı gibi somatik belirtiler varsa, kardeşin gelişiyle ilgili başetmekte zorlandığı duyguları olabilir
  • Alınan önlemlerle ve doğru anne-baba tutumlarıyla bu sorunu engellemek mümkündür.

Kardeşler Arasındaki Yaş Farkı

Kardeş kıskançlığının patolojik bir hal almaması için en çok dikkat edilecek durumlardan biri yaştır. Çocuğun size bağımlı olduğu, kritik gelişimsel görev dönemlerinde ya da hayatını etkileyen değişikliklerin bulunduğu bir dönemde çocuğun kardeşine tepki vermesi gayet doğaldır. Diyelim çocuğunuz tuvalet eğitiminde ve bu dönemde bir kardeşi oldu. Kardeşinin tuvaletini altına yapması annenin bütün yakınlığını alırken bunu gören abi ya da ablanın alt ıslatması veya dışkı kaçırması bu ilgiyi üzerine almak için yaptığı bir rekabet girişiminden başka bir şey değildir. Veyahut da taşınma, ölüm gibi olağandışı durumlar varken, çocuk tüm enerjisini ve adaptasyon gücünü burada kullanırken yeni bir kardeş çocuk için yorucu bir konudur ve kardeşini reddebilir, uyum sağlamakta zorlanabilir. Tüm bu sebeplerden kardeşler arasında 4 yaş olması hem size hem de çocuğunuza iyi gelecek bir tercih olacaktır eğer sizin tercihinizdeyse.

Çocuğun Psikolojik Olarak Kardeşe Hazırlanması

 Hamileliği öğrendikten sonra çocuğunuzla bunu paylaşmalısınız. Ben bu konularda özellikle yaş göz önünde bulundurularak hikaye kitaplarından faydalanmanın önemine inanıyorum. Hikaye kitapları çocuğun kendi sorununu normalleştirmesine ve daha kolay konuşabilmesine yardımcı olur. Bu sayede kardeşiyle ilgili kaygıları üzerine konuşmalısınız. Genelde çocuklar kardeş doğduğunda daha az sevileceklerinden korkarlar. Yaşı küçükse özellikle kardeş onun istediği bir şey değildir. Bir şekilde mecbur bırakıldığı bu durumdan dolayı öfkelenebilir, bu öfkeyi de sakinlikle kabul etmelisiniz. Onun siz attığı yoğun ve sıcak duyguları sakinliğinizle soğutup tekrar ona vermelisiniz. Yeni gelen kardeşe hazırlıklar yapılırken çocuğunuzu da ihmal etmemelisiniz. Hatta bu hazırlık evresine abi-ablayı dahil ederek alışma turlarına çok önceden başlamalısınız. Kardeşin ismini birlikte düşünmeniz de çocuğu sürece dahil etmek açısından faydalı olabilir. Abilik ablalık ne demektir, eğlenceli yanları nelerdir anlatabilirsiniz ancak abi ve abla olarak tavizler vermesini istemek ve aşırı sorumluluk yüklemek çocuğu olumsuz yönde etkileyebilir. Buna dikkat etmeniz gerekir.

Kardeş Dünyaya Geldikten Sonra Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

  • ·       Kardeşiyle ilgili hiçbir duygusu için onu suçlamayın,kınamayın, kızmayın. Gelir gelmez kabul etmesini ve sevmesini beklemeyin. Sevgi zaman geçtikçe, kardeşiyle vakit geçirdikçe gelişecektir. Bu zamanın gelmesini sabırla beklemeli ve kesinlikle dayatmamalısınız.
  • ·       Kardeşinin bakımı konusunda, ona ninni söylemek, biberonunu tutmak, bezini getirmek, banyosunda su dökmek gibi faaliyetlerde mutlaka çocuğunuza da görevler vermeye çalışın
  • ·       Bebekle ilgili olumsuz cümleler kurarak onu rahatlatmaya çalışmayın. “bak ne kadar çirkin, geri verelim mi” gibi cümlelerle kardeş kıskançlığının önün geçilmez. Gerçekçi olmayan konuşmalardan kaçının.
  • ·       Çocuk bebeğe zarar veriyorsa, aşırı tepki göstermeden net ama sert olmayan bir uyarıda bulunabilirsiniz. Yeterince net sınır koyamayan veya büyük çocuğuna karşı suçluluk hisseden ebeveynler bebeğin zarar görmesine sebebiyet verebilirler.
  • ·       Küçük kardeşin yemek yedirilmesi, altının değiştirilmesi gibi konular onu üzerbilir ya da kendisi de benzer şeyler talep edebilir. Böyle durumlarda bebeğin daha çok küçük olduğu, kendi gereksinimlerini karşılayamadığı ama onun yaşına geldiğinde kardeşinin de kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar güçlü olacağı anlatılabilir.
  • ·       Kıskançlık olduğu için kardeşleri birbirlerinden uzak tutmak yapılan bir diğer yanlıştır. Fiziksel bir şiddet olmadığı sürece birlikte vakit geçirmeleri çocuğun kardeşine sevgi hissetmesini sağlayacaktır. Bu gözlem altında yapılmalıdır.
  • ·       Kardeşlerin kıyaslanması bir diğer yanlıştır. Unutmayın biz uzaklaştırmamalı yakınlaştırmalıyız.


