Çocuk Merkezli Oyun Terapisi
Çocuk merkezli oyun terapisi çocuğun görüldüğü ve her yönüyle kabul edildiği güvenli bir ortamda, içindeki iyileştirici güçle gelişme sağlayacağına inanan bir oyun terapisi türüdür.
Çocuk merkezli oyun terapisinde çocuğun istediği oyuncağı seçmesine, istediği oyunu kurmasına fırsat verilir. Hiçbir yönlendirme yapılmaz. Terapistin görevi çeşitli tekniklerle çocuğun içinde yaşadığı duyguları açmasına, en derinlerinde varolan sıkıntılarını ve çatışmalarını oyunla çözebilmesine yardımcı olmaktır. Çocuk oyunla katarsis sağlar, yani rahatlar. Çünkü oyun çocuğun özel alanıdır. Orda oluyormuş gibi yaptığı her şey çocuk için gerçektir. Oyun terapistleri çocuğun gerçeklik alanına girmeye çalışır. Çocuğa ve çocuğun duygularına odaklanır.
Çocuk merkezli oyun terapistleri çocuğun oynadığı oyunun içeriğine birkaç durum dışında müdahale etmez. Çocuğun oyundaki sorununu çocuk adına çözmez. Çocuğun sorununu çözeceğine inanır. Çocuğun problem çözme becerisi ve özgüvenini bu sayede gelişir. Çocuk oyunda pek çok seçim yapar. Bu sayede özerkliği de deneyimlemiş olur.
Çocuk Merkezli Oyun Terapisinde Süre - Süreç
Çocuk merkezli oyun terapisinde bir seans 50 dakika sürmektedir. Terapinin genel olarak ne kadar süreceği ise çocuğun özelliklerine, gösterdiği semptoma ve beklentilere göre değişmektedir. Bu sebeple net bir süre verilemez.
Çocuk oyun odasına girdikten sonra yaklaşık 3-4 seans bir keşif sürecine girer. Oyun terapistiyle bağ kurdukça problemli tarafları ortaya koyar. Oyun terapistinin güvenilirliği test edip gerçekten kabul edildiğini hissettikçe iyileşme gerçekleşir.
Diğer oyun terapilerinde olduğu gibi çocuk merkezli oyun terapisinde de ebeveynin sorumlulukları vardır. Anne ve babalar sürecin aktif katılımcısıdır. Oyun terapistiyle iş birliği içinde olmaları süreci hızlandırır.
Kimler Çocuk Merkezli Oyun Terapisinden Faydalanır?
1.Tepkisel ve dürtüsel çocuklar,
2.Ayrılmayla ilgili kaygıları olan çocuklar,
3.Korkuları ve fobileri olan çocuklar,
4.Travma yaşamış çocuklar,
5.Çocukluk çağı depresyonu yaşayan çocuklar,
6.Dikkat eksikliği ve/veya hiperaktivitesi olan çocuklar,
7.Öfke kontrolüyle ilgili sorun yaşayan çocuklar,
8.Özgüven eksikliği olan çocuklar,
9.Seçici konuşmazlık yaşayan çocuklar,
10.Dışa atım bozukluğu yaşayan çocuklar (alt ıslatma, dışkı kaçırma, tutma)
11.Duygu düzenlemeyle ilgili problem yaşayan çocuklar, çocuk merkezli oyun terapisinden faydalanabilir.
Çocuk Merkezli Oyun Terapisinde Yaş Aralığı Nasıl Olmalıdır?
Çocuk merkezli oyun terapisi 2-8 yaş aralığında oldukça etkilidir ancak bu yaş aralığı 12 yaşına kadar esnetilebilir. Bu esneme ek olarak başka tekniklerinde dahil edildiği bir terapötik sürece dönüşebilir.
Filial Terapi
Filial terapi ebeveynlere çocuk merkezli oyun terapisinin öğretildiği yapılandırılmış bir terapi modeli olarak tanımlanabilir. Bu yapılandırılmış program 8-10 seans arasında değişmektedir. Filial terapiyi öğrenmek için illa davranış problemleri olan bir çocuğa sahip olmanız gerekmez. Filial terapi sorunsuz çocuklarla da yapılır ve çocukta birçok olumlu davranışın gelişmesini sağlar.
Anne ve babalar bu süreçte çocuklarıyla özel bir oyun saati oluştururlar. Oluşturulan bu özel oyun saatleri oyun terapistinin de desteğiyle yürütülür. Ebeveynler çocuklarının gelişim dönemi özelliklerini öğrenir. Duygu etiketleme çalışmaları yapar. tercih sunma ve kural koyma konularında çalışmalar yapar ve tecrübe kazanır. evde uyguladıkları seanslar için oyun terapistinden birnevi süpervizyon desteği alır. ebeveynler yetkin hale geldiklerinde seanslar bitirilir.
