10 Ekim 2017 Salı

DİKKAT! DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU




“Hocam bizim çocuk çok zeki ama şu dersin başına bir türlü oturtamıyoruz, oturmayı sevmiyor.”
“Başkalarının çocukları akıllı uslu oturuyor bizimki düz duvara tırmanıyor.”
“Dersini yapıyor yapmasına ama defteri baştan aşağı yanlışlarla dolu, sürekli hatalar yapıyor.”
“Derste 5 dakika durmuyor ama saatlerce bilgisayar oyununa odaklanıyor.”
“Söylediklerimi hiiiiiç dinlemiyor, bir kulağından giriyor diğer kulağından çıkıyor.” gibi cümleleri siz de duymuşsunuzdur. Bunları duyduysanız Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite’yi de duymuş olmalısınız ya da duymanız an meselesi. Aslında gelişimsel olarak normal olan hareketlilik bazen anne-baba-öğretmenlerce Hiperaktivite olarak adlandırılabilirken, bambaşka sebeplerden kaynaklanan dalıp gitme, ödevlerde hatalar yapma gibi davranışlar dikkat eksikliği olarak etiketlenebiliyor. Peki gerçekte nedir dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu ve de en önemlisi ne değildir?
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu bir hastalık değil, nörogelişimsel bir bozukluktur ancak nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Genetik materyalimizin ve çevrenin etkisi olduğu tahmin edilmektedir.

DSM-5 ‘e göre;

  • ·       Çoğunlukla ayrıntılara özen göstermezler. Derste, işte ya da başka etkinlikler sırasında dikkatsizce yanlışlar yaparlar. Ayrıntıları gözden kaçırır, atlamalar yapar hatta bazen komple yanlış bir işi yapıyor olabilirler.
  • ·       İş yaparken ya da oyun oynarken çoğu zaman dikkatini sürdürmekte güçlük çekerler. Ders dinlerken, uzun konuşmalarda veya okumalarda odaklanamazlar. Dersten derse, oyundan oyuna atlayabilirler bu yüzden.
  • ·       Doğrudan kendisine doğru konuşulurken çoğunlukla dinlemiyor gibi görünürler. Aklı başka bir yerdeymiş gibi davranırlar.
  • ·       Verilen yönergeleri izleyemezler, sıraları karıştırırlar. Okulda verilen görevleri, sıradan günlük işleri ya da sorumluluklarını tamamlayamazlar. İşe başlayabilirler ancak dikkatleri hızlı bir şekilde dağılır.
  • ·       Yapacağı işleri düzene koymakta güçlük çekerler. Kişisel eşyalarını düzenli tutmakta zorlanır. Dağınık ve düzensiz çalışırlar. Zaman yönetimleri kötüdür. Zaman sınırlarına uyamazlar. Etkinlikleri vaktinde bitiremezler.
  • ·       Sürekli zihinsel bir çaba gerektiren işlerden kaçınırlar. Bu tür işleri sevmez ya da bu tür işlere girmek istemezler. Okulda verilen ödevler gibi…
  • ·       Sahip olduğu eşyaları sık sık kaybederler. Okul eşyaları, kalemi, defteri gibi….
  • ·       Dikkati dış uyaranlara karşı çok hassastır, kolaylıkla dağılır.
  • ·       Günlük etkinliklerinde unutkanlardır. Okulda verilen ödevleri sürekli unutabilirler, ailesine iletimesi istenen mesajı hatırlamazlar.

