Duygularimiz bize bir seyler anlatiyor, bizi bir yerlere goturuyor. Duyguya dokunan terapilerle daha kalici sonuclar elde ediliyor. Bu sebeple "Duygu Odakli Terapi", bu sebeple "Alfred ve Golgesi" 🎈
8 Kasım 2017 Çarşamba
3 Kasım 2017 Cuma
Disleksi Nedir?
Bir yil once 0rtapia kanalinda izlemistim bu kisa filmi. Ve tam da günü gelmisken, yani 1-7 kasım Disleksi Farkindalik Haftasi'nda paylasmak istedim. "Disleksi Nedir?" Sorusunun cevabi cok guzel bir dil ve gorsellerle anlatilmis. Konu disleksi olunca deginmeden gecmeyecegim bir film de var. "Taare Zameen Par" yani "Yerdeki Yildizlar". Izlemeyen hala kaldiysa bu haftanin filmi olsun ☘
Uzman Psikolog/Pedagog Ebru YURDALAN
20 Ekim 2017 Cuma
Gelişim Dönemleri Işığında Ebeveyn-Ergen Çatışması
“Bugünün gençleri lüksten hoşlanıyor. Kötü davranışlar benimsiyor, olumsuz tutumlar kazanıyor. Beden eğitimi ve sporla ilgileneceklerine boş sözlerle zaman geçiriyorlar. Öğretmenleri önünde bacak bacak üstüne atıp bildiklerini okuyorlar. Misafirin önünde gelişigüzel konuşuyorlar. Yaşlılara saygı göstermiyorlar. Onlar odaya gelince yerlerinden kalkmıyorlar. Sofrada güzel yemekleri kapışıyorlar, çok yiyip içiyorlar.”
Sadece bu çağa özgüymüş gibi görünen bu söylemler aslında MÖ 450 yıllarında yaşamış olan Sokrates’e ait. Devirler değişse de cümleler değişmiyor. Eski kuşak, yeni kuşağı benzer sebeplerle eleştiriyor. Bu evrensel ve ortak çatışmanın arka planında iki tarafın yaşadığı adaptasyon sorunun olduğunu düşünüyorum; çocukluktan ergenliğe geçen evlatla, gençlikten yetişkinliğe geçen ebeveynin hem kendi hem de birbirlerinin değişim süreciyle ilgili yaşadığı uyumsuzluk sorunu. Yani yıllardır süren “ergenlik döneminde gencin yaşadığı olağanüstü değişim”i çatışmanın tek sebebi olarak görmüyorum.
Sadece bu çağa özgüymüş gibi görünen bu söylemler aslında MÖ 450 yıllarında yaşamış olan Sokrates’e ait. Devirler değişse de cümleler değişmiyor. Eski kuşak, yeni kuşağı benzer sebeplerle eleştiriyor. Bu evrensel ve ortak çatışmanın arka planında iki tarafın yaşadığı adaptasyon sorunun olduğunu düşünüyorum; çocukluktan ergenliğe geçen evlatla, gençlikten yetişkinliğe geçen ebeveynin hem kendi hem de birbirlerinin değişim süreciyle ilgili yaşadığı uyumsuzluk sorunu. Yani yıllardır süren “ergenlik döneminde gencin yaşadığı olağanüstü değişim”i çatışmanın tek sebebi olarak görmüyorum.
Şimdi her iki gelişim dönemine de Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı’nı temel alarak yakından bakalım.