Filial Terapinin Aile ve Çocuk İçin Faydaları Nelerdir?
Çocuk İçin Faydaları;
1.Çocukların kendilerini tamamen merkezde hissettiği bir yarım saatleri olur. Bu sürede kendileri için gündem olan her şeyi oyuncaklarla ve kurdukları oyunlarla tam da kendi istedikleri şekilde ortaya koyma imkanı bulurlar. Böylelikle bir rahatlama hissederler.
2.Çocuklar oyun boyunca yaptığı her şey görüldüğü için kendileri değerli hissederler ve özsaygıları gelişir.
3.Çocukların duyguları sözel olarak etiketlendiği için çocuklar kendi duygularını tanımlamayı öğrenirler. Bu sayede kendilerini eylemden ziyade sözle ifade etme becerisi kazanırlar.
4.Çocukların agresyonunu yönetebilen ve sakin kalan ebeveyn sayesinde çocuklar duygularını düzenleyebilme becerisi kazanır.
5.Çocuk kendi duygusunu tanımladıkça bir ötekinin duygusunu da görebilmeyi öğrenir ve böylece empati yapma yeteneği gelişir.
6.Çocuk ihtiyaçlarını doğru şekillerde ifade etmeyi öğrenir.
7.Çocuklarda mevcut bulunan davranış problemleri oyun saatleri sayesinde azalır.
8.Çocukların günlük hayatlarında karşılaştığı sorunlara yönelik problem çözme ve adaptasyon becerisi gelişir.
9.Sunulan tercihler ve konulan sınırlar sayesinde çocuğun güvenli dünya algısını desteklenir. Kendinin ve dünyasının sınırları netlestikçe güvenlik artar.
10.Çocuğun özerklik ve girişimcilik özellikleri gelişir.
Ebeveynler İçin Faydaları;
1.Çocuklarının gelişim dönemi özelliklerini iyi öğrenerek onların ihtiyaçlarını, duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını daha iyi anlayabilmelerini sağlar.
2.Çocuklarıyla iletişimleri kuvvetlenir. İletişim güçlendikçe ilişkileri de sağlamlaşır. Daha derin ve doyurucu bir ilişkiye döner.
3.Çocuklarıyla kurdukları yeni ilişki biçimi kendi kaygılarını azaltır ve rahatlamalarını sağlar. Çaresiz hissettikleri durumlar azalır.
Aslında sadece çocukla ilgili bir aktivite gibi görünse de filial terapi aile içindeki tüm ilişkileri değiştirmeyi sağlayan bir metoddur. Ebeveynler çocukları için oluşturdukları empatik dili eşler arasındaki ilişkiye de taşır. Daha yakın ve derinden bir ilişki kurmalarına yardımcı olur.
Filial Terapi Kimler İçin Uygundur?
Bu soruya çocuğu, ebeveynleri ve aile arasındaki ilişkileri bilmeden cevap vermek güç. Ancak;
1) Yaşı çok küçük olan çocukların aileleriyle,
2) Mekansal olarak uzak olan, çocukla çalışmamın mümkün olmadığı durumlarda, online olarak çalışılacak ailelerle,
3) Sınırlı bir sürenin söz konusu olduğu durumlarda, filial terapinin uygun olduğunu söyleyebiliriz.
Problemli alanlar bazında bakıldığındaysa, çocuk merkezli oyun terapisinin uygulandığı her durum için filial terapi eğitimi verilebileceği gibi, hiçbir sorunu olmayan çocukların aileleri için de önerilebilir.
Uzman Klinik Psikolog / Pedagog Ebru YURDALAN
oyun terapisti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyun terapisti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Aralık 2017 Cumartesi
22 Ağustos 2017 Salı
TUVALET EGITIMI; Tutmak ya da Tutmamak, Iste Butun Mesele Bu!
Düşlerde varolmaya başladığı uzun yıllardan sonra dayanılmaz doğum sancılarıyla gerçek varoluşunu oluşturmak üzere dünyaya gelen, birçok duyguyu aynı anda tek başına minicik bedeniyle size hissettiren bebeğiniz kucağınızda, işlenmeyi bekleyen bir mücevher gibi sizi bekliyor. Size de bu işçiliği öğrenmek düşüyor. Bebeğin anneyi annenin bebeği değiştirdiği, geliştirdiği yetiştirme süreci böyle başlıyor.
