22 Eylül 2017 Cuma

KORKU HAKKINDA HER ŞEY

KORKU

Korku, hepimizin  zaman zaman yaşadığı birincil bir duygudur. Ne demektir birincil duygu? Acil bir durumda uygun eylemi yapmak konusunda yardım eden, doğal ve gerekli bir duygu demektir.  Korku sayesinde tehlikeli bir durumla karşı karşıya kaldığımızda savaşma , kaçma veya donma davranışlarından en uygununu seçerek tehlikeyi azaltırız.  Fakat böylesine adaptif bir duygu bazı durumlarda çözülmesi gereken bir probleme dönüşür.

NASIL?

Gerçek bir tehlike olmadığı halde olacağına dair bir beklenti hissediliyorsa, bu beklenti bedensel bazı belirtilere sebep oluyorsa ve bu belirtiler de bazı davranışlara sebep olup hayatınızı zorlaştırıyorsa bu maladaptif hale gelmiş bir korku, yani kaygı veya endişedir.
Korkunun psikolojik açıdan değerlendirilmesine geçmeden önce mühim bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bazı çocukluk korkuları psikiyatrik bir hastalıktan kaynaklanıyor olabilir. Diyelim ki çocuğunuz bazı yaratıklar gördüğünü söylüyor, hatta bu yaratıkların ondan kötü şeyler yapmasını istediğini söylüyor ve cidddi korkular yaşıyorsa bu bir çocukluk şizofrenisi başlangıcı olabilir. Eğer yine böyle bir iddiası var da korku hissetmiyorsanız ve dönem dönem yaşıyorsa bipolar bozukluk olabilir. Ve hatta tüm bunlar nörolojik bir rahatsızlıktan da kaynaklanıyor olabilir. Bu sebeple bu yazıyı okumadan önce çocuğunuzun yaşadığı korkunun onun açısından gerçek bir tehlike veya tehdit içermediğini, konuşmaların olma ihtimali üzerinden yapıldığından emin olun. Eğer bu konuda şüpheleriniz varsa mutlaka çocuk psikiyatristine muayene olmasında fayda vardır. Çünkü biliyoruz ki psikiyatrik hastalıklarda erken müdahale çok önemli ve yaş ilerledikçe tedaviler daha zorlaşıyor.

KAYGILAR HER ZAMAN ZARARLI MIDIR?

Kesinlikle hayır. Bazen kaygılar doğru davranışlar konusunda motive edici olabilir. Ancak kaygı “aşırı” olunca durum değişiyor.
  • ·       Aşırı kaygının oluşturduğu bedensel belirtiler yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürebilir. Çok kaygılı çocuklar sürekli karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı gibi fizyolojik belirtilerden şikayet edebilir.
  • ·       Kaygılandıklarında en kötüsünün olacağına dair bir beklentiye girebilir ki bu da gerçekten en kötüsünün olmasına sebep olabilir.
  • ·       Hayatını sürekli diken üstünde, sakınma davranışı döngüsünde geçirebilirler.
  • Eğer endişeler çocuğunun eğlenmesine, yaşının zevklerinden mahrum kalmasına sebep oluyorsa bu zorlukların üstesinden gelmeye çalışmak önemlidir.


KORKU VEYA KAYGI TÜRLERİ NELERDİR?
  1. Özgül Fobi
·       Belirli bir nesne ya da durumla ilgili olarak belirgin bir korku ya da kaygı duyma halidir.
·       Bu nesne ve durumdan nerdeyse her zaman kaçılır, kaçılamazsa yoğun bir korku veya kaygı eşliğinde buna katlanılır.
·       Duyulan korku nesnenin gerçek tehlikesine göre orantısızdır.
İnsanlar pek çok konuda özgül fobiye sahip olabilirler. Bunlardan bazıları şunlardır; agorafobi (alan korkusu), zoofobi (hayvan korkusu), araknofobi (yılan korkusu), brontofobi (gök gürültüsü ve şimsek korkusu), pnigofobi (boğulma korkusu)…
  1. Sosyal Fobi (Toplumsal Kaygı Bozukluğu)
  • ·       Kişinin, başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu ya da birden çok toplumsal durumda belirgin bir korku duymasıdır.
  • ·       Çocuk bunu sadece yetişkinlerinin yanında değil yaşıtlarının yanında da yaşamalıdır.
  • ·       Çocuğun utanıp, mahcup olacağına yönelik kaygıları vardır.
  • ·       Yaptığı davranışın onu küçük düşüreceği, olumsuz değerlendirileceğini düşünür. Dışlanmamak ve kırılmamak için içine kapanır.
  • ·       Mükemmeliyetçi ya da aşağılayan, değersizleştiren ebeveyn tutumları sosyal fobiye sebep olur.
  • ·       Anne babalar bunu özgüven eksikliği olarak değerlendirip yardım arayışına girerler.

