Istanbul cocuk psikologu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Istanbul cocuk psikologu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2017 Cuma

KARDEŞİ KABUL - KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Kıskançlık üçlü ilişkilerde yaşanan bir duygudur. Haset dediğimiz yıkıcı ve patolojik duygudan daha olgun olsa da yine de kişiye zarar verebilir. Temelinde sevgi nesnesini kaybetmeyle ilgili yoğun kaygı vardır. Bu da rekabeti beraberinde getirir. Kişi en iyi olursa sevgi nesnesinin tek sahibi olabilir. Kardeş kıskançlığı bu yönüyle gayet normal ve olması beklenen bir duygudur. Çünkü uzun zamandır çabasız sahip olduğu sevgiyi yeni gelen bir yabancıyla paylaşmak zorunda kalacaktır. Ancak bazı durumlarda bu doğal duygu yanlış zaman, yanlış tutum gibi sebeplerle ve rekabeti kaybetmenin oluşturduğu hüzün ve öfkeyle davranış problemlerinin ortaya çıkabildiği bir durum haline gelebilir. Kardeşi olduktan sonra çocuğunuzda;
  • Tuvalet eğitimi aldığı halde alt ıslatma, parmak emme, konuşma problemleri, tırnak yeme gibi regresyon yani gerileme davranışları gözlemliyorsanız
  • Öfke nöbetlerine giriyor ve çevresindeki nesnelere, arkadaşlarına ve kardeşine zarar veriyorsa
  • Hüzünlü görünüyor ve içine kapandıysa
  • Yemek, uyku gibi rutinlerinde değişiklikler görülüyorsa
  •  Fiziksel hiçbir problemi olmadığı halde karın ağrısı, mide bulantısı gibi somatik belirtiler varsa, kardeşin gelişiyle ilgili başetmekte zorlandığı duyguları olabilir
  • Alınan önlemlerle ve doğru anne-baba tutumlarıyla bu sorunu engellemek mümkündür.

Kardeşler Arasındaki Yaş Farkı

Kardeş kıskançlığının patolojik bir hal almaması için en çok dikkat edilecek durumlardan biri yaştır. Çocuğun size bağımlı olduğu, kritik gelişimsel görev dönemlerinde ya da hayatını etkileyen değişikliklerin bulunduğu bir dönemde çocuğun kardeşine tepki vermesi gayet doğaldır. Diyelim çocuğunuz tuvalet eğitiminde ve bu dönemde bir kardeşi oldu. Kardeşinin tuvaletini altına yapması annenin bütün yakınlığını alırken bunu gören abi ya da ablanın alt ıslatması veya dışkı kaçırması bu ilgiyi üzerine almak için yaptığı bir rekabet girişiminden başka bir şey değildir. Veyahut da taşınma, ölüm gibi olağandışı durumlar varken, çocuk tüm enerjisini ve adaptasyon gücünü burada kullanırken yeni bir kardeş çocuk için yorucu bir konudur ve kardeşini reddebilir, uyum sağlamakta zorlanabilir. Tüm bu sebeplerden kardeşler arasında 4 yaş olması hem size hem de çocuğunuza iyi gelecek bir tercih olacaktır eğer sizin tercihinizdeyse.