1) Ergenlik (Kimlik Bütünlüğü-Kimlik Karmaşası)
Yaklaşık olarak 12-18 yaş arasında tanımlanan bu dönemin çatışması rol karmaşasına karşı benlik bütünlüğüdür. Birey kendini psikolojik olarak tanımlamaya başlar çünkü bu yaşa kadar bilişsel gelişimi sadece somut kavramlarla işlem yapmasına olanak verirken, ergenlik dönemiyle birlikte soyut kavramlar da hayatına dahil olmaya başlar. daha önceden kendini sadece somut özellikleri ve ailesinin onu gördüğü şekliyle tanımlarken bu gelişmeyle birlikte duyguları, ilişkileri, tutumları gencin kendini tanımlarken göz önüne aldığı özellikler olur. Ailesinin anlatılarından koparak, kendi soyut kavramlarıyla yeni bir dünya oluşturmaya çalışan gence dünya o kadar kaotik gelir ki keskin genellemelere ihtiyaç duyar. Böylelikle kendi iç dünyasında tutarlılık sağlayacağına inanır. Dünyasının kendi kontrolünde güvenli bir yer olarak algılanması ihtiyacı, fanatik düşüncelerin oluşmasına sebep olur ve bu süreç aslında bu dönem için normaldir. Örneğin bazı siyasi görüşlere mükemmelik atfedip idealize ederken, bazılarını tamamen kötüleyip develüe eder. Bazı kişileri kahraman ilan edip hayatlarına idol olarak alırken, bazılana düşman rolü vermek zorunda kalırlar. Ancak bunu yaparken ortaya çıkan tehlike, henüz soyut kavramlar üzerinde yeterli denetim sağlayamamış olması sebebiyle gencin aşırı genellemelerle, “ya hep ya hiç” gibi bir düşünce tarzı benimsemesidir. Bunun yarattığı sıkıntıyı kendi kimliklerini oluştururken görebiliriz. Bazı yerlerde dışa dönük olamayan ergen, ihtiyaç duyduğu tutarlılıktan dolayı kendini tamamen içe dönük bir kimlik içinde bulabilir. Kendisine bazen içe kapanık bazen dışa dönük olma esnekliğini vermez. Bu tehlike kendi öz değerlendirmesinde, kendine yaptığı haksızlıklarla son bulacağı gibi ilkel bir savunma mekanizması olan bölmeyi devreye sokarak kimliğini bütünleştiremez.
Bu dönemdeki bir diğer değişim de fiziksel ve hormonal gelişimlerdir. Soyut işlemlerle bilişsel aktivitelerin artmasının yanında ergen yeni kazandığı bedenle ilgili de bir uyum sürecinden geçer. Kendi kurduğu dünyasında gittikçe büyük bir yer kaplayan akran grubunda fikirleriyle olduğu kadar değişim içindeki bedeniyle de varolmaya başlar. Bu dönemde ergenlerdeki beden algısı ruhsal yapıyı büyük oranda etkiler. Bedensel olarak dış görünüşünden hoşnut olmayan genç, hem “ya hep ya hiç” düşüncesiyle kendine olumsuz pek çok özellik yükleyerek kendini değersizleştirebilir hem de karşı cinsle ve hemcinsleriyle ilişkilerinde daha pasif ve kaçıngan bir tutum benimseyerek birçok alanda kendi potansiyelini ortaya koymaz.
Gelişimsel olarak bundan önceki evreleri sağlıkla yaşayan bireyin, bu dönemde tüm bu çatışmaları aşarak kendine özgü yepyeni bir kimlik oluşturması beklenen bir durumdur. Öte yandan diğer gelişim dönemlerinde duraklama yaşayan, yanlış anne-baba tutumlarına maruz kalmış bireyler içinde ikinci bir şanstır ergenlik dönemi. Akran ve çevre desteğiyle rol karmaşasından kurtulup, gerçek kendiliğine uygun olarak potansiyellerini ortaya koymaktan kaçınmayan, sağlıklı bir kimlik oluşturabilir. Geçmişinde travmatik deneyimleri olan ve ergenlik döneminde de yeterli çevre desteğini edinemeyen bireyin rol karmaşasından çıkması ve bu dönemi sağlıklı atlatması zor görünmektedir.