Sürecin başında güven en önemli ihtiyaçken aylar geçip de yürüme öğrenildiğinde güven ihtiyacı yerini merak ve keşif duygularına bırakır. Bu dönemde konulan sınırlar, çocuğu kendi gücünü, sınırları aşma kabiliyetini öğrenmeye iter ve anneyle yaşanan güç savaşları bu dönemde başlar. Çocuk günün birinde elinde çok büyük bir silah olduğunu keşfeder: TUVALET ! Bu zamana kadar kendisine sürekli sınırlar koyan annesi karşısında tek gücün tuvaletini tutmak yada tutmamak olduğunu anlar. Olağan akışında, sağlıklı bir ortamda tuvaletini yapmayı öğrenen bir çocuk kendini kahraman gibi hissederken anne ile ilişkilerinde bazı pürüzler olan ve yanlış eğitilen bir çocuk bu dönemde sorunlar yaşayabilir. Bu sorunların önüne geçmenin ilk kuralı çocuğun bedenen ve ruhen tuvalet eğitimine hazır olmasıdır. Çocuktan çocuğa farklılık gösterse de genel olarak 24-36 ay arasında hazır bulunuşluğun sağlandığını söyleyebiliriz. Özel olarak baktığınızda çocuğunuz yürüyebiliyorsa, basit yönergelere uyuyorsa, gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa, kendisi tuvalete gitmeyi talep ediyorsa tuvalet eğitimine başlayabilirsiniz.
TUVALET EĞİTİMİ NASIL VERİLİR?
Tuvalet eğitimi konusunda pek çok metot olsa da; lazımlıklarını oyun odasına sokmak, bezsiz vakitler geçirmesine izin vermek, bunu öğreneceği konusunda desteklemek ve tuvaletini dile getirdikçe ödüllendirmek çocuğun merkeze alındığı etkili yöntemlerdir. Çocukların bu süreçte tuvaletle ilgili korkuları olabilir, sınırlarını korumayla ilgili kaygıları olabilir. Ebeveynlerin bu süreçte kontrolcü bir tutumdan ziyade sabır ve anlayışla çocuğun hızına ayak uydurması önemlidir.
TUVALET EĞİTİMİ SIRASINDA YAPILAN HATALAR NELERDİR?
1) Bez bağlandığı için suçlamak
2) Kıyafetini çıkarmak ya da temizlenmek için yardım istediğinde veya altına kaçırdığında utandırmak
3) Tuvalet eğitimine aile için stresli olan bir dönemde başlamak
4) Tuvalet eğitimine çocuk başka bir gelişimsel görevi öğrenirken (örneğin yürümek) başlamak
5) Çocuğun kontrolü elinde tutma ve iradesini kullanma gibi ihtiyaçlarına karşı anlayışssız olmak
DIŞA ATIM BOZUKLUKLARI
Buraya kadar normal bir süreçten bahsettik ama tuvalet eğitimine rağmen çocuğunuz bu dönemle ilgili bazı sorunlar yaşayabilir. Bu sorunlar fiziksel bir rahatsızlıktan kaynaklanmıyorsa psikiyatrik bozukluk olarak değerlendirilir. Psikiyatrik tanı ölçütlerinin yer aldığı DSM-5'e göre bu bozukluklar 2'ye ayrılır. Bunlardan birincisi enürezis (idrar kaçırma), diğeri enkoprezis (dışkı kaçırma)dir.
A) Enürezis
DSM-5'e göre tanı kriterleri:
- İstemsiz olarak ya da isteyerek yatağa ya da giysilerine yineleyen işeme
- Bu davranışın en az üç hafta, haftada iki kez yaşanarak bir sıkıntıya, toplumsal olarak (okulda veya işte) işlevselliğin düşmesine sebep olması
- Kronolojik yaşı en az 5'tir ya da gelişimsel düzeyi buna eşdeğerdir
- Bu davranışın bir maddenin ya da bir sağlık durumunun fizyolojisiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
Bu kriterler yalnız gece, yalnız gündüz ya da ikisinde birden görülebilir.
B) Enkoprezis
DSM-5 'e göre tanı kriterleri:
- İstemsiz ya da isteyerek uygunsuz yerlere yineleyen dışkı kaçırma
- En az üç ay içinde, ayda en az bir kez böyle bir olay olur.
- Kronolojik yaş en az 4'tür ya da gelişimsel düzeyi buna eşdeğerdir
- Bu davranışın bir maddenin ya da bir sağlık durumunun fizyolojisiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
Çocuğunuzda dışa atım bozukluğu bulunduğunu düşünüyorsanız, bir uzmandan yardım almanız, tıbbi tedaviyle birlikte psikoterapi desteği bu dönemin çocuk üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak açısından çok önemlidir.
Uzm. Psikolog Ebru YURDALAN
23 Kasım 2016 Çarşamba
ÖLÜMÜ ANLAMAK / ANLATMAK
"Ölüm karşısında herkes acemidir; ben de öyleyim. Hala hayattaysanız aziz okur, şansınız var : Acemi şansı. "
Murat Menteş
Hakkında söylenen milyonlarca söze rağmen çoğu zaman kör noktamızda bulunan bir gerçekten söz etmek istiyorum. Her ne kadar bir gün deneyimleyeceğimiz bilgisine sahip olsak da, bir türlü hissedemediğimiz ve hissetmemek için de bütün savunmalarımızı kullandığımız bir gerçek: Ölüm ve çocuğa ölümü anlatmak.