Çocuğun Psikolojik Olarak Kardeşe Hazırlanması

 Hamileliği öğrendikten sonra çocuğunuzla bunu paylaşmalısınız. Ben bu konularda özellikle yaş göz önünde bulundurularak hikaye kitaplarından faydalanmanın önemine inanıyorum. Hikaye kitapları çocuğun kendi sorununu normalleştirmesine ve daha kolay konuşabilmesine yardımcı olur. Bu sayede kardeşiyle ilgili kaygıları üzerine konuşmalısınız. Genelde çocuklar kardeş doğduğunda daha az sevileceklerinden korkarlar. Yaşı küçükse özellikle kardeş onun istediği bir şey değildir. Bir şekilde mecbur bırakıldığı bu durumdan dolayı öfkelenebilir, bu öfkeyi de sakinlikle kabul etmelisiniz. Onun siz attığı yoğun ve sıcak duyguları sakinliğinizle soğutup tekrar ona vermelisiniz. Yeni gelen kardeşe hazırlıklar yapılırken çocuğunuzu da ihmal etmemelisiniz. Hatta bu hazırlık evresine abi-ablayı dahil ederek alışma turlarına çok önceden başlamalısınız. Kardeşin ismini birlikte düşünmeniz de çocuğu sürece dahil etmek açısından faydalı olabilir. Abilik ablalık ne demektir, eğlenceli yanları nelerdir anlatabilirsiniz ancak abi ve abla olarak tavizler vermesini istemek ve aşırı sorumluluk yüklemek çocuğu olumsuz yönde etkileyebilir. Buna dikkat etmeniz gerekir.

Kardeş Dünyaya Geldikten Sonra Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

  • ·       Kardeşiyle ilgili hiçbir duygusu için onu suçlamayın,kınamayın, kızmayın. Gelir gelmez kabul etmesini ve sevmesini beklemeyin. Sevgi zaman geçtikçe, kardeşiyle vakit geçirdikçe gelişecektir. Bu zamanın gelmesini sabırla beklemeli ve kesinlikle dayatmamalısınız.
  • ·       Kardeşinin bakımı konusunda, ona ninni söylemek, biberonunu tutmak, bezini getirmek, banyosunda su dökmek gibi faaliyetlerde mutlaka çocuğunuza da görevler vermeye çalışın
  • ·       Bebekle ilgili olumsuz cümleler kurarak onu rahatlatmaya çalışmayın. “bak ne kadar çirkin, geri verelim mi” gibi cümlelerle kardeş kıskançlığının önün geçilmez. Gerçekçi olmayan konuşmalardan kaçının.
  • ·       Çocuk bebeğe zarar veriyorsa, aşırı tepki göstermeden net ama sert olmayan bir uyarıda bulunabilirsiniz. Yeterince net sınır koyamayan veya büyük çocuğuna karşı suçluluk hisseden ebeveynler bebeğin zarar görmesine sebebiyet verebilirler.
  • ·       Küçük kardeşin yemek yedirilmesi, altının değiştirilmesi gibi konular onu üzerbilir ya da kendisi de benzer şeyler talep edebilir. Böyle durumlarda bebeğin daha çok küçük olduğu, kendi gereksinimlerini karşılayamadığı ama onun yaşına geldiğinde kardeşinin de kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar güçlü olacağı anlatılabilir.
  • ·       Kıskançlık olduğu için kardeşleri birbirlerinden uzak tutmak yapılan bir diğer yanlıştır. Fiziksel bir şiddet olmadığı sürece birlikte vakit geçirmeleri çocuğun kardeşine sevgi hissetmesini sağlayacaktır. Bu gözlem altında yapılmalıdır.
  • ·       Kardeşlerin kıyaslanması bir diğer yanlıştır. Unutmayın biz uzaklaştırmamalı yakınlaştırmalıyız.


Ne Zaman Uzman Desteği Almalı?

Eğer kardeşin dünyaya gelmesinin üzerinde 3-4 hafta geçmesine rağmen, yukarıda belirttiğim kardeş kıskançlığının belirtileri geçmemiş ve çocuk kardeşinin varlığına uyum sağlayamıyorsa bir uzmandan destek alabilirsiniz.


Uzman Psikolog-Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN

23 Kasım 2016 Çarşamba

ÖLÜMÜ ANLAMAK / ANLATMAK



"Ölüm karşısında herkes acemidir; ben de öyleyim. Hala hayattaysanız aziz okur, şansınız var : Acemi şansı. "

Murat Menteş

Hakkında söylenen milyonlarca söze rağmen çoğu zaman kör noktamızda bulunan bir gerçekten söz etmek istiyorum. Her ne kadar bir gün deneyimleyeceğimiz bilgisine sahip olsak da, bir türlü hissedemediğimiz ve hissetmemek için de bütün savunmalarımızı kullandığımız bir gerçek: Ölüm ve çocuğa ölümü anlatmak.