2) Yetişkinlik ( Üretkenliğe Karşı Durağanlık)
Ortalama 35 yaşında başlayıp 65 yaşına kadar devam eden bu dönemin çatışması orta yaşın toplumsal ve ruhsal bunalımındaki durağanlığına karşı üretken olmaktır. Üretkenlik kavramı birincil olarak, gelecek kuşağı kurmaya ve yönlendirmeye olan ilgidir. diğer yanıyla yaratıcılığı da kapsayan bu dönemde ürün vermeye yönelik güçlü tutkunun ve ortaya çıkan ürüne yönelik derin sevginin olmadığı durumlarda durağanlık duygusu öne geçecektir. Peki bu durağanlık ne demek? Yaşamda bir hedefin olmaması, amaçsızca yaşamanın hüznü, can sıkıntısı ve boşluk duygusu. Bunu yaşamak yetişkin için bile olsa zordur. Tabi ki bu evrenin tek üretkenliği çocuk yapmak değil ama bu bilgiler ışığında ergen-ebeveyn çatışmasına bir daha bakalım. Hayatında tutkuyla peşinden gittiği bir amacı olmayan bir yetişkin düşünelim ve ürettiği tek şey çocuğu. Bu durumda aileden kopan ve bağımsız bir yaşam oluşturmaya çalışan ergenin, bu davranışlarının anne- baba açısından nasıl büyük bir kaygıya, kayıp duygusuna sebep olduğunu anlamak zor olmayacaktır. Aslında kendi gelişimsel döneminde duraksama yaşayan yetişkinin, bu dönemde kendini canlı tutabilmek için eserinin yani çocuğunun kendinden ayrılmamasına, ona öğrettiği dünyayla gözünün önünde durmasına ihtiyacı vardır. bu boşluğa düşmemek için yetişkin çocuğuna kendini adar. Aslında çocuğu, çocuğun ihtiyaçlarını görmeden kendi ihtiyaçları yüzünden yapılan bir davranıştır bu. Çocuk küçük yaştayken onu kontrol etmesi bu anlamda daha kolayken, büyüdükçe ve ayrılmak istedikçe yetişkin kendi kriziyle yüzleşmek zorunda kalır. Yeni duruma uyum sağlayamaz ve ergenin her davranışından rahatsız olan, hoşnutsuzluğunu belirten bir yetişkin ortaya çıkar. Bu süreçte ebeveynin ergenle uğraşması onun hayatına yeni bir gaye verir, gelişimsel duraklamanın önüne geçmiş olur ancak bu durumun ergene verdiği zarar göz ardı edilemez.
Tüm Bu Çatışmalar Nasıl Çözülür?
• Burada aileye büyük iş düşmektedir. Öncelikle kendi duyguları ve düşünceleri üzerinde düşünmeleri gerekir. Kaygıların ne kadarının kendileriyle ilgili, ne kadarının gerçeğe dayalı olduğunu bulmaları gerekir. Eğer çocuklarını kontrol etmediklerinde onları büyük bir boşluğun beklediğini içlerinde bir yerlerde hissediyorlarsa ve çocuklarının onlarsız doğru bir şey yapacaklarına dair inançları zayıfsa bir uzmanla görüşmeleri hem kendi kişisel gelişimlerine katkı sağlayacak hem de çocuğun bu dönemi en az sorunlar atlatmasına yardımcı olacaktır.
• Son yıllarda yapılan çalışmalar ergenlik döneminde limbik tepkiselliğin yani tehlikeye karşı hassasiyetin arttığını, ürkme refleksini büyüttüğünü ve ergen beyninin özellikle duygusal durumlara karşı tepkisel olduğu önerisini desteklemektedir. Yani gencin yaşadığı tepkisellik aslında fizyolojik değişimlerden kaynaklanmaktadır. Bu yüzden çocuğun tepkiselliğini kişisel olarak algılamayıp hoşgörülü kalabilmek çok önemlidir. Duyguların çok yoğun yaşandığı, duygu regülasyon problemlerinin arttığı bu dönemde, ergenin yapamadığı duygu regülasyonu sakin kalan aile tutumlarıyla mümkündür. Her ne olursa olsun kapsayan, anlayan, sakin kalan ebeveyn gencin duygu düzenlemesini sağlamasına yardım eder.
• Bu dönemde ergenin her türlü sosyal faaliyetle ilgili girişimlerinin, ilgi ve yetenekleriyle ilgili araştırmalarının desteklenmesi, oluşturduğu düşünce sitemlerinin size ters bile olsa anlayışla karşılanması sağlıklı bir kimlik oluşturması açısından çok önemlidir.
• Akran ilişkileri ergenlik döneminde büyük önem kazanmaktadır. Bu dönemde arkadaşlarla ilgili yapılan müdahaleler gençle aile arasında uçurumlar oluşmasına sebep olabilir. Bu sebeple ergeni uzaktan, sınırlarına girmeden, ilişkilerine müdahil olmadan takip etmek ve ona güvendiğinizi hissettirmek çok önemlidir. Yanlış arkadaşlıklar olsa dahi bunu deneyimlemesi ona çoğu zaman katkı sağlayabilir. Ailenin yapması gereken topraklaşmış bir şekilde beklemek ve ihtiyaç duyduğunda destek olmaktır.