İnsanlık tarihine baktığımızda her şeyi bilmek, önceden kestirebilmek ve kontrol etmekle ilgili isteğimizin deterministik bir bilim anlayışını doğurduğunu görüyoruz. Bu bilimsel anlayış bize aynı nedenlerin aynı sonuçlara sebep olduğu görece güvenli bir dünyayı vaadediyordu. Fakat izafiyet teorisinin ortaya çıkışıyla dünyanın böyle bir yer olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldık. Yeni bilimsel paradigma dünyanın kendini her an yeniden şekillendiren, aynı nehirde iki kez yıkanmanın mümkün olmadığı bir belirsizlikten söz etti bize. İşte çağımız insanın böyle bir dünyada var olma çabası anksiyeteye, geçici olarak varolduğunu bilmesi ise anlamsızlığa sebep olmaya başladı. Belirsizliğin ve anlamsızlığın hakikatin tam kalbinde olduğu bir dünyaya tahammül etmekse günümüz insanının en büyük trajedisi belki de.
Peki bu trajedinin içinde insan ne yapar?
Ölümü kabul etmeyerek tüm savunmalarını kullanabilir.
Çaresizliğin olduğu yerde en kolay savunmadır inkar. Bilişsel bir inkardan bahsetmiyorum. Öleceğimizi hepimiz biliriz ama duygusal olarak bunu hissettiğimiz anlar sınırlıdır. Böyle olaylar genelde başkalarının başına gelir çünkü. Ölümle yüzleşmektense bir obsesyon yaratıp tedavi için bir ömür harcamayı tercih edebilir bilinç dışı. Ya da durduğu an düşeceği anlamsızlık hissinden kaçmak için peş peşe kendisine zarar veren ilişkiler kurabilir. Rank, insanların büyük bir kısmının ölüm borcundan kaçmak için hayat kredisini reddettiğinden bahsederken sanırım bunu anlatmak istiyor.
Ölümü, belirsizliği kabul ederek kendi varoluş amacını kendi anlamlarını oluşturarak bulabilir.
Bunu yapmanın yazmaktan çok daha zor olduğunu biliyorum. İnsan ölümü hissettiği an varoluşuyla acı bir şekilde yüzleşir. Bir şekilde dünyadadır. Neden bulunduğunu bilmez ama öleceğini bilir. Tam bir kaos. Bu kaosa girmeden ölümü kabul etmek zordur. Varoluşçu psikoterapi dediğimiz ekol işte bu noktada psikoloji dünyasına girer ve der ki ; ölümün fizikselliği bireyi yok etse de ölüm fikri onu koruyabilir. Yani ölümün varlığıyla bir kere yüzleşen insan yaşadığı her ana daha çok kıymet verir çünkü ölecektir. İnsan dünyada yaşadıklarının kendi tercihi olduğunu kabul eder ve kendi anlamlarını oluşturma sorumluluğunu üstüne alırsa bu dünyada kendi varoluşunu tamamlamış olur.
Peki yetişkinler için bile bu kadar kompleks olan bir kavram bir çocuğa nasıl anlatılmalı?
Ölümü çocuğa anlatmanın önündeki en büyük engel yukarıda bahsettiğim üzere yetişkinin ölümü kavrayış ve karşılayış biçimidir. Bir çocuğa ölümü anlatmadan önce kendi ölüm düşüncemizin savunmalardan arınmış olduğundan emin olmamız lazım. Sıra çocuklara geldiğindeyse çocuğun yaşı, şartları önem kazanır .
Çocuklar nesne sürekliliği oluşana dek bir nesnenin ortadan kayboluşunu kavrayamaz. Süreklilik (canlılık, var olmak) ve ortadan kaybolmak (yok olmak, ölüm) çocuğun gelişiminde ölümü kavraması açısından önemlidir. Yok olan nesnenin tekrar ortaya çıkışının mümkün olmadığını kavradıkça çocuk ölümü düşünmeye başlar. İyi bir gözlemciyseniz çocukların oyunlarından bu düşüncelerin başladığını anlayabilirsiniz. Silahlarla ateş ettikleri, öldürdüm seni diye sevinç çığlıkları attıkları anları düşünün. Hayatla oynama ihtiyacından doğan bu kurgular çocuklar için çok keyiflidir. Silah, bıçak vb. oyuncaklarla ilgili olumsuz bazı görüşler olsa da bu oyuncaklar çocuğun öfkeyi ve ölümle ilgili kaygıları bu oyunlar uzerinden ifade ederek rahatlamasını sağlamaktadır. Unutmayın oyun gerçek değildir.