  1. Yaygın Kaygı Bozukluğu
  • ·       Burda kişi bazı olaylar ve etkinliklerle ilgili aşırı bir kaygı ve kuruntu hisseder. Bu duyguları kontrol etmekte güçlük yaşar.
  • ·       Sürekli bir huzursuzluk hali vardır.
  • ·       Kolay yorulurlar.
  • ·       Odaklanmakta güçlük çekerler.
  • ·       Kolay öfkelenirler.
  • ·       Uyku problemleri yaşarlar.
  • ·       Kas ağrıları yaşarlar.

  1. Ayrılık Kaygısı
  • Ayrılık kaygısı, kişinin bağlandığı insanlardan ayrılmasıyla ilgili, gelişimsel olarak uygun olmayan ve aşırı düzeyde kaygı ya da korku duymasıdır. 2 yaşındaki bir çocuğun annesinden ayrılırken davranışsal tepkiler vermesi korkuya kapılması normalken, ayrılık kaygısı yaşayan 7 yaşındaki bir çocukta aynı tepkileri anormal olarak verebilir. Bu durum aslında 3 yaşından itibaren gelişimsel olarak adım adım ayrılması gereken çocuğun annenin kaygıları sebebiyle çocuğa yapışmasında kaynaklanan bir durumdur.
  • Çocuk bağlandığı kişileri yitireceği ya da bu kişilerin başına hastalık, yaralanma, ölüm gibi kötü bir olay geleceğiyle ilgili sürekli ve aşırı bir biçimde tasalıdır.
  • Bir felaket yüzünden ayrılmak zorunda kalacağından endişelenir.
  • Bu endişeler yüzünden evden uzaklaşmayı hiç istemez.
  • Evde dahi olsa bağlandığı kişiden uzak olmaktan, tek başına kalmaktan korkar.
  • Bazı durumlarda ayrılmayla ilgili kabuslar görülebilir.
  • Ayrılma durumlarında bedensel belirtiler de görülür.

Okula uyum konusunda bahsettiğim gibi çocukların okul fobisi yaşamasında en önemli etkenlerden biri ayrılık kaygısıdır..
  1. Panik Bozukluk
  •            Panik bozukluk; yineleyen, beklenmedik panik atakların olduğu, kişinin aniden yoğun bir korku ya da içsel bir sıkıntı yaşadığı durumdur.
  •            Çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, göğüs sıkışması, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik, bayılacak gibi olma, ateş basması, uyuşma, denetimi yitirme, çıldırma korkusu ve ölüm korkusunun gibi fiziksel belirtilerle tanımlanır.

Bunların dışında yaşanan travma sonrası stres bozukluğu da kaygı ve korkuların eşlik ettiği bir bozukluk olarak sayılabilir. Çocuğunuz korkuları üzerine çalışıyorsanız travmatik durumlar da iyi araştırmalıdır.

KAYGILARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Kaygıların sosyal, akademik, ruhsal ve bedensel anlamda çocuğun üzerinde birçok etkisi vardır. Kaygı çocuğun sosyal olarak ilişki kurmaktan kaçınan, yaşıtlarının sosyal faaliyetlerinden uzak kalan, özgüveni düşük yetişmesine sebep olurken, akademik anlamda da ders başarısında ciddi düşüşlere ve okuldan soğumasına sebep olabilir. Ruhsal açıdan baktığımızda çocuklar ciddi üzüntüler yaşayabilir ve depresif belirtiler gösterebilir. Bedensel olarak ciddi problemler yaşayabilirler.

NEDEN BAZI ÇOCUKLAR ÇOK ENDİŞELİ?

Bazı çocuklar kaygı ve korkularla boğuşurken bazıları bunları optimal düzeyde yaşar. Bu konu ebeveynler açısından önemlidir çünkü bu problemler ebeveynde suçluluk duygularına sebep olabilir. Kaygının temeline baktığımızda, sebep olan faktörleri  üç ana başlıkta toplayabiliriz.
1.     Genetik Materyal
Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada stres altındaki farelerde hormonal değişimler ölçülmüş ve bu ölçümler sonraki üç kuşağa aktarılmıştır. Yani aile içinde bulunan kaygılı genetik miras, bize genlerimizle aktarılıyor. 
2.     Aile Tutumları
Bazı anne ve babalar çocuklarını iyi olma kaygılarıyla yetiştirir. Ancak biz bugün biliyoruz ki kaygı bulaşıcıdır. Eğer çocuğunuzun yapacağı davranış girişimleri sizi endişelendiriyorsa çocuğunuz da davranışlarında bu endişeyi hisseder. 
3.     Çevre
Yaşantılar ve deneyimler de çocukta belli miktarda kaygı oluşmasına sebep olabilir. duygu regülasyonu henüz yeterli seviyeye ulaşmamışsa çocuk bu kaygılarla baş edemez ve sürekli tetikte olan bir kimlik geliştirir.

KORKU VE KAYGILARLA NASIL MÜCADELE EDERİZ?