Aşırı Hareketlilik ve Dürtüsellik: Gelişimsel düzeye uygun olmayan, sosyal ve akademik hayatla ilgili etkinlikleri doğrudan olumsuz etkileyen ve aşağıdaki belirtilerden en az 6 tanesinin en az 6 ay sürdüğü bozukluktur.
  • ·       Sürekli kıpırdanırlar, ellerini ayaklarını vurur ya da oturduğu yerde kıvranırlar.
  • ·       Oturmasının beklendiği durumlarda oturduğu yerden kalkarlar. Örneğin derste sırada oturması gerekirken sürekli bir şeyleri bahane ederek sınıf içinde gezebilirler. Sabit olarak kalmak onlar için çok zordur.
  • ·       Uygunsuz yerlerde ortalıkta koşturur dururlar, bir yerlere tırmanırlar.
  • ·       Boş zaman etkinliklerine sessiz bir biçimde katılamazlar ya da sessiz bir biçimde oyun oynayamazlar. Gürültülüdürler.
  • ·       Her an hareket halindelerdir. Uzun bir süre sessiz-sakin kalamazlar ya da böyle durmaktan rahatsız olurlar. Yaş ilerledikçe bu rahatsızlık bir iç huzursuzluğuna dönebilir.
  • ·       Aşırı konuşurlar. Derslerde susturmak zor olabilir. Konudan konuya atlarlar.
  • ·       Sorulan soruları tamamlanmadan yanıtını yapıştırır, insanların cümlelerini tamamlarlar. Konuşma sırasında sırasını bekleyemezler. Başkalarının sözlerini keserler ya da araya girerler. Oyunların ve etkinliklerin de arasına girebilirler. Etkinliklerde başkalarının arasına girip onların yaptıklarını yapabilirler.
  • ·       Genel olarak sıra beklemeyle ilgili problem yaşarlar, bekleyemezler.
  • ·       Sormadan ya da izin almadan başkalarının eşyalarını kullanmaya başlayabilirler.


Yukarıda yazdığım belirtiler karşıt olmanın, düşmancıl bir tutumun ya da yönergeleri anlayamamanın verdiği bir dışavurumu olmamalıdır. 12 yaşından önce birkaç dikkatsizlik ya da aşırı hareketlilik – dürtüsellik belirtisi olmuştur. Bu birkaç dikkatsizlik ya da aşırı hareketlilik – dürtüsellik belirtisi iki ya da daha çok ortamda vardır. Sadece okulda ya da sadece evde gözlemleniyorsa başka bir problemden kaynaklanan bir savunma olabilir. Ayrıca bu belirtiler mutlaka çocuğun işlevselliğini bozmalıdır.

Bu belirtilere baktıktan sonra ciddi şüpheleriniz varsa bir uzmanla görüşmeniz iyi olacaktır. Aile ve çocukla görüşmeden, ebeveyn ve öğretmene ölçekler uygulanmadan, nörolojik ve psikolojik testler yapılmadan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite tanısı koymak doğru değildir.

TEDAVİ

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun tedavisinde çok yönlü bir yöntem kullanılmaktadır. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun düzeyine göre;
Ø  Tıbbi tedaviye başlanmalıdır. Doktorun önerdiği ilaç önerdiği dozda düzenli olarak kullanılmalıdır.
Ø  Aile eğitimi verilmelidir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite aileleri ciddi anlamda zorlayan bir bozukluktur. Bu bozukluğu tedavi edebilmek için ailenin güçlü olması gerekmektedir. Çocuğa karşı sabırlı, anlayışlı davranılmalıdır. Olumlu davranışlar mutlaka takdir edilmelidir. Çünkü Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu olan çocukların kısa aralıklarla pekiştirilmeye, motive edilmeye ihtiyaçları çok fazladır. Bu sayede dikkatleri daha canlı kalabilir. Bu durumun önemini anlamak için aslında çocuğunuza bakmanız yeterlidir. Bu çocuklar bilgisayar oyunlarında dikkatlerini uzun süre koruyup bilgisayar başında hareketsiz vakit geçirebilirken ödev yaparken bunu uygulamakta zorlanırlar. Sebebi işte tam da budur. Bilgisayar oyunu onu motive eden ödüllerle doludur. Ancak ödev yaptığında onu uyaran bir ödül yoktur. Aile pekiştirmeyi ne kadar sık yaparsa bu açıdan çocuk daha çok fayda görecektir. Cezadan uzak durulması çok önemlidir. Ceza olumlu anlamda hiçbir davranış değişikliği sağlamayacaktır. Bilakis olumsuz davranışlar oluşturmasına sebep olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olan çocuklarda duygu regülasyon kapasitesi de düşüktür. Bu sebeple yoğun duyguların ortaya çıktığı durumda ailenin sakin kalabilmesi ve çocuğu sakinleştirebilmesi çok önemlidir. Aile bu konuda yaşadığı güçlükler için mutlaka bir uzmandan destek almalıdır.
Ø  Psikolojik destek alınmalıdır. Özellikle bu gibi durumlarda oyun terapisinin çok etkili olduğu gözlemlenmiştir. Hatta bazı oyun terapisi ekolleri dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu kabul etmez ve duygu regülasyon problemi olarak değerlendirirler. Bu sebeple tedavi de bu yönde olur. Çocuk duygularını düzenlemeyi öğrendiğinde tedavi de olmuş olur. Bunu öğrenmesi oyun odasında, oyun terapisti eşliğinde mümkündür.  Yaşı oyun terapisi için uygun olmayan çocuklarda ise bilişsel-davranışçı terapiler oldukça etkilidir.
Ø  Özel eğitim programı uygulanmadır.