Gelişim evrelerine baktığımızda 3 yaşından önce ölüm sadece kaybedilen nesneye duyulan özlem olarak gözlenebilir. 3 yaşından itibaren bir yakının, evcil hayvanın kaybı, televizyonda görülen, duyulan ölümler çocuğu ölüm hakkında sorular sormaya iter. Hazırlıksız yakalanılan bu sorulara cevap vermek ebeveynler için güç olabilir ama çocuk ölümden söz etmeye başladığı andan itibaren çocuğa ölüm anlatılmalıdır.
Çocuğa ölüm kavramı anlatılırken ölümle ilgili gerçek bilgiler verilmelidir. Çocuğunuz size artık hareket etmeyen balığını gördüğünü söyleyebilir ve merakla sizden bunun açıklamasını isteyebilir. Bu açıklamayı yaparken kullandığınız kelimeler çok önemli. Ölümü uyumak, ayrılmak, gitmek gibi o an gerçek olmayan eylemlerle eşlememesi için balığının öldüğünü söyleyemelisiniz. Ölümün ne demek olduğunu sorduklarındaysa olabildiğince gerçek cevapları verip olayı geçiştirmekten kaçınmalısınız.
"Ölüm yaşamın bitmesidir.
Ölen canlı çevresiyle ilişki kuramaz, konuşamaz, göremez, duyamaz, yemek yiyemez.
Ölen bir canlı geri dönemez.
Her canlı bir gün mutlaka ölür"
Burda çocuk canlı ve cansız olma durumunu ayırt edemeyebilir. Somut örneklerle bu konuyu çocuğun zihninde berraklaştırmak mümkündür.
Ölümle yüzleşen çocuğa ölüm sebebini basit ifadelerle anlatılmak gerekir. Ölüm yetişkinlerde olduğu gibi çocuklar için de sırlı bir konudur. Sebeplerin belirsizliği çocukta korkulara sebep olabilir. Korkutucu detaylara inilmeden ölüm sebepleri çocuklara anlatılabilir.
Çocuk psikanalisti Françoise Dolto ölüm kaygısının iletişimsiz kalma kaygısından doğduğunu söyler. Bu yüzden çocuğun ölümle ilgili duygularını ifade etmesini sağlamak da çocuk için çok önemlidir. Yakın birinin kaybı çocuğun ölümle ilk ciddi yüzleşmesidir. Bu dönemde hem kendisinin hem de anne babanın ölümüyle ilgili yoğun korkular yaşayabilir. Korkularını aşmak için paylaşmaya ihtiyaç duyar ve ölüm hakkında aldığı bilgileri işlemlemesi için tekrar tekrar sorular sorar.
Bu aşamada bazı anne babalar bu döngüye dayanamayabilir, bir inkar sistemiyle kendilerinden ve çocuklarından ölümü uzak tutarak çocuğun korkusunu yatıştırmaya çalışır. Aslında yatıştırılan tek kişi çocuk değildir, ebeveyndir aynı zamanda. Ancak bu savunmanın gerçeğe dayanmama ve her an yıkılma gibi bir riski vardır ki derin bir travmaya sebep olabilir. Ben her zaman senin yanında olacağım hiç ölmeyeceğim diyen bir annenin kaybının çocukta açtığı yara tahmin bile edilemez. Çocuğunuzun acısını paylaşın, korkularını dinleyin, sarılın, öpün ama gerçeği inkar eden bir yaklaşımdan kaçının. İletişimsizliğin çocuk için ölümden daha korkunç olduğunu sakın unutmayın ve tekrar tekrar anlatmaktan vazgeçmeyin !
"Çocuk: Hayvanlar da ölür mü?
Anne: Evet tüm canlılar bir gün mutlaka ölür.
Çocuk: Ben ölmek istemiyorum. senin ölmeni de istemiyorum.
Anne: Hepimiz öleceğiz ama birlikte daha çok vakit geçirmek için ikimiz de kendimize çok iyi bakabilir, son anımıza kadar dolu dolu yaşayabiliriz. Anılarımız varolduğumuz sürece bizimle olacak."
Çocukların ölümle ilgili merak ettiği bir diğer konuysa ölümden sonrasıdır. Bu sorulara karşılık ölümle ilgili inançlar çocukla paylaşılabilir. İnandıklarınızı, somut terimlerle anlatarak yaşına uygun cevaplar verebilirsiniz. Burda çocukların bazı soyut kavramları bizim anladığımız gibi anlamadığına dikkat etmemizde yarar var. Fazladan verilen bilgiler çocukta korkulara sebep olabilir. Çocuğun ölümden sonra bedene yapılan işlemlerle ilgili korkuları da çok sık rastlanan bir durumdur. Yine öldükten sonra bedenin canlı olmayacağı için yapılan şeyleri hissetmeyeceği somut örneklerle anlatılabilir. Mesela anne eline bir eldiven giyerek, "Şuan elime iğne batırırsam canım acıyabilir ama sadece eldivene iğne batırırsam bunu hissetmem. Bedenimiz de öldükten sonra bu eldiven gibidir. Yapılanları hissetmez." şeklinde bir etkinlikle durumu anlatabilir.