Ne Zaman Uzman Desteği Almalı?

Eğer kardeşin dünyaya gelmesinin üzerinde 3-4 hafta geçmesine rağmen, yukarıda belirttiğim kardeş kıskançlığının belirtileri geçmemiş ve çocuk kardeşinin varlığına uyum sağlayamıyorsa bir uzmandan destek alabilirsiniz.


Uzman Psikolog-Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN

26 Eylül 2017 Salı

TIRNAK YE(ME)

Semptomlara ne kadar şükretsek az. Onlar olmasa ne olurdu halimiz bilmiyorum. Misal kaygıyla boğuşan çocuğunuz tırnak yemeseydi nerden bilebilirdiniz babasının öfkesinden bu denli etkilendiğini ve artık kendini rahatlatamadığını? 
Evet konumuz tırnak yeme. Başlangıç yaşı değişse de çoğunlukla 3-4 yaşlarında başlayan, ergenlikte de devam eden davranışsal bir sorun tırnak yeme. Aileler semptom odaklı olarak bu davranışın ortadan kalkması için uzmanlara başvursa da bizim esas meselemiz bu değil, olamaz. Tırnak yemeyi ve diğer tüm semptomları bataklıkta uçuşan sivrisinekler olarak düşünürsek bir sivrisineği öldürmek başka bir sivrisinekle boğuşmanızdan başka bir işe yaramayacaktır bu çaba. Bizi kurtaracak tek şey var: Bataklığı kurutmak ! Bunun için öncelikle bu sorunun kaynağını bulmamız gerekiyor. 


Nedenleri
  • Sevgisiz bir aile ortamı
  • Baskıcı ve otoriter tutumlar
  • Kaygılı ebeveynler
  • Aşırı koruyucu anne-baba tutumları
  • Çocuğun sık sık eleştirilmesi, aşağılanması, değersizleştirilmesi
  • Okul başarısızlığı
  • Arkadaş ilişkilerindeki problemler
  • Aile içi şiddet
  • Anne-baba arasındaki problemler
  • Çevrede tırnak yiyen bir yakının olması
ve daha pek çok sorun tırnak yemenin nedenleri arasında sayılabilir. 

Nasıl Çözülür?

  • Çözüm için öncelikle sebebin doğru bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Bunun için çocuğunuzu dikkatlice gözlemlemeniz yerinde olacaktır. Özellikle hangi zamanlarda tırnak yiyor sorusunun cevabını takip etmeniz size sıkıntıyı bulma konusunda yardımcı olur. 
  • Anne ve babalar çocuğa karşı tutumlarını ve kendi aralarındaki ilişkiyi gözden geçirmeli çocuktan bağımsız olarak çözmelidir.
  • Çocuk okula gidiyorsa, okul ortamında onu tedirgin eden bir durumun olup olmadığı ve arkadaşları ve öğretmenleriyle ilişkileri sorgulanmalı.
  • Tırnaklarını yememesi konusunda sıkça yapılan uyarıların işe yaramadığı, sadece ebeveynin kaygısıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple bu davranışa odaklanmadan görmezden gelmek yerinde bir tepki olacaktır. Bu semptomu sadece çocuğun içindeki kaygının dışavurumu olarak değerlendirilip kaygılandıran konuyla mücadele etmek en önemli çözüm basamağıdır.
Tırnak yemek çocuğun sosyal ortamlarda sorunlar yaşayıp işlevselliğini etkilemesine sebep olacağı gibi çene yapısına ve tırnak/tırnak etlerine vereceği zararla ilerde dönüşü olmayan fiziksel bozukluklara da yol açabilecek bir davranış problemidir. Bu sebeple ihmal etmeden, sabırla ve sevgiyle çözmeye çalışmanız çok önemlidir.

Uzm. Psk. Ebru YURDALAN


15 Eylül 2017 Cuma

İLK AYRILIK / OKULA UYUM

"Zil çalacak, ziller çalacak,
Sizler derslere gireceksiniz bir bir..." diyordu Zeki Ömer Defne şiirinde. Ayrılık için "zil"den daha güzel bir metafor seçilemezdi bence. İnanmıyorsanız annesinden ilk defa ayrılarak okula başlayan çocuklara sorun.