İnsanlık tarihine baktığımızda her şeyi bilmek, önceden kestirebilmek ve kontrol etmekle ilgili isteğimizin deterministik bir bilim anlayışını doğurduğunu görüyoruz. Bu bilimsel anlayış bize aynı nedenlerin aynı sonuçlara sebep olduğu görece güvenli bir dünyayı vaadediyordu. Fakat izafiyet teorisinin ortaya çıkışıyla dünyanın böyle bir yer olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldık. Yeni bilimsel paradigma dünyanın  kendini her an yeniden şekillendiren, aynı nehirde iki kez yıkanmanın mümkün olmadığı bir belirsizlikten söz etti bize. İşte çağımız insanın böyle bir dünyada var olma çabası anksiyeteye, geçici olarak varolduğunu bilmesi ise anlamsızlığa sebep olmaya başladı. Belirsizliğin ve anlamsızlığın hakikatin tam kalbinde olduğu bir dünyaya tahammül etmekse günümüz insanının en büyük trajedisi belki de.

Peki bu trajedinin içinde insan ne yapar?

Ölümü kabul etmeyerek tüm savunmalarını kullanabilir.
Çaresizliğin olduğu yerde en kolay savunmadır inkar. Bilişsel bir inkardan bahsetmiyorum. Öleceğimizi hepimiz biliriz ama duygusal olarak bunu hissettiğimiz anlar sınırlıdır. Böyle olaylar genelde başkalarının başına gelir çünkü. Ölümle yüzleşmektense bir obsesyon yaratıp tedavi için bir ömür harcamayı tercih edebilir bilinç dışı. Ya da durduğu an düşeceği anlamsızlık hissinden kaçmak için peş peşe kendisine zarar veren ilişkiler kurabilir. Rank, insanların büyük bir kısmının ölüm borcundan kaçmak için hayat kredisini reddettiğinden bahsederken sanırım bunu anlatmak istiyor.

Ölümü, belirsizliği kabul ederek kendi varoluş amacını kendi anlamlarını oluşturarak bulabilir.
Bunu yapmanın yazmaktan çok daha zor olduğunu biliyorum. İnsan ölümü hissettiği an varoluşuyla acı bir şekilde yüzleşir. Bir şekilde dünyadadır. Neden bulunduğunu bilmez ama öleceğini bilir. Tam bir kaos. Bu kaosa girmeden ölümü kabul etmek zordur. Varoluşçu psikoterapi dediğimiz ekol işte bu noktada psikoloji dünyasına girer ve der ki ; ölümün fizikselliği bireyi yok etse de ölüm fikri onu koruyabilir. Yani ölümün varlığıyla bir kere yüzleşen insan yaşadığı her ana daha çok kıymet verir çünkü ölecektir. İnsan dünyada yaşadıklarının kendi tercihi olduğunu kabul eder ve kendi anlamlarını oluşturma sorumluluğunu üstüne alırsa bu dünyada kendi varoluşunu tamamlamış olur.

Peki yetişkinler için bile bu kadar kompleks olan bir kavram bir çocuğa nasıl anlatılmalı?

Ölümü çocuğa anlatmanın önündeki en büyük engel yukarıda bahsettiğim üzere yetişkinin ölümü kavrayış ve karşılayış biçimidir. Bir çocuğa ölümü anlatmadan önce kendi ölüm düşüncemizin savunmalardan arınmış olduğundan emin olmamız lazım. Sıra çocuklara geldiğindeyse çocuğun yaşı, şartları önem kazanır .