Kayıp durumlarında nelere dikkat etmeli?
* Ölüm haberini vermekle ilgili yanlışlardan biri bunu bir psikoloğun vermesini talep etmektir. Böyle bir olay çocuğun ölümü olağan akış içinde kabul etmesini engeller. Haber çocuğa hiç tanımadığı bir psikolog tarafından değil, zor olsa da çocuğa duygusal olarak en yakın kişi tarafından en kısa zamanda verilmelidir. Zaten böyle bir durumda çocuk çevresindeki kaosun farkındadır, çevresindeki yetişkinlerin tüm duygularını almaktadır. Bu haberi vermek çocuğun zihninin netleşmesini sağlar.
* Yaşanılan yas çocuğa duygusal olarak kaldırabileceği ölçüde gösterilmeli ve çocuğun da kendi yasını yaşamasına izin verilmelidir.
* Çocuğun 6 yaş öncesinde cenaze törenine gitmesi uygun olmayabilir. 6 yaşından büyükse isteğe binaen götürülmesi, ölen kişiyle vedalaşması yasın patolojik döngüye girmesini engelleyebilir. Eğer törene katılmak istemiyorsa zorlanmamalıdır.
Kayıp yaşayan bir çocuk için hangi durumlarda yardım alınmalı?
Uzun süre devam eden,
* Yoğun korku ve kaygılar
* Alt ıslatma, parmak emme gibi regresyon belirtileri
* Yakınlarından ayrılmaya karşı aşırı tepki
* Anlaşılmayan öfke nöbetleri, saldırganlık
* Okul başarısındaki düşüş
* Oyunlarda ve gündelik hayatta gözlemlenen tekrarlanan takıntılı davranışlar
* Dikkat dağınıklığı
* Fiziksel bir sebebi olmayan karın ve baş ağrıları, mide bulantıları, varsa bir uzmandan yardım almalısınız.
Uzm. Psk. Ebru YURDALAN
İnsanlık tarihine baktığımızda her şeyi bilmek, önceden kestirebilmek ve kontrol etmekle ilgili isteğimizin deterministik bir bilim anlayışını doğurduğunu görüyoruz. Bu bilimsel anlayış bize aynı nedenlerin aynı sonuçlara sebep olduğu görece güvenli bir dünyayı vaadediyordu. Fakat izafiyet teorisinin ortaya çıkışıyla dünyanın böyle bir yer olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldık. Yeni bilimsel paradigma dünyanın kendini her an yeniden şekillendiren, aynı nehirde iki kez yıkanmanın mümkün olmadığı bir belirsizlikten söz etti bize. İşte çağımız insanın böyle bir dünyada var olma çabası anksiyeteye, geçici olarak varolduğunu bilmesi ise anlamsızlığa sebep olmaya başladı. Belirsizliğin ve anlamsızlığın hakikatin tam kalbinde olduğu bir dünyaya tahammül etmekse günümüz insanının en büyük trajedisi belki de.
Peki bu trajedinin içinde insan ne yapar?
Ölümü kabul etmeyerek tüm savunmalarını kullanabilir.
Çaresizliğin olduğu yerde en kolay savunmadır inkar. Bilişsel bir inkardan bahsetmiyorum. Öleceğimizi hepimiz biliriz ama duygusal olarak bunu hissettiğimiz anlar sınırlıdır. Böyle olaylar genelde başkalarının başına gelir çünkü. Ölümle yüzleşmektense bir obsesyon yaratıp tedavi için bir ömür harcamayı tercih edebilir bilinç dışı. Ya da durduğu an düşeceği anlamsızlık hissinden kaçmak için peş peşe kendisine zarar veren ilişkiler kurabilir. Rank, insanların büyük bir kısmının ölüm borcundan kaçmak için hayat kredisini reddettiğinden bahsederken sanırım bunu anlatmak istiyor.
Ölümü, belirsizliği kabul ederek kendi varoluş amacını kendi anlamlarını oluşturarak bulabilir.
Bunu yapmanın yazmaktan çok daha zor olduğunu biliyorum. İnsan ölümü hissettiği an varoluşuyla acı bir şekilde yüzleşir. Bir şekilde dünyadadır. Neden bulunduğunu bilmez ama öleceğini bilir. Tam bir kaos. Bu kaosa girmeden ölümü kabul etmek zordur. Varoluşçu psikoterapi dediğimiz ekol işte bu noktada psikoloji dünyasına girer ve der ki ; ölümün fizikselliği bireyi yok etse de ölüm fikri onu koruyabilir. Yani ölümün varlığıyla bir kere yüzleşen insan yaşadığı her ana daha çok kıymet verir çünkü ölecektir. İnsan dünyada yaşadıklarının kendi tercihi olduğunu kabul eder ve kendi anlamlarını oluşturma sorumluluğunu üstüne alırsa bu dünyada kendi varoluşunu tamamlamış olur.