Her ayrılık dramatik olmaz tabi. O sıralara oturmayı heyecanla bekleyen öğrenciler de yok değil. Yıllarca okula giden ablasına/abisine özenmiş, gizli gizli kalemlerini kurcalamıs, yazmış çizmiş, onlarca oyun arkadaşına sahip olmanın hayaliyle yanmış tutuşmuş minikler için bu zil coşkuyla karşılanan bir sesken annesinden ayrılmanın hüznüyle yaşayacağı güzelliklere odaklanamayan çocuklar için korkunç bir hale gelebilir hatta bu adaptasyon sorunu, okula gitmek istememe, okul fobisi ve psikosomatik belirtilerle devam ederek çocuğu hem yorabilir hem de akademik anlamda geleceğini etkileyebilir. 
Peki çocuklar arasındaki bu farkın sebebi nedir, neden bazı çocuklar okula kolaylıkla uyum sağlayabilirken bazıları okul fobisi geliştirmektedir ? 

SEPARASYON ANKSİYETESİ (AYRILIK KAYGISI)

Seperasyon anksiyetesinin temeline baktığımızda çocuğunun ilk nesnesinden yani ona bakım veren, güvenliğini sağlayan kişiden -ki bu genellikle annedir- ayrılmayla ilgili korkularının etkili olduğunu görürüz. Aslında başlangıcı okula başlama yaşından öncedir. Çocuk okuldan önce de anneyle bağımlı bir ilişki yaşamaktadır ancak okula başlamayla gelen bu mecburi ayrılık çocuğun ruhuna ağır gelir. Sadece çocuğun mu? Değil. Çocuğun bu kaygılarının arkasında ayrılmayla ilgili kaygılar yaşayan bir anne bulunur genelde. Anne çocuğun güvenliğinden endişelenir, çocuğunun gitmesiyle kendi düşeceği boşluktan korkar ve nihayetinde sözlü olmasa da sözsüz mesajlarla bu kaygıyı tetikler. 

OKUL FOBİSİ
Okul fobisi, çoğunlukla ayrılık kaygısıyla ortaya çıkan bir durumdur. Okul fobisine sahip bir çocuk okula gitmek istemez. her sabah ağlama krizleriyle bu isteği gerçekleştirmek için çabalayabilir, mide bulantısı, karın ağrısı, baş ağrısı gibi fizyolojik belirtiler gösterebilir. Okul fobisi sonucunda akranlarından kopan çocuk sınıfta yalıtılmış bir kimlik edinip depresyona girebilir, okul başarısızlığı yaşayabilir.

NE YAPMALI ?

-Çocuğunuz okula başlayacaksa öncesinde mutlaka okul olgunluğunu ölçen bir testle çocuğun gelişimsel olarak hazır olup olmadığına bakılmalı
-Çocuğun hazır bulunuşluk düzeyi uygunsa, okul çocuğa anlatılarak psikolojik hazırlama süreci başlatılmalı
-Okul alışverişlerine mutlaka çocukla çıkılmalı
-Okul açılmadan okul ve sınıfa bir ziyaret düzenlenmeli
-Okul açıldıktan sonra çocuğunuzun durumuna göre kademeli olarak ayrılmalı, 
-Anne baba çocuğu okula gönderme konusunda tutarlı davranmalı, 
-Okul fobisi oluştuysa sebepleri sorgulanmalı, çocuğun duyguları konuşulmalı, her duygu küçümsenmeden kabul edilmeli
-Fizyolojik şikayetler varsa mutlaka bir çocuk doktoruyla bu sorunların kaynağının psikolojik kökenli olup olmadığına bakılmalı
-Akranlarla ilgili bir problemden bahsediyorsa mutlaka öğretmen ve okul psikolojik danışmanı bilgilendirilmeli 
-Uyum sorunu okulda, sınıf öğretmeni ve okul psikolojik danışmanıyla ortaklaşa bir şekilde çözülmeye çalışılmalı
-Buna rağmen çözülmeyen bir okul fobisi var ise mutlaka uzman bir psikolog ve psikiyatristle çalışılmalı

Uzm. Psikolog Ebru YURDALAN

28 Kasım 2016 Pazartesi

BOŞANMAYI NASIL ANLATMALI?