  • ·       Öncelikle kendinize net bir hedef belirlemelisiniz. Çocuğunuzun pek çok korkusu olabilir. Tek birisiyle çok fazla uğraşmak sizi karamsarlığa sürükleyebilir ancak merak etmeyin ilk korkuyu aştığınız an diğerleriyle mücadele etmek çocuğunuz için daha kolay olacak. Çocuğunuz başardığını hissettiği için bundan sonrası için motivasyonu yüksek davranacak. Zincirleme bir etki oluşacak. 
  • ·       Korku belirlendikten sonra çocuğunuzun bu konuyla ilgili ne hissettiğini, ne düşündüğünü ve ne yaptığını detaylıca öğrenmeniz gerekiyor. Bazen çocuklar ne hissettiğinin ya da ne düşündüğünün fakında olmayabilir. Böyle durumlarda anne baba olarak tahminlerde bulunarak onun bulmasına yardımcı olmalısınız
  • ·       Çocuğunuzun korkularıyla ilgili farklı düşünceler geliştirmesine yardımcı olmak, birlikte bir dedektif gibi korktuğu şeyin olmayacağına dair kanıtlar bulmak, çocuğun başka şekillerde düşünmesine yardımcı olmak.
  • ·       Aşamalı olarak yeni deneyimlere teşvik etmek. Bu süreçte yapacağına gerçekten inanıp hiçbir kaygı hissetmemeniz çok önemli.
  • ·       Yapılan olumlu davranışları ödüllendirerek çocuğun motivasyonunu yüksek tutmak.
  • ·       Aşamalı olarak, hedeflerin belirli olduğu kapsamlı bir plan yapmak.


Bu önerileri uygularken dikkat edilmesi gereken en önemli sey çocuğun sorunlarını onun adına çözmemek, onun içindeki güce inanarak çözmesini sağlamaktır. Anne ve baba çocuğa güvenceler vererek, teminat olmaktan ziyade çocuğun kendi içsel kapasitelerini geliştirmesine olanak sağlamalı, yakınlarında durup bir koç gibi desteklemeli.Bunları yaparken oyunlarla, keyifli aktivitelerle çocuğunuzun katılımını sağlamak da sizin yaratıcılığınıza kalıyor.

Tüm uygulamalara rağmen başedemediğiniz korkular için profesyonel bir destek almayı lütfen ihmal etmeyin, optimal korkulu günler…

Uzman Psikolog / Pedagog Ebru YURDALAN



15 Eylül 2017 Cuma

İLK AYRILIK / OKULA UYUM

"Zil çalacak, ziller çalacak,
Sizler derslere gireceksiniz bir bir..." diyordu Zeki Ömer Defne şiirinde. Ayrılık için "zil"den daha güzel bir metafor seçilemezdi bence. İnanmıyorsanız annesinden ilk defa ayrılarak okula başlayan çocuklara sorun.

Her ayrılık dramatik olmaz tabi. O sıralara oturmayı heyecanla bekleyen öğrenciler de yok değil. Yıllarca okula giden ablasına/abisine özenmiş, gizli gizli kalemlerini kurcalamıs, yazmış çizmiş, onlarca oyun arkadaşına sahip olmanın hayaliyle yanmış tutuşmuş minikler için bu zil coşkuyla karşılanan bir sesken annesinden ayrılmanın hüznüyle yaşayacağı güzelliklere odaklanamayan çocuklar için korkunç bir hale gelebilir hatta bu adaptasyon sorunu, okula gitmek istememe, okul fobisi ve psikosomatik belirtilerle devam ederek çocuğu hem yorabilir hem de akademik anlamda geleceğini etkileyebilir. 
Peki çocuklar arasındaki bu farkın sebebi nedir, neden bazı çocuklar okula kolaylıkla uyum sağlayabilirken bazıları okul fobisi geliştirmektedir ? 

SEPARASYON ANKSİYETESİ (AYRILIK KAYGISI)

Seperasyon anksiyetesinin temeline baktığımızda çocuğunun ilk nesnesinden yani ona bakım veren, güvenliğini sağlayan kişiden -ki bu genellikle annedir- ayrılmayla ilgili korkularının etkili olduğunu görürüz. Aslında başlangıcı okula başlama yaşından öncedir. Çocuk okuldan önce de anneyle bağımlı bir ilişki yaşamaktadır ancak okula başlamayla gelen bu mecburi ayrılık çocuğun ruhuna ağır gelir. Sadece çocuğun mu? Değil. Çocuğun bu kaygılarının arkasında ayrılmayla ilgili kaygılar yaşayan bir anne bulunur genelde. Anne çocuğun güvenliğinden endişelenir, çocuğunun gitmesiyle kendi düşeceği boşluktan korkar ve nihayetinde sözlü olmasa da sözsüz mesajlarla bu kaygıyı tetikler. 