Peki yetişkinler için bile bu kadar kompleks olan bir kavram bir çocuğa nasıl anlatılmalı?
Ölümü çocuğa anlatmanın önündeki en büyük engel yukarıda bahsettiğim üzere yetişkinin ölümü kavrayış ve karşılayış biçimidir. Bir çocuğa ölümü anlatmadan önce kendi ölüm düşüncemizin savunmalardan arınmış olduğundan emin olmamız lazım. Sıra çocuklara geldiğindeyse çocuğun yaşı, şartları önem kazanır .Çocuklar nesne sürekliliği oluşana dek bir nesnenin ortadan kayboluşunu kavrayamaz. Süreklilik (canlılık, var olmak) ve ortadan kaybolmak (yok olmak, ölüm) çocuğun gelişiminde ölümü kavraması açısından önemlidir. Yok olan nesnenin tekrar ortaya çıkışının mümkün olmadığını kavradıkça çocuk ölümü düşünmeye başlar. İyi bir gözlemciyseniz çocukların oyunlarından bu düşüncelerin başladığını anlayabilirsiniz. Silahlarla ateş ettikleri, öldürdüm seni diye sevinç çığlıkları attıkları anları düşünün. Hayatla oynama ihtiyacından doğan bu kurgular çocuklar için çok keyiflidir. Silah, bıçak vb. oyuncaklarla ilgili olumsuz bazı görüşler olsa da bu oyuncaklar çocuğun öfkeyi ve ölümle ilgili kaygıları bu oyunlar uzerinden ifade ederek rahatlamasını sağlamaktadır. Unutmayın oyun gerçek değildir.
Gelişim evrelerine baktığımızda 3 yaşından önce ölüm sadece kaybedilen nesneye duyulan özlem olarak gözlenebilir. 3 yaşından itibaren bir yakının, evcil hayvanın kaybı, televizyonda görülen, duyulan ölümler çocuğu ölüm hakkında sorular sormaya iter. Hazırlıksız yakalanılan bu sorulara cevap vermek ebeveynler için güç olabilir ama çocuk ölümden söz etmeye başladığı andan itibaren çocuğa ölüm anlatılmalıdır.
Çocuğa ölüm kavramı anlatılırken ölümle ilgili gerçek bilgiler verilmelidir. Çocuğunuz size artık hareket etmeyen balığını gördüğünü söyleyebilir ve merakla sizden bunun açıklamasını isteyebilir. Bu açıklamayı yaparken kullandığınız kelimeler çok önemli. Ölümü uyumak, ayrılmak, gitmek gibi o an gerçek olmayan eylemlerle eşlememesi için balığının öldüğünü söyleyemelisiniz. Ölümün ne demek olduğunu sorduklarındaysa olabildiğince gerçek cevapları verip olayı geçiştirmekten kaçınmalısınız.
"Ölüm yaşamın bitmesidir.
Ölen canlı çevresiyle ilişki kuramaz, konuşamaz, göremez, duyamaz, yemek yiyemez.
Ölen bir canlı geri dönemez.
Her canlı bir gün mutlaka ölür"
Burda çocuk canlı ve cansız olma durumunu ayırt edemeyebilir. Somut örneklerle bu konuyu çocuğun zihninde berraklaştırmak mümkündür.
Ölümle yüzleşen çocuğa ölüm sebebini basit ifadelerle anlatılmak gerekir. Ölüm yetişkinlerde olduğu gibi çocuklar için de sırlı bir konudur. Sebeplerin belirsizliği çocukta korkulara sebep olabilir. Korkutucu detaylara inilmeden ölüm sebepleri çocuklara anlatılabilir.
Çocuk psikanalisti Françoise Dolto ölüm kaygısının iletişimsiz kalma kaygısından doğduğunu söyler. Bu yüzden çocuğun ölümle ilgili duygularını ifade etmesini sağlamak da çocuk için çok önemlidir. Yakın birinin kaybı çocuğun ölümle ilk ciddi yüzleşmesidir. Bu dönemde hem kendisinin hem de anne babanın ölümüyle ilgili yoğun korkular yaşayabilir. Korkularını aşmak için paylaşmaya ihtiyaç duyar ve ölüm hakkında aldığı bilgileri işlemlemesi için tekrar tekrar sorular sorar.