• Ergenlik döneminde öfke kontrol bozuklukları, kaygı bozuklukları, obezite, erken ve uygun olmayan cinsel deneyimler, davranış problemleri ortaya çıkabilir. Bu sorunları aşmak için ergenin de rızasıyla psikolojik destek almak önemlidir. Çocuğunuz destek almadığı durumlarda aile olarak sizin aile tutumları konusunda yardım almanız süreci sağlıklı atlatmanız açısından faydalı olabilir.
Uzman Psikolog / Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN
Ilişki Örüntüleri
Anneler, babalar, cocuklar, çiftler... Herkesin kendinden bir seyler bulabilecegine inaniyorum. Iyi seyirler 🎈
10 Ekim 2017 Salı
DİKKAT! DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU
“Hocam bizim çocuk çok zeki ama şu dersin başına bir türlü oturtamıyoruz, oturmayı sevmiyor.”
“Başkalarının çocukları akıllı uslu oturuyor bizimki düz
duvara tırmanıyor.”
“Dersini yapıyor yapmasına ama defteri baştan aşağı yanlışlarla
dolu, sürekli hatalar yapıyor.”
“Derste 5 dakika durmuyor ama saatlerce bilgisayar oyununa
odaklanıyor.”
“Söylediklerimi hiiiiiç dinlemiyor, bir kulağından giriyor
diğer kulağından çıkıyor.” gibi cümleleri siz de duymuşsunuzdur. Bunları
duyduysanız Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite’yi de duymuş olmalısınız ya da
duymanız an meselesi. Aslında gelişimsel olarak normal olan hareketlilik bazen
anne-baba-öğretmenlerce Hiperaktivite olarak adlandırılabilirken, bambaşka
sebeplerden kaynaklanan dalıp gitme, ödevlerde hatalar yapma gibi davranışlar
dikkat eksikliği olarak etiketlenebiliyor. Peki gerçekte nedir dikkat eksikliği
ve Hiperaktivite bozukluğu ve de en önemlisi ne değildir?
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu bir hastalık değil,
nörogelişimsel bir bozukluktur ancak nedeni kesin olarak bilinmemektedir.
Genetik materyalimizin ve çevrenin etkisi olduğu tahmin edilmektedir.
DSM-5 ‘e göre;
- · Çoğunlukla ayrıntılara özen göstermezler. Derste, işte ya da başka etkinlikler sırasında dikkatsizce yanlışlar yaparlar. Ayrıntıları gözden kaçırır, atlamalar yapar hatta bazen komple yanlış bir işi yapıyor olabilirler.
- · İş yaparken ya da oyun oynarken çoğu zaman dikkatini sürdürmekte güçlük çekerler. Ders dinlerken, uzun konuşmalarda veya okumalarda odaklanamazlar. Dersten derse, oyundan oyuna atlayabilirler bu yüzden.
- · Doğrudan kendisine doğru konuşulurken çoğunlukla dinlemiyor gibi görünürler. Aklı başka bir yerdeymiş gibi davranırlar.
- · Verilen yönergeleri izleyemezler, sıraları karıştırırlar. Okulda verilen görevleri, sıradan günlük işleri ya da sorumluluklarını tamamlayamazlar. İşe başlayabilirler ancak dikkatleri hızlı bir şekilde dağılır.
- · Yapacağı işleri düzene koymakta güçlük çekerler. Kişisel eşyalarını düzenli tutmakta zorlanır. Dağınık ve düzensiz çalışırlar. Zaman yönetimleri kötüdür. Zaman sınırlarına uyamazlar. Etkinlikleri vaktinde bitiremezler.
- · Sürekli zihinsel bir çaba gerektiren işlerden kaçınırlar. Bu tür işleri sevmez ya da bu tür işlere girmek istemezler. Okulda verilen ödevler gibi…
- · Sahip olduğu eşyaları sık sık kaybederler. Okul eşyaları, kalemi, defteri gibi….
- · Dikkati dış uyaranlara karşı çok hassastır, kolaylıkla dağılır.
- · Günlük etkinliklerinde unutkanlardır. Okulda verilen ödevleri sürekli unutabilirler, ailesine iletimesi istenen mesajı hatırlamazlar.
Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik: Gelişimsel düzeye uygun
olmayan, sosyal ve akademik hayatla ilgili etkinlikleri doğrudan olumsuz
etkileyen ve aşağıdaki belirtilerden en az 6 tanesinin en az 6 ay sürdüğü
bozukluktur.
- · Sürekli kıpırdanırlar, ellerini ayaklarını vurur ya da oturduğu yerde kıvranırlar.
- · Oturmasının beklendiği durumlarda oturduğu yerden kalkarlar. Örneğin derste sırada oturması gerekirken sürekli bir şeyleri bahane ederek sınıf içinde gezebilirler. Sabit olarak kalmak onlar için çok zordur.
- · Uygunsuz yerlerde ortalıkta koşturur dururlar, bir yerlere tırmanırlar.
- · Boş zaman etkinliklerine sessiz bir biçimde katılamazlar ya da sessiz bir biçimde oyun oynayamazlar. Gürültülüdürler.
- · Her an hareket halindelerdir. Uzun bir süre sessiz-sakin kalamazlar ya da böyle durmaktan rahatsız olurlar. Yaş ilerledikçe bu rahatsızlık bir iç huzursuzluğuna dönebilir.
- · Aşırı konuşurlar. Derslerde susturmak zor olabilir. Konudan konuya atlarlar.
- · Sorulan soruları tamamlanmadan yanıtını yapıştırır, insanların cümlelerini tamamlarlar. Konuşma sırasında sırasını bekleyemezler. Başkalarının sözlerini keserler ya da araya girerler. Oyunların ve etkinliklerin de arasına girebilirler. Etkinliklerde başkalarının arasına girip onların yaptıklarını yapabilirler.
- · Genel olarak sıra beklemeyle ilgili problem yaşarlar, bekleyemezler.
- · Sormadan ya da izin almadan başkalarının eşyalarını kullanmaya başlayabilirler.
Yukarıda
yazdığım belirtiler karşıt olmanın, düşmancıl bir tutumun ya da yönergeleri
anlayamamanın verdiği bir dışavurumu olmamalıdır. 12 yaşından önce birkaç
dikkatsizlik ya da aşırı hareketlilik – dürtüsellik belirtisi olmuştur. Bu
birkaç dikkatsizlik ya da aşırı hareketlilik – dürtüsellik belirtisi iki ya da
daha çok ortamda vardır. Sadece okulda ya da sadece evde gözlemleniyorsa başka
bir problemden kaynaklanan bir savunma olabilir. Ayrıca bu belirtiler mutlaka
çocuğun işlevselliğini bozmalıdır.
Bu belirtilere baktıktan sonra ciddi şüpheleriniz varsa bir
uzmanla görüşmeniz iyi olacaktır. Aile ve çocukla görüşmeden, ebeveyn ve
öğretmene ölçekler uygulanmadan, nörolojik ve psikolojik testler yapılmadan
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite tanısı koymak doğru değildir.
TEDAVİ
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun tedavisinde
çok yönlü bir yöntem kullanılmaktadır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite
Bozukluğu’nun düzeyine göre;
Ø
Tıbbi tedaviye başlanmalıdır. Doktorun önerdiği
ilaç önerdiği dozda düzenli olarak kullanılmalıdır.
Ø
Aile eğitimi verilmelidir. Dikkat eksikliği ve
hiperaktivite aileleri ciddi anlamda zorlayan bir bozukluktur. Bu bozukluğu tedavi
edebilmek için ailenin güçlü olması gerekmektedir. Çocuğa karşı sabırlı,
anlayışlı davranılmalıdır. Olumlu davranışlar mutlaka takdir edilmelidir. Çünkü
Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu olan çocukların kısa aralıklarla
pekiştirilmeye, motive edilmeye ihtiyaçları çok fazladır. Bu sayede dikkatleri
daha canlı kalabilir. Bu durumun önemini anlamak için aslında çocuğunuza
bakmanız yeterlidir. Bu çocuklar bilgisayar oyunlarında dikkatlerini uzun süre
koruyup bilgisayar başında hareketsiz vakit geçirebilirken ödev yaparken bunu
uygulamakta zorlanırlar. Sebebi işte tam da budur. Bilgisayar oyunu onu motive
eden ödüllerle doludur. Ancak ödev yaptığında onu uyaran bir ödül yoktur. Aile
pekiştirmeyi ne kadar sık yaparsa bu açıdan çocuk daha çok fayda görecektir.