Bir çocuğa verilmiş, verilecek olan en güzel hediyedir belki de huzurlu hissettiği bir aile. Anne ve babanın birlikte olduğu, güvenli bir çatı altında sıcacık sohbetlerin yapıldığı, sorunlar olsa dahi birlikteyken aşılacağına inancın tam olduğu bir aile... Çiftler de böyle bir aile hayaliyle yola çıkar genellikle ama o yol hayallerdeki gibi olamayabilir bazen. Zamanla yıpranan, gittikçe zorlaşan bir ilişkiye döner evlilik . Öyle bir an gelir ki yollarının ayrılmasından başka bir çözüm bulunmaz. Anne de baba da bir taraftan kendi ayrılıklarının acısını yaşarken bir taraftan da bu çözümsüzlüğü çocuklarına anlatmak zorundadır ama nasıl?


Anlatmak anne baba için boşanmaya karar vermek kadar zor olabilir. Bu konuda ilk dikkat edilmesi gereken çocuğun yaşıdır. Okul öncesi çağında olan bir çocukla konuşmaya "boşanma" kavramını anlatarak başlayabilirsiniz. Boşanmanın anlaşıldığından emin olduktan sonra kararınızı çocuğunuza açıklayabilirsiniz.

Çocuk boşanma kararını anladıktan sonra kendisini bir kaosun ortasında bulur. Yıllardır sahip olduğu aile dağılacak, hayat rutini bozulacaktır. Çocuğun kafasında onlarca soru belirir, "neden boşanıyorlar, bana ne olacak, kimle kalacağım, annemi ya da babamı ne sıklıkla göreceğim, nerde yaşayacağım, hayatımda neler değişecek...."

Her çocuğun ailesinin durumuyla  ilgili gerçekleri anlamaya hakkı var fakat bu gerçekler sizin çift olarak aranızdaki yaşantılarınız, olumsuz duygularınız değil çocuğun geleceğini belirleyecek olan gerçekler olmalıdır. Anne-baba arasındaki anlaşmazlığa alet etmeden, haklı-haksız savaşına maruz bırakmadan, anlamakta zorlanacağı olayların bilgisini vermeden çocuğun kafasındaki belirsizlikleri gidermek anne ve babanın görevidir. Bu görev tek bir açıklamayla bitecek bir görev de değildir. Çocuğa anne babayla olan görüşme planları söylenmiş olsa bile  çocukta ayrılıkla ilgili kaygılar, korkular devam edebilir. Çocuğu kaygılandıran konular dikkatle dinlenmeli, anlaşılmaya çalışılmalı ve çocuğa sabırla açıklanmalıdır. Kurulan her cümlede "biz ayrılıyoruz ama her zaman senin annenle babanız, her zaman senin arkandayız, görüşmeye devam edeceğiz ve seni hep seveceğiz " mesajını vermek çocuğun kaygılarını hafifletecektir.

Böyle durumlarda sıkça karşılaşılan bir diğer durumsa çocuğun kendini suçlama yönündeki eğilimidir. Daha iyi bir çocuk olsaydı, yaramazlık yapmasaydı belki de bu karar alınmayacaktı şeklinde bir suçluluğu üstlenen çocuk sayısı hiç de azımsanacak gibi değil. Ayrılığın üzüntüsü üzerine böyle bir sorumluluğu üstlenmek çocuk için zordur. Çocuklarınızı bu ağır yükün altında bırakmamak için boşanma sebebi hakkında hiçbir tarafı suçlamadan, bir bilgilendirme yapılmalıdır.

Hayatıyla ilgili somut değişikliklerin bilgisi verildikten ve belirsizlikler giderildikten sonra çocukla duyguları üzerine konuşmak yapılacak en iyi şeydir. iletişim başlı başına bir şifacıdır. Hem size hem çocuğunuza şifa verir. Çocuğunuzun duygusunu ifade etmesini sağlamak, bir diyalog başlatmak için öykü kitaplarından faydalanmanız da işinizi kolaylaştırabilir. Çocuklar için kendi hayatları üzerinden konuşmaları duygularının yoğun olduğu durumlarda zor olabilir. Kendi yaşadıklarının benzerini yaşayan bir hikaye kahramanını görmesi, onun yaşantıları üzerine yorumlar yapması duygularını ifade etme konusunda bir başlangıç olabilir. Duyguları hafifleyip daha konuşulabilir hale geldikçe yaptığı yorumlarda zamir olarak hikaye kahramanını değil kendisini kullanacaktır.

Boşanmanın ardından çocuğunuzda davranışsal problemler, öfke nöbetleri, korkular ve fobiler gözlemlerseniz bir uzmandan yardım alarak çocuğunuzu bu kararın olumsuz etkilerinden korumayı tercih edebilirsiniz.


Uzm. Psk. Ebru YURDALAN 

Şarkılarla Kavramlar -1-

Yeni bir seriye başlıyorum burdan. Adına "şarkılarla kavramlar" demek istedim. Çünkü bazı müzikler bende sadece romantikçe bir ...