Bu aşamada bazı anne babalar bu döngüye dayanamayabilir, bir inkar sistemiyle kendilerinden ve çocuklarından ölümü uzak tutarak çocuğun korkusunu yatıştırmaya çalışır. Aslında yatıştırılan tek kişi çocuk değildir, ebeveyndir aynı zamanda. Ancak bu savunmanın gerçeğe dayanmama ve her an yıkılma gibi bir riski vardır ki derin bir travmaya sebep olabilir. Ben her zaman senin yanında olacağım hiç ölmeyeceğim diyen bir annenin kaybının çocukta açtığı yara tahmin bile edilemez. Çocuğunuzun acısını paylaşın, korkularını dinleyin, sarılın, öpün ama gerçeği inkar eden bir yaklaşımdan kaçının. İletişimsizliğin çocuk için ölümden daha korkunç olduğunu sakın unutmayın ve tekrar tekrar anlatmaktan vazgeçmeyin !
"Çocuk: Hayvanlar da ölür mü?
Anne: Evet tüm canlılar bir gün mutlaka ölür.
Çocuk: Ben ölmek istemiyorum. senin ölmeni de istemiyorum.
Anne: Hepimiz öleceğiz ama birlikte daha çok vakit geçirmek için ikimiz de kendimize çok iyi bakabilir, son anımıza kadar dolu dolu yaşayabiliriz. Anılarımız varolduğumuz sürece bizimle olacak."
Çocukların ölümle ilgili merak ettiği bir diğer konuysa ölümden sonrasıdır. Bu sorulara karşılık ölümle ilgili inançlar çocukla paylaşılabilir. İnandıklarınızı, somut terimlerle anlatarak yaşına uygun cevaplar verebilirsiniz. Burda çocukların bazı soyut kavramları bizim anladığımız gibi anlamadığına dikkat etmemizde yarar var. Fazladan verilen bilgiler çocukta korkulara sebep olabilir. Çocuğun ölümden sonra bedene yapılan işlemlerle ilgili korkuları da çok sık rastlanan bir durumdur. Yine öldükten sonra bedenin canlı olmayacağı için yapılan şeyleri hissetmeyeceği somut örneklerle anlatılabilir. Mesela anne eline bir eldiven giyerek, "Şuan elime iğne batırırsam canım acıyabilir ama sadece eldivene iğne batırırsam bunu hissetmem. Bedenimiz de öldükten sonra bu eldiven gibidir. Yapılanları hissetmez." şeklinde bir etkinlikle durumu anlatabilir.
Kayıp durumlarında nelere dikkat etmeli?
* Ölüm haberini vermekle ilgili yanlışlardan biri bunu bir psikoloğun vermesini talep etmektir. Böyle bir olay çocuğun ölümü olağan akış içinde kabul etmesini engeller. Haber çocuğa hiç tanımadığı bir psikolog tarafından değil, zor olsa da çocuğa duygusal olarak en yakın kişi tarafından en kısa zamanda verilmelidir. Zaten böyle bir durumda çocuk çevresindeki kaosun farkındadır, çevresindeki yetişkinlerin tüm duygularını almaktadır. Bu haberi vermek çocuğun zihninin netleşmesini sağlar.
* Yaşanılan yas çocuğa duygusal olarak kaldırabileceği ölçüde gösterilmeli ve çocuğun da kendi yasını yaşamasına izin verilmelidir.
* Çocuğun 6 yaş öncesinde cenaze törenine gitmesi uygun olmayabilir. 6 yaşından büyükse isteğe binaen götürülmesi, ölen kişiyle vedalaşması yasın patolojik döngüye girmesini engelleyebilir. Eğer törene katılmak istemiyorsa zorlanmamalıdır.
Kayıp yaşayan bir çocuk için hangi durumlarda yardım alınmalı?
Uzun süre devam eden,
* Yoğun korku ve kaygılar
* Alt ıslatma, parmak emme gibi regresyon belirtileri
* Yakınlarından ayrılmaya karşı aşırı tepki
* Anlaşılmayan öfke nöbetleri, saldırganlık
* Okul başarısındaki düşüş
* Oyunlarda ve gündelik hayatta gözlemlenen tekrarlanan takıntılı davranışlar
* Dikkat dağınıklığı
* Fiziksel bir sebebi olmayan karın ve baş ağrıları, mide bulantıları, varsa bir uzmandan yardım almalısınız.
Uzm. Psk. Ebru YURDALAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Şarkılarla Kavramlar -1-
Yeni bir seriye başlıyorum burdan. Adına "şarkılarla kavramlar" demek istedim. Çünkü bazı müzikler bende sadece romantikçe bir ...
-
bu benim ilk blogum değil ama ilk defa yazıyormuşcasına heyecanlıyım. anaç bir yönüm var galiba. benim olan her şeyi yavrum gibi görüyorum....
-
sanat felsefesinden anladığımı söyleyemem. hatta felsefeden. şuan karşımda duran sandalye benden daha filozof. soru sormuyorum çünkü, c...
-
Bundan birkaç hafta önce, bir kitapta rastladım möbius şeridine. Moebius (1790-1860) tarafından bulunan ve matematikçi / sanatçı Escher (1...