Cezadan uzak durulması çok önemlidir. Ceza olumlu anlamda hiçbir davranış
değişikliği sağlamayacaktır. Bilakis olumsuz davranışlar oluşturmasına sebep
olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan çocuklarda duygu regülasyon
kapasitesi de düşüktür. Bu sebeple yoğun duyguların ortaya çıktığı durumda
ailenin sakin kalabilmesi ve çocuğu sakinleştirebilmesi çok önemlidir. Aile bu
konuda yaşadığı güçlükler için mutlaka bir uzmandan destek almalıdır.
Ø
Psikolojik destek alınmalıdır. Özellikle bu gibi
durumlarda oyun terapisinin çok etkili olduğu gözlemlenmiştir. Hatta bazı oyun
terapisi ekolleri dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu kabul etmez ve
duygu regülasyon problemi olarak değerlendirirler. Bu sebeple tedavi de bu
yönde olur. Çocuk duygularını düzenlemeyi öğrendiğinde tedavi de olmuş olur.
Bunu öğrenmesi oyun odasında, oyun terapisti eşliğinde mümkündür. Yaşı oyun terapisi için uygun olmayan
çocuklarda ise bilişsel-davranışçı terapiler oldukça etkilidir.
Ø
Özel eğitim programı uygulanmadır.
Uzman Psikolog – Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN
29 Eylül 2017 Cuma
KARDEŞİ KABUL - KARDEŞ KISKANÇLIĞI
Kıskançlık üçlü ilişkilerde yaşanan bir duygudur. Haset
dediğimiz yıkıcı ve patolojik duygudan daha olgun olsa da yine de kişiye zarar
verebilir. Temelinde sevgi nesnesini kaybetmeyle ilgili yoğun kaygı vardır. Bu da
rekabeti beraberinde getirir. Kişi en iyi olursa sevgi nesnesinin tek sahibi
olabilir. Kardeş kıskançlığı bu yönüyle gayet normal ve olması beklenen bir
duygudur. Çünkü uzun zamandır çabasız sahip olduğu sevgiyi yeni gelen bir
yabancıyla paylaşmak zorunda kalacaktır. Ancak bazı durumlarda bu doğal duygu
yanlış zaman, yanlış tutum gibi sebeplerle ve rekabeti kaybetmenin oluşturduğu
hüzün ve öfkeyle davranış problemlerinin ortaya çıkabildiği bir durum haline
gelebilir. Kardeşi olduktan sonra çocuğunuzda;
- Tuvalet eğitimi aldığı halde alt ıslatma, parmak emme, konuşma problemleri, tırnak yeme gibi regresyon yani gerileme davranışları gözlemliyorsanız
- Öfke nöbetlerine giriyor ve çevresindeki nesnelere, arkadaşlarına ve kardeşine zarar veriyorsa
- Hüzünlü görünüyor ve içine kapandıysa
- Yemek, uyku gibi rutinlerinde değişiklikler görülüyorsa
- Fiziksel hiçbir problemi olmadığı halde karın ağrısı, mide bulantısı gibi somatik belirtiler varsa, kardeşin gelişiyle ilgili başetmekte zorlandığı duyguları olabilir
- Alınan önlemlerle ve doğru anne-baba tutumlarıyla bu sorunu engellemek mümkündür.
Kardeşler Arasındaki Yaş Farkı
Kardeş kıskançlığının patolojik bir hal almaması için en çok
dikkat edilecek durumlardan biri yaştır. Çocuğun size bağımlı olduğu, kritik
gelişimsel görev dönemlerinde ya da hayatını etkileyen değişikliklerin
bulunduğu bir dönemde çocuğun kardeşine tepki vermesi gayet doğaldır. Diyelim çocuğunuz
tuvalet eğitiminde ve bu dönemde bir kardeşi oldu. Kardeşinin tuvaletini altına
yapması annenin bütün yakınlığını alırken bunu gören abi ya da ablanın alt
ıslatması veya dışkı kaçırması bu ilgiyi üzerine almak için yaptığı bir rekabet
girişiminden başka bir şey değildir. Veyahut da taşınma, ölüm gibi olağandışı
durumlar varken, çocuk tüm enerjisini ve adaptasyon gücünü burada kullanırken
yeni bir kardeş çocuk için yorucu bir konudur ve kardeşini reddebilir, uyum
sağlamakta zorlanabilir. Tüm bu sebeplerden kardeşler arasında 4 yaş
olması hem size hem de çocuğunuza iyi gelecek bir tercih olacaktır eğer sizin tercihinizdeyse.