Uzman Psikolog – Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN

29 Eylül 2017 Cuma

KARDEŞİ KABUL - KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Kıskançlık üçlü ilişkilerde yaşanan bir duygudur. Haset dediğimiz yıkıcı ve patolojik duygudan daha olgun olsa da yine de kişiye zarar verebilir. Temelinde sevgi nesnesini kaybetmeyle ilgili yoğun kaygı vardır. Bu da rekabeti beraberinde getirir. Kişi en iyi olursa sevgi nesnesinin tek sahibi olabilir. Kardeş kıskançlığı bu yönüyle gayet normal ve olması beklenen bir duygudur. Çünkü uzun zamandır çabasız sahip olduğu sevgiyi yeni gelen bir yabancıyla paylaşmak zorunda kalacaktır. Ancak bazı durumlarda bu doğal duygu yanlış zaman, yanlış tutum gibi sebeplerle ve rekabeti kaybetmenin oluşturduğu hüzün ve öfkeyle davranış problemlerinin ortaya çıkabildiği bir durum haline gelebilir. Kardeşi olduktan sonra çocuğunuzda;
  • Tuvalet eğitimi aldığı halde alt ıslatma, parmak emme, konuşma problemleri, tırnak yeme gibi regresyon yani gerileme davranışları gözlemliyorsanız
  • Öfke nöbetlerine giriyor ve çevresindeki nesnelere, arkadaşlarına ve kardeşine zarar veriyorsa
  • Hüzünlü görünüyor ve içine kapandıysa
  • Yemek, uyku gibi rutinlerinde değişiklikler görülüyorsa
  •  Fiziksel hiçbir problemi olmadığı halde karın ağrısı, mide bulantısı gibi somatik belirtiler varsa, kardeşin gelişiyle ilgili başetmekte zorlandığı duyguları olabilir
  • Alınan önlemlerle ve doğru anne-baba tutumlarıyla bu sorunu engellemek mümkündür.

Kardeşler Arasındaki Yaş Farkı

Kardeş kıskançlığının patolojik bir hal almaması için en çok dikkat edilecek durumlardan biri yaştır. Çocuğun size bağımlı olduğu, kritik gelişimsel görev dönemlerinde ya da hayatını etkileyen değişikliklerin bulunduğu bir dönemde çocuğun kardeşine tepki vermesi gayet doğaldır. Diyelim çocuğunuz tuvalet eğitiminde ve bu dönemde bir kardeşi oldu. Kardeşinin tuvaletini altına yapması annenin bütün yakınlığını alırken bunu gören abi ya da ablanın alt ıslatması veya dışkı kaçırması bu ilgiyi üzerine almak için yaptığı bir rekabet girişiminden başka bir şey değildir. Veyahut da taşınma, ölüm gibi olağandışı durumlar varken, çocuk tüm enerjisini ve adaptasyon gücünü burada kullanırken yeni bir kardeş çocuk için yorucu bir konudur ve kardeşini reddebilir, uyum sağlamakta zorlanabilir. Tüm bu sebeplerden kardeşler arasında 4 yaş olması hem size hem de çocuğunuza iyi gelecek bir tercih olacaktır eğer sizin tercihinizdeyse.