Çocuklar nesne sürekliliği oluşana dek bir nesnenin ortadan kayboluşunu kavrayamaz. Süreklilik (canlılık, var olmak) ve ortadan kaybolmak (yok olmak, ölüm) çocuğun gelişiminde ölümü kavraması açısından önemlidir. Yok olan nesnenin tekrar ortaya çıkışının mümkün olmadığını kavradıkça çocuk ölümü düşünmeye başlar. İyi bir gözlemciyseniz çocukların oyunlarından bu düşüncelerin başladığını anlayabilirsiniz. Silahlarla ateş ettikleri, öldürdüm seni diye sevinç çığlıkları attıkları anları düşünün. Hayatla oynama ihtiyacından doğan bu kurgular çocuklar için çok keyiflidir. Silah, bıçak vb. oyuncaklarla ilgili olumsuz bazı görüşler olsa da bu oyuncaklar çocuğun öfkeyi ve ölümle ilgili kaygıları bu oyunlar uzerinden ifade ederek rahatlamasını sağlamaktadır. Unutmayın oyun gerçek değildir.

Gelişim evrelerine baktığımızda 3 yaşından önce ölüm sadece kaybedilen nesneye duyulan özlem olarak gözlenebilir.  3 yaşından itibaren bir yakının, evcil hayvanın kaybı, televizyonda görülen, duyulan ölümler  çocuğu ölüm hakkında sorular sormaya iter. Hazırlıksız yakalanılan bu sorulara cevap vermek ebeveynler için güç olabilir ama çocuk ölümden söz etmeye başladığı andan itibaren çocuğa ölüm anlatılmalıdır.

Çocuğa ölüm kavramı anlatılırken ölümle ilgili gerçek bilgiler verilmelidir. Çocuğunuz size artık hareket etmeyen balığını gördüğünü söyleyebilir ve merakla sizden bunun açıklamasını isteyebilir. Bu açıklamayı yaparken kullandığınız kelimeler çok önemli. Ölümü uyumak, ayrılmak, gitmek gibi o an gerçek olmayan eylemlerle eşlememesi için balığının öldüğünü söyleyemelisiniz. Ölümün ne demek olduğunu sorduklarındaysa olabildiğince gerçek cevapları verip olayı geçiştirmekten kaçınmalısınız.

"Ölüm yaşamın bitmesidir.
Ölen canlı çevresiyle ilişki kuramaz, konuşamaz, göremez, duyamaz, yemek yiyemez.
Ölen bir canlı geri dönemez.
Her canlı bir gün mutlaka ölür"

Burda çocuk canlı ve cansız olma durumunu ayırt edemeyebilir. Somut örneklerle bu konuyu çocuğun zihninde berraklaştırmak mümkündür.

Ölümle yüzleşen çocuğa ölüm sebebini basit ifadelerle anlatılmak gerekir. Ölüm yetişkinlerde olduğu gibi çocuklar için de sırlı bir konudur. Sebeplerin belirsizliği çocukta korkulara sebep olabilir. Korkutucu detaylara inilmeden ölüm sebepleri çocuklara anlatılabilir.

Çocuk psikanalisti  Françoise Dolto ölüm kaygısının iletişimsiz kalma kaygısından doğduğunu söyler. Bu yüzden çocuğun ölümle ilgili duygularını ifade etmesini sağlamak da çocuk için çok önemlidir. Yakın birinin kaybı çocuğun ölümle ilk ciddi yüzleşmesidir. Bu dönemde hem kendisinin hem de anne babanın ölümüyle ilgili yoğun korkular yaşayabilir. Korkularını aşmak için paylaşmaya ihtiyaç duyar ve ölüm hakkında aldığı bilgileri işlemlemesi için tekrar tekrar sorular sorar.
Bu aşamada bazı anne babalar bu döngüye dayanamayabilir, bir inkar sistemiyle kendilerinden ve çocuklarından ölümü uzak tutarak çocuğun korkusunu yatıştırmaya çalışır.  Aslında yatıştırılan tek kişi çocuk değildir, ebeveyndir aynı zamanda. Ancak bu savunmanın gerçeğe dayanmama ve her an yıkılma gibi bir riski vardır ki derin bir travmaya sebep olabilir. Ben her zaman senin yanında olacağım hiç ölmeyeceğim diyen bir annenin kaybının çocukta açtığı yara tahmin bile edilemez. Çocuğunuzun acısını paylaşın, korkularını dinleyin, sarılın, öpün ama gerçeği inkar eden bir yaklaşımdan kaçının. İletişimsizliğin çocuk için ölümden daha korkunç olduğunu sakın unutmayın ve  tekrar tekrar anlatmaktan vazgeçmeyin !