Çocuğun Psikolojik Olarak Kardeşe Hazırlanması
Hamileliği öğrendikten sonra
çocuğunuzla bunu paylaşmalısınız. Ben bu konularda özellikle yaş göz önünde
bulundurularak hikaye kitaplarından faydalanmanın önemine inanıyorum. Hikaye kitapları
çocuğun kendi sorununu normalleştirmesine ve daha kolay konuşabilmesine
yardımcı olur. Bu sayede kardeşiyle ilgili kaygıları üzerine konuşmalısınız. Genelde
çocuklar kardeş doğduğunda daha az sevileceklerinden korkarlar. Yaşı küçükse
özellikle kardeş onun istediği bir şey değildir. Bir şekilde mecbur bırakıldığı
bu durumdan dolayı öfkelenebilir, bu öfkeyi de sakinlikle kabul etmelisiniz. Onun
siz attığı yoğun ve sıcak duyguları sakinliğinizle soğutup tekrar ona
vermelisiniz. Yeni gelen kardeşe hazırlıklar yapılırken çocuğunuzu da ihmal
etmemelisiniz. Hatta bu hazırlık evresine abi-ablayı dahil ederek alışma
turlarına çok önceden başlamalısınız. Kardeşin ismini birlikte düşünmeniz de
çocuğu sürece dahil etmek açısından faydalı olabilir. Abilik ablalık ne
demektir, eğlenceli yanları nelerdir anlatabilirsiniz ancak abi ve abla olarak
tavizler vermesini istemek ve aşırı sorumluluk yüklemek çocuğu olumsuz yönde
etkileyebilir. Buna dikkat etmeniz gerekir.
Kardeş Dünyaya Geldikten Sonra Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
- · Kardeşiyle ilgili hiçbir duygusu için onu suçlamayın,kınamayın, kızmayın. Gelir gelmez kabul etmesini ve sevmesini beklemeyin. Sevgi zaman geçtikçe, kardeşiyle vakit geçirdikçe gelişecektir. Bu zamanın gelmesini sabırla beklemeli ve kesinlikle dayatmamalısınız.
- · Kardeşinin bakımı konusunda, ona ninni söylemek, biberonunu tutmak, bezini getirmek, banyosunda su dökmek gibi faaliyetlerde mutlaka çocuğunuza da görevler vermeye çalışın
- · Bebekle ilgili olumsuz cümleler kurarak onu rahatlatmaya çalışmayın. “bak ne kadar çirkin, geri verelim mi” gibi cümlelerle kardeş kıskançlığının önün geçilmez. Gerçekçi olmayan konuşmalardan kaçının.
- · Çocuk bebeğe zarar veriyorsa, aşırı tepki göstermeden net ama sert olmayan bir uyarıda bulunabilirsiniz. Yeterince net sınır koyamayan veya büyük çocuğuna karşı suçluluk hisseden ebeveynler bebeğin zarar görmesine sebebiyet verebilirler.
- · Küçük kardeşin yemek yedirilmesi, altının değiştirilmesi gibi konular onu üzerbilir ya da kendisi de benzer şeyler talep edebilir. Böyle durumlarda bebeğin daha çok küçük olduğu, kendi gereksinimlerini karşılayamadığı ama onun yaşına geldiğinde kardeşinin de kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar güçlü olacağı anlatılabilir.
- · Kıskançlık olduğu için kardeşleri birbirlerinden uzak tutmak yapılan bir diğer yanlıştır. Fiziksel bir şiddet olmadığı sürece birlikte vakit geçirmeleri çocuğun kardeşine sevgi hissetmesini sağlayacaktır. Bu gözlem altında yapılmalıdır.
- · Kardeşlerin kıyaslanması bir diğer yanlıştır. Unutmayın biz uzaklaştırmamalı yakınlaştırmalıyız.
Ne Zaman Uzman Desteği Almalı?
Eğer kardeşin dünyaya gelmesinin üzerinde 3-4 hafta geçmesine
rağmen, yukarıda belirttiğim kardeş kıskançlığının belirtileri geçmemiş ve
çocuk kardeşinin varlığına uyum sağlayamıyorsa bir uzmandan destek alabilirsiniz.