OKUL FOBİSİ
Okul fobisi, çoğunlukla ayrılık kaygısıyla ortaya çıkan bir durumdur. Okul fobisine sahip bir çocuk okula gitmek istemez. her sabah ağlama krizleriyle bu isteği gerçekleştirmek için çabalayabilir, mide bulantısı, karın ağrısı, baş ağrısı gibi fizyolojik belirtiler gösterebilir. Okul fobisi sonucunda akranlarından kopan çocuk sınıfta yalıtılmış bir kimlik edinip depresyona girebilir, okul başarısızlığı yaşayabilir.

NE YAPMALI ?

-Çocuğunuz okula başlayacaksa öncesinde mutlaka okul olgunluğunu ölçen bir testle çocuğun gelişimsel olarak hazır olup olmadığına bakılmalı
-Çocuğun hazır bulunuşluk düzeyi uygunsa, okul çocuğa anlatılarak psikolojik hazırlama süreci başlatılmalı
-Okul alışverişlerine mutlaka çocukla çıkılmalı
-Okul açılmadan okul ve sınıfa bir ziyaret düzenlenmeli
-Okul açıldıktan sonra çocuğunuzun durumuna göre kademeli olarak ayrılmalı, 
-Anne baba çocuğu okula gönderme konusunda tutarlı davranmalı, 
-Okul fobisi oluştuysa sebepleri sorgulanmalı, çocuğun duyguları konuşulmalı, her duygu küçümsenmeden kabul edilmeli
-Fizyolojik şikayetler varsa mutlaka bir çocuk doktoruyla bu sorunların kaynağının psikolojik kökenli olup olmadığına bakılmalı
-Akranlarla ilgili bir problemden bahsediyorsa mutlaka öğretmen ve okul psikolojik danışmanı bilgilendirilmeli 
-Uyum sorunu okulda, sınıf öğretmeni ve okul psikolojik danışmanıyla ortaklaşa bir şekilde çözülmeye çalışılmalı
-Buna rağmen çözülmeyen bir okul fobisi var ise mutlaka uzman bir psikolog ve psikiyatristle çalışılmalı

Uzm. Psikolog Ebru YURDALAN

5 Eylül 2017 Salı

HERKÜL

Kedileri sever misiniz? Şöyle pamuk gibi beyaz bir İran kedisi ya da seçkin bir British? Evet ben de severim. Hatta son yıllarda bir tane edinmek istiyordum ama sağlıklı ve güzel olmalıydı. Sosyal medyada paylaşılan, yardım istenen kedilerden değil. Ne büyük yanılgı ! 
Bayram için bulunduğum Eskişehirde, amcamlarla birlikte mangal yapmak için gittiğimiz çiftlik evimizde anladım. O gün tanıştığım Herkül sayesinde. Herkül dediğime bakmayın. Bir gözü iltihaplı, diğer gözü resmen dışarda, götürdüğümüz veterinerin söylediğine göre 2 aylık olan cılız bir kedi Herkül. Bu ismi bir kedi kafesinde çıkmayan sesiyle bana korkusunu anlatmaya çalışırken, artık tutamadığım gözyaşlarımla verdim. İsimler yazgıyı belirler derler ya, güçlü olsun diye dualar eşliğinde verdim. 
Herkül'ün bir de kardeşi var, daha sağlıklı ama onun da gözleri problemli. karşılaştıktan bir gün sonra kuzenim ve kardeşimle hayvan barınağına götürdük. Bu konulardan pek anlamadığımız için en iyi yer orası olur diye düşündük. Bayram sebebiyle veterinerleri yoktu ama gelince bakacaktı. Yani orda bırakmamız gerekiyordu. Bırakamadık. Üçümüzün de aynı anda içi cız etti. Sonradan anladık. Aldık yavrularımızı Kalbim Veteriner Kliniği adında bir kliniğine götürdük, bize en yakın olanından. Ordaki güzel insanlar Herkül ve kardeşine sokak kedisi olduğu için ücretsiz olarak baktılar. Gözleri için bir merhem verip, Herkül'e iğnesini yapıp, bakımlarını da bizlere anlatarak uğurladılar. Ertesi gün erkenden çiftliğe gidip harfiyen uyguladık söylediklerini ama Herkül hala yemiyordu. Bir gün sonra annemi ikna edip Herkül'ü eve aldık.  Yemek yiyişini evde bayram gibi kutladık. Hem yiyor hem de antibiyotikli suyunu içiyordu, düşünebiliyor musunuz ? Gece oldu. Herkül yerini yadırgadı. Loş ışıkta uyur diye düşündük ama sorun o değildi. Yanından kalktığımız an biraz daha düzelmiş ama hala kısık olan sesiyle miyavlayıp, son dermanıyla yataklarımıza çıkmaya çalışıyordu. Anladık ki ihtiyaç duyduğu biziz. Nöbetleşe kucaklarımızda uyuttuk. Ellerimi çok sevdim o gece ona güven verebildiği için. Nefes alışverişlerini kontrol ettim. Her defasında şükrettim. Hasta ve yavru olan her varlığa anne olmak istedim. Biliyorum anlamak zor, nasıl anlatılır bilmiyorum ama içimdeki sevgiyi, sevginin gücünü o gece, o minik kedinin nefesiyle farkettim. Kumuna alışamadığı için defalarca uykudan uyanıp bahçeye indirince anladım.  Ha sonra kumuna alışmasını da kutladık. İyileştikçe öğreniyordu.
Sadece 2 günde dışarda olan gözü çekildi, diğeri de iltihaptan kurtuldu. Oyun bile oynadık birlikte. 2. günün sonunda bahçeye indirdiğimde bir kediye yaklaşmaya çalışınca anladım ayrılık vaktinin geldiğini. Üzgün döndük eve. Madem toparlamıştı, kardeşine götürmek gerekti. Öyle yaptık biz de. Kavuştukları anı anlatmaya teşebbüs bile etmiyorum. Gitmeden önce son kez ayaklarımın çevresinde dolaşmasını teşekkür kabul edip ben de teşekkür ettim ona. Gösterdikleri, öğrettikleri için. 