Çocuğun Psikolojik Olarak Kardeşe Hazırlanması

 Hamileliği öğrendikten sonra çocuğunuzla bunu paylaşmalısınız. Ben bu konularda özellikle yaş göz önünde bulundurularak hikaye kitaplarından faydalanmanın önemine inanıyorum. Hikaye kitapları çocuğun kendi sorununu normalleştirmesine ve daha kolay konuşabilmesine yardımcı olur. Bu sayede kardeşiyle ilgili kaygıları üzerine konuşmalısınız. Genelde çocuklar kardeş doğduğunda daha az sevileceklerinden korkarlar. Yaşı küçükse özellikle kardeş onun istediği bir şey değildir. Bir şekilde mecbur bırakıldığı bu durumdan dolayı öfkelenebilir, bu öfkeyi de sakinlikle kabul etmelisiniz. Onun siz attığı yoğun ve sıcak duyguları sakinliğinizle soğutup tekrar ona vermelisiniz. Yeni gelen kardeşe hazırlıklar yapılırken çocuğunuzu da ihmal etmemelisiniz. Hatta bu hazırlık evresine abi-ablayı dahil ederek alışma turlarına çok önceden başlamalısınız. Kardeşin ismini birlikte düşünmeniz de çocuğu sürece dahil etmek açısından faydalı olabilir. Abilik ablalık ne demektir, eğlenceli yanları nelerdir anlatabilirsiniz ancak abi ve abla olarak tavizler vermesini istemek ve aşırı sorumluluk yüklemek çocuğu olumsuz yönde etkileyebilir. Buna dikkat etmeniz gerekir.

Kardeş Dünyaya Geldikten Sonra Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

  • ·       Kardeşiyle ilgili hiçbir duygusu için onu suçlamayın,kınamayın, kızmayın. Gelir gelmez kabul etmesini ve sevmesini beklemeyin. Sevgi zaman geçtikçe, kardeşiyle vakit geçirdikçe gelişecektir. Bu zamanın gelmesini sabırla beklemeli ve kesinlikle dayatmamalısınız.
  • ·       Kardeşinin bakımı konusunda, ona ninni söylemek, biberonunu tutmak, bezini getirmek, banyosunda su dökmek gibi faaliyetlerde mutlaka çocuğunuza da görevler vermeye çalışın
  • ·       Bebekle ilgili olumsuz cümleler kurarak onu rahatlatmaya çalışmayın. “bak ne kadar çirkin, geri verelim mi” gibi cümlelerle kardeş kıskançlığının önün geçilmez. Gerçekçi olmayan konuşmalardan kaçının.
  • ·       Çocuk bebeğe zarar veriyorsa, aşırı tepki göstermeden net ama sert olmayan bir uyarıda bulunabilirsiniz. Yeterince net sınır koyamayan veya büyük çocuğuna karşı suçluluk hisseden ebeveynler bebeğin zarar görmesine sebebiyet verebilirler.
  • ·       Küçük kardeşin yemek yedirilmesi, altının değiştirilmesi gibi konular onu üzerbilir ya da kendisi de benzer şeyler talep edebilir. Böyle durumlarda bebeğin daha çok küçük olduğu, kendi gereksinimlerini karşılayamadığı ama onun yaşına geldiğinde kardeşinin de kendi ihtiyaçlarını karşılayacak kadar güçlü olacağı anlatılabilir.
  • ·       Kıskançlık olduğu için kardeşleri birbirlerinden uzak tutmak yapılan bir diğer yanlıştır. Fiziksel bir şiddet olmadığı sürece birlikte vakit geçirmeleri çocuğun kardeşine sevgi hissetmesini sağlayacaktır. Bu gözlem altında yapılmalıdır.
  • ·       Kardeşlerin kıyaslanması bir diğer yanlıştır. Unutmayın biz uzaklaştırmamalı yakınlaştırmalıyız.


Ne Zaman Uzman Desteği Almalı?

Eğer kardeşin dünyaya gelmesinin üzerinde 3-4 hafta geçmesine rağmen, yukarıda belirttiğim kardeş kıskançlığının belirtileri geçmemiş ve çocuk kardeşinin varlığına uyum sağlayamıyorsa bir uzmandan destek alabilirsiniz.