"Çocuk: Hayvanlar da ölür mü?
Anne: Evet tüm canlılar bir gün mutlaka ölür.
Çocuk: Ben ölmek istemiyorum. senin ölmeni de istemiyorum.
Anne: Hepimiz öleceğiz ama birlikte daha çok vakit geçirmek için ikimiz de kendimize çok iyi bakabilir, son anımıza kadar dolu dolu yaşayabiliriz. Anılarımız varolduğumuz sürece bizimle olacak."

Çocukların ölümle ilgili merak ettiği bir diğer konuysa ölümden sonrasıdır. Bu sorulara karşılık ölümle ilgili inançlar çocukla paylaşılabilir. İnandıklarınızı, somut terimlerle anlatarak yaşına uygun cevaplar verebilirsiniz. Burda çocukların bazı soyut kavramları bizim anladığımız gibi anlamadığına dikkat etmemizde yarar var. Fazladan verilen bilgiler çocukta korkulara sebep olabilir. Çocuğun ölümden sonra bedene yapılan işlemlerle ilgili korkuları da çok sık rastlanan bir durumdur. Yine öldükten sonra bedenin canlı olmayacağı için yapılan şeyleri hissetmeyeceği somut örneklerle anlatılabilir. Mesela anne eline bir eldiven giyerek, "Şuan elime iğne batırırsam canım acıyabilir ama sadece eldivene iğne batırırsam bunu hissetmem. Bedenimiz de öldükten sonra bu eldiven gibidir. Yapılanları hissetmez." şeklinde bir etkinlikle durumu anlatabilir.

Kayıp durumlarında nelere dikkat etmeli?

* Ölüm haberini vermekle ilgili yanlışlardan biri bunu bir psikoloğun vermesini talep etmektir. Böyle bir olay çocuğun ölümü olağan akış içinde kabul etmesini engeller. Haber çocuğa hiç tanımadığı bir psikolog tarafından değil, zor olsa da çocuğa duygusal olarak en yakın kişi tarafından en kısa zamanda verilmelidir. Zaten böyle bir durumda çocuk çevresindeki kaosun farkındadır, çevresindeki yetişkinlerin tüm duygularını almaktadır. Bu haberi vermek çocuğun zihninin netleşmesini sağlar.

* Yaşanılan yas çocuğa duygusal olarak kaldırabileceği ölçüde gösterilmeli ve çocuğun da kendi yasını yaşamasına izin verilmelidir.

* Çocuğun 6 yaş öncesinde cenaze törenine gitmesi uygun olmayabilir. 6 yaşından büyükse isteğe binaen götürülmesi, ölen kişiyle vedalaşması yasın patolojik döngüye girmesini engelleyebilir. Eğer törene katılmak istemiyorsa zorlanmamalıdır.

Kayıp yaşayan bir çocuk için hangi durumlarda yardım alınmalı?

Uzun süre devam eden,

* Yoğun korku ve kaygılar
* Alt ıslatma, parmak emme gibi regresyon belirtileri
* Yakınlarından ayrılmaya karşı aşırı tepki
* Anlaşılmayan öfke nöbetleri, saldırganlık
* Okul başarısındaki düşüş
* Oyunlarda ve gündelik hayatta gözlemlenen tekrarlanan takıntılı davranışlar
* Dikkat dağınıklığı
* Fiziksel bir sebebi olmayan karın ve baş ağrıları, mide bulantıları, varsa bir uzmandan yardım almalısınız.

Uzm. Psk. Ebru YURDALAN 


Şarkılarla Kavramlar -1-

Yeni bir seriye başlıyorum burdan. Adına "şarkılarla kavramlar" demek istedim. Çünkü bazı müzikler bende sadece romantikçe bir ...