22 Ağustos 2017 Salı

TUVALET EGITIMI; Tutmak ya da Tutmamak, Iste Butun Mesele Bu!

Düşlerde varolmaya başladığı uzun yıllardan sonra dayanılmaz doğum sancılarıyla gerçek varoluşunu oluşturmak üzere dünyaya gelen, birçok duyguyu aynı anda tek başına minicik bedeniyle size hissettiren bebeğiniz kucağınızda, işlenmeyi bekleyen bir mücevher gibi sizi bekliyor. Size de bu işçiliği öğrenmek düşüyor. Bebeğin anneyi annenin bebeği değiştirdiği, geliştirdiği yetiştirme süreci böyle başlıyor.  

Sürecin başında güven en önemli ihtiyaçken aylar geçip de yürüme öğrenildiğinde güven ihtiyacı yerini merak ve keşif duygularına bırakır. Bu dönemde konulan sınırlar, çocuğu kendi gücünü, sınırları aşma kabiliyetini öğrenmeye iter ve anneyle yaşanan güç savaşları bu dönemde başlar. Çocuk günün birinde elinde çok büyük bir silah olduğunu keşfeder: TUVALET ! Bu zamana kadar kendisine sürekli sınırlar koyan annesi karşısında tek gücün tuvaletini tutmak yada tutmamak olduğunu anlar. Olağan akışında, sağlıklı bir ortamda tuvaletini yapmayı öğrenen bir çocuk kendini kahraman gibi hissederken anne ile ilişkilerinde bazı pürüzler olan ve yanlış eğitilen bir çocuk bu dönemde sorunlar yaşayabilir. Bu sorunların önüne geçmenin ilk kuralı çocuğun bedenen ve ruhen tuvalet eğitimine hazır olmasıdır. Çocuktan çocuğa farklılık gösterse de genel olarak 24-36 ay arasında hazır bulunuşluğun sağlandığını söyleyebiliriz. Özel olarak baktığınızda çocuğunuz yürüyebiliyorsa, basit yönergelere uyuyorsa, gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa, kendisi tuvalete gitmeyi talep ediyorsa tuvalet eğitimine başlayabilirsiniz. 

TUVALET EĞİTİMİ NASIL VERİLİR? 

Tuvalet eğitimi konusunda pek çok metot olsa da; lazımlıklarını oyun odasına sokmak, bezsiz vakitler geçirmesine izin vermek, bunu öğreneceği konusunda desteklemek ve tuvaletini dile getirdikçe ödüllendirmek çocuğun merkeze alındığı etkili yöntemlerdir.  Çocukların bu süreçte tuvaletle ilgili korkuları olabilir, sınırlarını korumayla ilgili kaygıları olabilir. Ebeveynlerin bu süreçte kontrolcü bir tutumdan ziyade sabır ve anlayışla çocuğun hızına ayak uydurması önemlidir. 

TUVALET EĞİTİMİ SIRASINDA YAPILAN HATALAR NELERDİR?

1) Bez bağlandığı için suçlamak 
2) Kıyafetini çıkarmak ya da temizlenmek için yardım istediğinde veya altına kaçırdığında utandırmak
3) Tuvalet eğitimine aile için stresli olan bir dönemde başlamak
4) Tuvalet eğitimine çocuk başka bir gelişimsel görevi öğrenirken (örneğin yürümek) başlamak
5) Çocuğun kontrolü elinde tutma ve iradesini kullanma gibi ihtiyaçlarına karşı anlayışssız olmak

DIŞA ATIM BOZUKLUKLARI

Buraya kadar normal bir süreçten bahsettik ama tuvalet eğitimine rağmen çocuğunuz bu dönemle ilgili bazı sorunlar yaşayabilir. Bu sorunlar fiziksel bir rahatsızlıktan kaynaklanmıyorsa psikiyatrik bozukluk olarak değerlendirilir. Psikiyatrik tanı ölçütlerinin yer aldığı DSM-5'e göre bu bozukluklar 2'ye ayrılır. Bunlardan birincisi enürezis (idrar kaçırma), diğeri enkoprezis (dışkı kaçırma)dir.