Uzman Psikolog-Psikolojik Danışman Ebru YURDALAN

26 Eylül 2017 Salı

TIRNAK YE(ME)

Semptomlara ne kadar şükretsek az. Onlar olmasa ne olurdu halimiz bilmiyorum. Misal kaygıyla boğuşan çocuğunuz tırnak yemeseydi nerden bilebilirdiniz babasının öfkesinden bu denli etkilendiğini ve artık kendini rahatlatamadığını? 
Evet konumuz tırnak yeme. Başlangıç yaşı değişse de çoğunlukla 3-4 yaşlarında başlayan, ergenlikte de devam eden davranışsal bir sorun tırnak yeme. Aileler semptom odaklı olarak bu davranışın ortadan kalkması için uzmanlara başvursa da bizim esas meselemiz bu değil, olamaz. Tırnak yemeyi ve diğer tüm semptomları bataklıkta uçuşan sivrisinekler olarak düşünürsek bir sivrisineği öldürmek başka bir sivrisinekle boğuşmanızdan başka bir işe yaramayacaktır bu çaba. Bizi kurtaracak tek şey var: Bataklığı kurutmak ! Bunun için öncelikle bu sorunun kaynağını bulmamız gerekiyor. 


Nedenleri
  • Sevgisiz bir aile ortamı
  • Baskıcı ve otoriter tutumlar
  • Kaygılı ebeveynler
  • Aşırı koruyucu anne-baba tutumları
  • Çocuğun sık sık eleştirilmesi, aşağılanması, değersizleştirilmesi
  • Okul başarısızlığı
  • Arkadaş ilişkilerindeki problemler
  • Aile içi şiddet
  • Anne-baba arasındaki problemler
  • Çevrede tırnak yiyen bir yakının olması
ve daha pek çok sorun tırnak yemenin nedenleri arasında sayılabilir. 

Nasıl Çözülür?

  • Çözüm için öncelikle sebebin doğru bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Bunun için çocuğunuzu dikkatlice gözlemlemeniz yerinde olacaktır. Özellikle hangi zamanlarda tırnak yiyor sorusunun cevabını takip etmeniz size sıkıntıyı bulma konusunda yardımcı olur. 
  • Anne ve babalar çocuğa karşı tutumlarını ve kendi aralarındaki ilişkiyi gözden geçirmeli çocuktan bağımsız olarak çözmelidir.
  • Çocuk okula gidiyorsa, okul ortamında onu tedirgin eden bir durumun olup olmadığı ve arkadaşları ve öğretmenleriyle ilişkileri sorgulanmalı.
  • Tırnaklarını yememesi konusunda sıkça yapılan uyarıların işe yaramadığı, sadece ebeveynin kaygısıyla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bu sebeple bu davranışa odaklanmadan görmezden gelmek yerinde bir tepki olacaktır. Bu semptomu sadece çocuğun içindeki kaygının dışavurumu olarak değerlendirilip kaygılandıran konuyla mücadele etmek en önemli çözüm basamağıdır.
Tırnak yemek çocuğun sosyal ortamlarda sorunlar yaşayıp işlevselliğini etkilemesine sebep olacağı gibi çene yapısına ve tırnak/tırnak etlerine vereceği zararla ilerde dönüşü olmayan fiziksel bozukluklara da yol açabilecek bir davranış problemidir. Bu sebeple ihmal etmeden, sabırla ve sevgiyle çözmeye çalışmanız çok önemlidir.

Uzm. Psk. Ebru YURDALAN


22 Eylül 2017 Cuma

KORKU HAKKINDA HER ŞEY

KORKU

Korku, hepimizin  zaman zaman yaşadığı birincil bir duygudur. Ne demektir birincil duygu? Acil bir durumda uygun eylemi yapmak konusunda yardım eden, doğal ve gerekli bir duygu demektir.  Korku sayesinde tehlikeli bir durumla karşı karşıya kaldığımızda savaşma , kaçma veya donma davranışlarından en uygununu seçerek tehlikeyi azaltırız.  Fakat böylesine adaptif bir duygu bazı durumlarda çözülmesi gereken bir probleme dönüşür.

NASIL?