Uzman Psikolog-Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN
26 Eylül 2017 Salı
TIRNAK YE(ME)
Semptomlara ne kadar şükretsek az. Onlar olmasa ne olurdu halimiz bilmiyorum. Misal kaygıyla boğuşan çocuğunuz tırnak yemeseydi nerden bilebilirdiniz babasının öfkesinden bu denli etkilendiğini ve artık kendini rahatlatamadığını?
Evet konumuz tırnak yeme. Başlangıç yaşı değişse de çoğunlukla 3-4 yaşlarında başlayan, ergenlikte de devam eden davranışsal bir sorun tırnak yeme. Aileler semptom odaklı olarak bu davranışın ortadan kalkması için uzmanlara başvursa da bizim esas meselemiz bu değil, olamaz. Tırnak yemeyi ve diğer tüm semptomları bataklıkta uçuşan sivrisinekler olarak düşünürsek bir sivrisineği öldürmek başka bir sivrisinekle boğuşmanızdan başka bir işe yaramayacaktır bu çaba. Bizi kurtaracak tek şey var: Bataklığı kurutmak ! Bunun için öncelikle bu sorunun kaynağını bulmamız gerekiyor.
Nedenleri
- Sevgisiz bir aile ortamı
- Baskıcı ve otoriter tutumlar
- Kaygılı ebeveynler
- Aşırı koruyucu anne-baba tutumları
- Çocuğun sık sık eleştirilmesi, aşağılanması, değersizleştirilmesi
- Okul başarısızlığı
- Arkadaş ilişkilerindeki problemler
- Aile içi şiddet
- Anne-baba arasındaki problemler
- Çevrede tırnak yiyen bir yakının olması
ve daha pek çok sorun tırnak yemenin nedenleri arasında sayılabilir.
Nasıl Çözülür?
- Çözüm için öncelikle sebebin doğru bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Bunun için çocuğunuzu dikkatlice gözlemlemeniz yerinde olacaktır. Özellikle hangi zamanlarda tırnak yiyor sorusunun cevabını takip etmeniz size sıkıntıyı bulma konusunda yardımcı olur.
- Anne ve babalar çocuğa karşı tutumlarını ve kendi aralarındaki ilişkiyi gözden geçirmeli çocuktan bağımsız olarak çözmelidir.
- Çocuk okula gidiyorsa, okul ortamında onu tedirgin eden bir durumun olup olmadığı ve arkadaşları ve öğretmenleriyle ilişkileri sorgulanmalı.
- Tırnaklarını yememesi konusunda sıkça yapılan uyarıların işe yaramadığı, sadece ebeveynin kaygısıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple bu davranışa odaklanmadan görmezden gelmek yerinde bir tepki olacaktır. Bu semptomu sadece çocuğun içindeki kaygının dışavurumu olarak değerlendirilip kaygılandıran konuyla mücadele etmek en önemli çözüm basamağıdır.
Tırnak yemek çocuğun sosyal ortamlarda sorunlar yaşayıp işlevselliğini etkilemesine sebep olacağı gibi çene yapısına ve tırnak/tırnak etlerine vereceği zararla ilerde dönüşü olmayan fiziksel bozukluklara da yol açabilecek bir davranış problemidir. Bu sebeple ihmal etmeden, sabırla ve sevgiyle çözmeye çalışmanız çok önemlidir.
Uzm. Psk. Ebru YURDALAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Şarkılarla Kavramlar -1-
Yeni bir seriye başlıyorum burdan. Adına "şarkılarla kavramlar" demek istedim. Çünkü bazı müzikler bende sadece romantikçe bir ...
-
bu benim ilk blogum değil ama ilk defa yazıyormuşcasına heyecanlıyım. anaç bir yönüm var galiba. benim olan her şeyi yavrum gibi görüyorum....
-
sanat felsefesinden anladığımı söyleyemem. hatta felsefeden. şuan karşımda duran sandalye benden daha filozof. soru sormuyorum çünkü, c...
-
Bundan birkaç hafta önce, bir kitapta rastladım möbius şeridine. Moebius (1790-1860) tarafından bulunan ve matematikçi / sanatçı Escher (1...