A) Enürezis
DSM-5'e göre tanı kriterleri:
  1. İstemsiz olarak ya da isteyerek yatağa ya da giysilerine yineleyen işeme
  2. Bu davranışın en az üç hafta, haftada iki kez yaşanarak bir sıkıntıya, toplumsal olarak (okulda veya işte) işlevselliğin düşmesine sebep olması
  3. Kronolojik yaşı en az 5'tir ya da gelişimsel düzeyi buna eşdeğerdir
  4. Bu davranışın bir maddenin ya da bir sağlık durumunun fizyolojisiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
Bu kriterler yalnız gece, yalnız gündüz ya da ikisinde birden görülebilir.

B) Enkoprezis

DSM-5 'e göre tanı kriterleri:
  1. İstemsiz ya da isteyerek uygunsuz yerlere yineleyen dışkı kaçırma
  2. En az üç ay içinde, ayda en az bir kez böyle bir olay olur.
  3.  Kronolojik yaş en az 4'tür ya da gelişimsel düzeyi buna eşdeğerdir
  4.  Bu davranışın bir maddenin ya da bir sağlık durumunun fizyolojisiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
Çocuğunuzda dışa atım bozukluğu bulunduğunu düşünüyorsanız, bir uzmandan yardım almanız, tıbbi tedaviyle birlikte psikoterapi desteği bu dönemin çocuk üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak açısından çok önemlidir. 


Uzm. Psikolog Ebru YURDALAN

9 Mayıs 2017 Salı

YAZ

Ne kadar süredir baktığımı bilmediğim tavandan dünyaya dönmem kapı ziliyle oldu. Gelen üst kattaki komşumdu ve arabamı çekmem yönünde benim gündemimle hiç alakası olmayan bir istekte bulundu. Bu sayede düşüncelerimi bir kenara bırakıp arabada buldum kendimi. Eve gelirken aslında bambaşka planlar yaptığımı, özellikle yazmak istediğim konuları hatırladım. Az yemeye karar verdiğim bazı günler daha çok yemem, dinlenmeye karar verdiğim bazı günler envai çeşit iş çıkarmam gibi yazmaya  ayırdığım bugünü de yazmadan geçirdiğimi farkettim. Bu ne yaman çelişki diye düşüncelere dalıyorken kalk dedim kendime, kalk düşündüğünü yaz. Madem ki bugün yazmama konusunda direndin ve madem ki dirençlerin üstüne gitmenin gerekliliği iyi biliyorsun. Ne düşünüyorsan yaz.

Belki okuduğunda çok tanıdık gelen, farklı farklı konularda sıkça ya da seyrek yaşadığın bir durumdan bahsediyorum sayın okuyan. Kimine göre dilemma, kimine göre ambivalans, kimine göreyse otokastrasyon. Baktığın noktaya göre değişen, olayın aynı olduğu ve sonucun bir türlü gerçekleşemediği bir lanet bu. Aslında çözüm basitken ve durup dinlemen gerekirken hayatını zehreden bir eylemsizlik hali. Dinle, çatışan iç seslerine iyice bir kulak ver. O iç ses ki arkasında uzun yıllar ve ilk ilişkilerin var. Henüz kimliğinin oluşmadığı zamanlardan kalan, içselleştirdiğin anne ve babanın sesi aslında konuşan. Mesela otoriter bir şekilde diyor ki bugün yazı yazman gerek. Serde asilik var o yazı yazılır mı? Yaz-ma ! Görünürde öyle de ister ki yazmayı ama içindeki çekişme fırsat vermez. Bir diğer söyleme şekliyse yazarsan üretmiş olacaksın, tam bağımsız bir eylem biçimi, nam-ı diğer kendilik aktivasyonu. Kolay mı kendin olmak? Hem ne gerek var? Yaz-ma! Yemek ye, ne bileyim arkadaşlarınla buluş, bir eylem olsun ama ilerlemeni engelleyen sahteliklerle dolu bir eylem. Bir diğer ses der ki yazarsan görüneceksin. Sakladığın güvenli bölgen savunmasız kalacak. Yaz-ma! Bir de güzel olmayacak, istediğin gibi olmadı sesi var. Çünkü her şey kusursuz olmak zorunda. Yaz-ma !

Ve belki benim değinmediğim bin tane ses çıkacak içinden. Bunu sadece sen bileceksin, sen anlayacaksın, sen çözeceksin. Konuştukça, paylaştıkça, üstüne gittikçe....

Yaz, her sese rağmen yaz !