Gerçek bir tehlike olmadığı halde olacağına dair bir beklenti hissediliyorsa, bu beklenti bedensel bazı belirtilere sebep oluyorsa ve bu belirtiler de bazı davranışlara sebep olup hayatınızı zorlaştırıyorsa bu maladaptif hale gelmiş bir korku, yani kaygı veya endişedir.
Korkunun psikolojik açıdan değerlendirilmesine geçmeden önce mühim bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bazı çocukluk korkuları psikiyatrik bir hastalıktan kaynaklanıyor olabilir. Diyelim ki çocuğunuz bazı yaratıklar gördüğünü söylüyor, hatta bu yaratıkların ondan kötü şeyler yapmasını istediğini söylüyor ve cidddi korkular yaşıyorsa bu bir çocukluk şizofrenisi başlangıcı olabilir. Eğer yine böyle bir iddiası var da korku hissetmiyorsanız ve dönem dönem yaşıyorsa bipolar bozukluk olabilir. Ve hatta tüm bunlar nörolojik bir rahatsızlıktan da kaynaklanıyor olabilir. Bu sebeple bu yazıyı okumadan önce çocuğunuzun yaşadığı korkunun onun açısından gerçek bir tehlike veya tehdit içermediğini, konuşmaların olma ihtimali üzerinden yapıldığından emin olun. Eğer bu konuda şüpheleriniz varsa mutlaka çocuk psikiyatristine muayene olmasında fayda vardır. Çünkü biliyoruz ki psikiyatrik hastalıklarda erken müdahale çok önemli ve yaş ilerledikçe tedaviler daha zorlaşıyor.

KAYGILAR HER ZAMAN ZARARLI MIDIR?

Kesinlikle hayır. Bazen kaygılar doğru davranışlar konusunda motive edici olabilir. Ancak kaygı “aşırı” olunca durum değişiyor.
  • ·       Aşırı kaygının oluşturduğu bedensel belirtiler yaşam kalitesini ciddi anlamda düşürebilir. Çok kaygılı çocuklar sürekli karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı gibi fizyolojik belirtilerden şikayet edebilir.
  • ·       Kaygılandıklarında en kötüsünün olacağına dair bir beklentiye girebilir ki bu da gerçekten en kötüsünün olmasına sebep olabilir.
  • ·       Hayatını sürekli diken üstünde, sakınma davranışı döngüsünde geçirebilirler.
  • Eğer endişeler çocuğunun eğlenmesine, yaşının zevklerinden mahrum kalmasına sebep oluyorsa bu zorlukların üstesinden gelmeye çalışmak önemlidir.


KORKU VEYA KAYGI TÜRLERİ NELERDİR?
  1. Özgül Fobi
·       Belirli bir nesne ya da durumla ilgili olarak belirgin bir korku ya da kaygı duyma halidir.
·       Bu nesne ve durumdan nerdeyse her zaman kaçılır, kaçılamazsa yoğun bir korku veya kaygı eşliğinde buna katlanılır.
·       Duyulan korku nesnenin gerçek tehlikesine göre orantısızdır.
İnsanlar pek çok konuda özgül fobiye sahip olabilirler. Bunlardan bazıları şunlardır; agorafobi (alan korkusu), zoofobi (hayvan korkusu), araknofobi (yılan korkusu), brontofobi (gök gürültüsü ve şimsek korkusu), pnigofobi (boğulma korkusu)…
  1. Sosyal Fobi (Toplumsal Kaygı Bozukluğu)
  • ·       Kişinin, başkalarınca değerlendirilebilecek olduğu ya da birden çok toplumsal durumda belirgin bir korku duymasıdır.
  • ·       Çocuk bunu sadece yetişkinlerinin yanında değil yaşıtlarının yanında da yaşamalıdır.
  • ·       Çocuğun utanıp, mahcup olacağına yönelik kaygıları vardır.
  • ·       Yaptığı davranışın onu küçük düşüreceği, olumsuz değerlendirileceğini düşünür. Dışlanmamak ve kırılmamak için içine kapanır.
  • ·       Mükemmeliyetçi ya da aşağılayan, değersizleştiren ebeveyn tutumları sosyal fobiye sebep olur.
  • ·       Anne babalar bunu özgüven eksikliği olarak değerlendirip yardım arayışına girerler.

  1. Yaygın Kaygı Bozukluğu
  • ·       Burda kişi bazı olaylar ve etkinliklerle ilgili aşırı bir kaygı ve kuruntu hisseder. Bu duyguları kontrol etmekte güçlük yaşar.
  • ·       Sürekli bir huzursuzluk hali vardır.
  • ·       Kolay yorulurlar.
  • ·       Odaklanmakta güçlük çekerler.
  • ·       Kolay öfkelenirler.
  • ·       Uyku problemleri yaşarlar.
  • ·       Kas ağrıları yaşarlar.