6 Aralık 2016 Salı

KÜÇÜK KARA BALIKLAR VE AYRILAMAYANLAR

Sahip olduğum ilk hikaye kitabıydı "Küçük Kara Balık". Ne çok sevmiştim bilseniz! Küçük kara balığın merakıyla meraklanıp, ayrılığıyla hüzünlenmiştim. Gidişi korkutsa da desteklemiştim. Benim için özgürlüğün sembolü olmuştu. Zorlu yolculukların pes etmeyen savaşçısıydı. Aradan yıllar geçti. 4 yıllık bir PDR lisansı, 2 yıllık bir Klinik Psikoloji yüksek lisansı, 3 yıllık bir Psikoterapi Eğitimi ve daha pek çok eğitim sığdırdım ben bu yıllara. Çok okudum, çok araştırdım, çok öğrendim... Öğrendikçe anladım ki her şey küçük kara balığın ayrılmaya karar verdiği anda başlıyor. O kararı veremediğin zaman hayat senin hayatın olmaktan çıkıyor. Annenin, babanın ya da sana bakan ve ayrılamadığın herhangi birinin hayatı oluyor. Yaşın ilerledikçe ayrılamadığın kişiler değişiyor. Bazen öğretmeninden ayrılmak istemiyorsun, bazen sevgilinden... Ayrılmaya karar vermek tek başına kalmak demek çünkü. Kimse tek başına kalmak istemiyor. Ayrılmaya karar vermek belirsizlik demek çünkü. İnsan bilmek istiyor. Bildiğin cehennem bilmediğin cennetten iyidir derler ya. Hah, işte tam da o sebepten.

Sonra bir gün fark ediyorsun, bedelini ödemekten korktuğun için yaşayamadığın hayatın kayıp gitmiş ellerinden. Annen sana kırılmasın diye, sevgilin seni terk etmesin diye, patronunun sevgisi azalmasın diye sustuğun her şey boğazında düğümlenmiş hesap soruyor. Ve o an yanında kimse yok. İronik bir şekilde tek başına kalmamak için yaptığın her şey seni tek başına bırakmış. Daha da kötüsü içine düştüğün yalnızlıkta kendini bile hissedememen. Var edemediğin benliğin, tüm sahteliğiyle karşında. Aranızda derin uçurumlar var. Kendine o kadar uzaksın ki...

Bu yüzleşme çok acı, çekirdekte kalan kimlik kırıntısı için. Yemezsin, içmezsin, gezmezsin, tozmazsın, sevinmezsin, üzülmezsin, öfkelenmezsin, yaşamazsın... Bir psikiyatriste gidersen ya da götürürlerse seni depresyon tanısını alırsın. Çeşit çeşit ilaçlar kullanırsın. Geçer gibi olur geçmez.
Aslında karar vermen için bir şans daha vermiştir hayat sana. Gerçekten yaşamayı seçmen için bir şans...

Yıllardır ötelediğin ayrılığı tüm aşamalarıyla yaşamak seçeneklerden biridir. Bu zor olanıdır. Önce kaybettiğin yıllarla yüzleşmen gerekir. Kayıp karşısında duyulan yas aşamalarını tüm zorluğuyla yaşarsın. Sonunda doğrusuyla yanlışıyla kabul edersin. Önünde sadece gelecek yılların vardır şimdi. Bir çocuğun coşkuyla, aşkla baktığı, nasıl çalışacağını bilmeden, bir yandan da kırmamak için gözünden sakınarak tuttuğu bir oyuncak gibi tutarsın ellerinde pırıl pırıl gelecek yıllarını. Hayatını istediğin gibi kullanma konusunda özgürsün artık. Belki de ilk defa gerçekten deneyimleyeceğin bu duygu sorumluluk da getirir beraberinde. Yeni hayatında tercih ettiğin her şeyin sorumluluğu sana aittir. Başlarda zorlanabilirsin. Yıllarca kolaylıkla yaptığın şeyler bile azaba dönüşebilir. Karar vermenin dayanılmaz ağırlığı... Ne olacağını bilmezsin. Her tercihte tekrar tekrar kırılabilirsin , yorulabilirsin ama sana ait olan bir kimlik, sana ait olan kararlarla oluşturduğun bir hayatın olur. Yıllarca korktuğun yalnızlığınla yaşamayı öğrenebilirsin mesela. Yalnız kaldığında yapıştığın yeni bir sevgiliye, tükettiğin sınırsız yemeğe, deli gibi alışverişe, alkolle rahatlamaya ve kaygıyla yapılan hiçbir "aşırı" davranışa ihtiyaç duymazsın. Kendini hırpalamazsın. Dinginlik vardır. Kabul vardır. Huzur vardır.

Diğer seçenek hayatına sahte haliyle devam etmektir. O kısmı biliyorsunuz zaten.

Uzm. Psk . Ebru YURDALAN 

28 Kasım 2016 Pazartesi

BOŞANMAYI NASIL ANLATMALI?


Bir çocuğa verilmiş, verilecek olan en güzel hediyedir belki de huzurlu hissettiği bir aile. Anne ve babanın birlikte olduğu, güvenli bir çatı altında sıcacık sohbetlerin yapıldığı, sorunlar olsa dahi birlikteyken aşılacağına inancın tam olduğu bir aile... Çiftler de böyle bir aile hayaliyle yola çıkar genellikle ama o yol hayallerdeki gibi olamayabilir bazen. Zamanla yıpranan, gittikçe zorlaşan bir ilişkiye döner evlilik . Öyle bir an gelir ki yollarının ayrılmasından başka bir çözüm bulunmaz. Anne de baba da bir taraftan kendi ayrılıklarının acısını yaşarken bir taraftan da bu çözümsüzlüğü çocuklarına anlatmak zorundadır ama nasıl?


Anlatmak anne baba için boşanmaya karar vermek kadar zor olabilir. Bu konuda ilk dikkat edilmesi gereken çocuğun yaşıdır. Okul öncesi çağında olan bir çocukla konuşmaya "boşanma" kavramını anlatarak başlayabilirsiniz. Boşanmanın anlaşıldığından emin olduktan sonra kararınızı çocuğunuza açıklayabilirsiniz.

Çocuk boşanma kararını anladıktan sonra kendisini bir kaosun ortasında bulur. Yıllardır sahip olduğu aile dağılacak, hayat rutini bozulacaktır. Çocuğun kafasında onlarca soru belirir, "neden boşanıyorlar, bana ne olacak, kimle kalacağım, annemi ya da babamı ne sıklıkla göreceğim, nerde yaşayacağım, hayatımda neler değişecek...."

Her çocuğun ailesinin durumuyla  ilgili gerçekleri anlamaya hakkı var fakat bu gerçekler sizin çift olarak aranızdaki yaşantılarınız, olumsuz duygularınız değil çocuğun geleceğini belirleyecek olan gerçekler olmalıdır. Anne-baba arasındaki anlaşmazlığa alet etmeden, haklı-haksız savaşına maruz bırakmadan, anlamakta zorlanacağı olayların bilgisini vermeden çocuğun kafasındaki belirsizlikleri gidermek anne ve babanın görevidir. Bu görev tek bir açıklamayla bitecek bir görev de değildir. Çocuğa anne babayla olan görüşme planları söylenmiş olsa bile  çocukta ayrılıkla ilgili kaygılar, korkular devam edebilir. Çocuğu kaygılandıran konular dikkatle dinlenmeli, anlaşılmaya çalışılmalı ve çocuğa sabırla açıklanmalıdır. Kurulan her cümlede "biz ayrılıyoruz ama her zaman senin annenle babanız, her zaman senin arkandayız, görüşmeye devam edeceğiz ve seni hep seveceğiz " mesajını vermek çocuğun kaygılarını hafifletecektir.

Böyle durumlarda sıkça karşılaşılan bir diğer durumsa çocuğun kendini suçlama yönündeki eğilimidir. Daha iyi bir çocuk olsaydı, yaramazlık yapmasaydı belki de bu karar alınmayacaktı şeklinde bir suçluluğu üstlenen çocuk sayısı hiç de azımsanacak gibi değil. Ayrılığın üzüntüsü üzerine böyle bir sorumluluğu üstlenmek çocuk için zordur. Çocuklarınızı bu ağır yükün altında bırakmamak için boşanma sebebi hakkında hiçbir tarafı suçlamadan, bir bilgilendirme yapılmalıdır.

Hayatıyla ilgili somut değişikliklerin bilgisi verildikten ve belirsizlikler giderildikten sonra çocukla duyguları üzerine konuşmak yapılacak en iyi şeydir. iletişim başlı başına bir şifacıdır. Hem size hem çocuğunuza şifa verir. Çocuğunuzun duygusunu ifade etmesini sağlamak, bir diyalog başlatmak için öykü kitaplarından faydalanmanız da işinizi kolaylaştırabilir. Çocuklar için kendi hayatları üzerinden konuşmaları duygularının yoğun olduğu durumlarda zor olabilir. Kendi yaşadıklarının benzerini yaşayan bir hikaye kahramanını görmesi, onun yaşantıları üzerine yorumlar yapması duygularını ifade etme konusunda bir başlangıç olabilir. Duyguları hafifleyip daha konuşulabilir hale geldikçe yaptığı yorumlarda zamir olarak hikaye kahramanını değil kendisini kullanacaktır.

Boşanmanın ardından çocuğunuzda davranışsal problemler, öfke nöbetleri, korkular ve fobiler gözlemlerseniz bir uzmandan yardım alarak çocuğunuzu bu kararın olumsuz etkilerinden korumayı tercih edebilirsiniz.


Uzm. Psk. Ebru YURDALAN 

Şarkılarla Kavramlar -1-

Yeni bir seriye başlıyorum burdan. Adına "şarkılarla kavramlar" demek istedim. Çünkü bazı müzikler bende sadece romantikçe bir ...