  1. Ayrılık Kaygısı
  • Ayrılık kaygısı, kişinin bağlandığı insanlardan ayrılmasıyla ilgili, gelişimsel olarak uygun olmayan ve aşırı düzeyde kaygı ya da korku duymasıdır. 2 yaşındaki bir çocuğun annesinden ayrılırken davranışsal tepkiler vermesi korkuya kapılması normalken, ayrılık kaygısı yaşayan 7 yaşındaki bir çocukta aynı tepkileri anormal olarak verebilir. Bu durum aslında 3 yaşından itibaren gelişimsel olarak adım adım ayrılması gereken çocuğun annenin kaygıları sebebiyle çocuğa yapışmasında kaynaklanan bir durumdur.
  • Çocuk bağlandığı kişileri yitireceği ya da bu kişilerin başına hastalık, yaralanma, ölüm gibi kötü bir olay geleceğiyle ilgili sürekli ve aşırı bir biçimde tasalıdır.
  • Bir felaket yüzünden ayrılmak zorunda kalacağından endişelenir.
  • Bu endişeler yüzünden evden uzaklaşmayı hiç istemez.
  • Evde dahi olsa bağlandığı kişiden uzak olmaktan, tek başına kalmaktan korkar.
  • Bazı durumlarda ayrılmayla ilgili kabuslar görülebilir.
  • Ayrılma durumlarında bedensel belirtiler de görülür.

Okula uyum konusunda bahsettiğim gibi çocukların okul fobisi yaşamasında en önemli etkenlerden biri ayrılık kaygısıdır..
  1. Panik Bozukluk
  •            Panik bozukluk; yineleyen, beklenmedik panik atakların olduğu, kişinin aniden yoğun bir korku ya da içsel bir sıkıntı yaşadığı durumdur.
  •            Çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, göğüs sıkışması, bulantı, karın ağrısı, baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik, bayılacak gibi olma, ateş basması, uyuşma, denetimi yitirme, çıldırma korkusu ve ölüm korkusunun gibi fiziksel belirtilerle tanımlanır.

Bunların dışında yaşanan travma sonrası stres bozukluğu da kaygı ve korkuların eşlik ettiği bir bozukluk olarak sayılabilir. Çocuğunuz korkuları üzerine çalışıyorsanız travmatik durumlar da iyi araştırmalıdır.

KAYGILARIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Kaygıların sosyal, akademik, ruhsal ve bedensel anlamda çocuğun üzerinde birçok etkisi vardır. Kaygı çocuğun sosyal olarak ilişki kurmaktan kaçınan, yaşıtlarının sosyal faaliyetlerinden uzak kalan, özgüveni düşük yetişmesine sebep olurken, akademik anlamda da ders başarısında ciddi düşüşlere ve okuldan soğumasına sebep olabilir. Ruhsal açıdan baktığımızda çocuklar ciddi üzüntüler yaşayabilir ve depresif belirtiler gösterebilir. Bedensel olarak ciddi problemler yaşayabilirler.

NEDEN BAZI ÇOCUKLAR ÇOK ENDİŞELİ?

Bazı çocuklar kaygı ve korkularla boğuşurken bazıları bunları optimal düzeyde yaşar. Bu konu ebeveynler açısından önemlidir çünkü bu problemler ebeveynde suçluluk duygularına sebep olabilir. Kaygının temeline baktığımızda, sebep olan faktörleri  üç ana başlıkta toplayabiliriz.
1.     Genetik Materyal
Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada stres altındaki farelerde hormonal değişimler ölçülmüş ve bu ölçümler sonraki üç kuşağa aktarılmıştır. Yani aile içinde bulunan kaygılı genetik miras, bize genlerimizle aktarılıyor. 
2.     Aile Tutumları
Bazı anne ve babalar çocuklarını iyi olma kaygılarıyla yetiştirir. Ancak biz bugün biliyoruz ki kaygı bulaşıcıdır. Eğer çocuğunuzun yapacağı davranış girişimleri sizi endişelendiriyorsa çocuğunuz da davranışlarında bu endişeyi hisseder. 
3.     Çevre
Yaşantılar ve deneyimler de çocukta belli miktarda kaygı oluşmasına sebep olabilir. duygu regülasyonu henüz yeterli seviyeye ulaşmamışsa çocuk bu kaygılarla baş edemez ve sürekli tetikte olan bir kimlik geliştirir.

KORKU VE KAYGILARLA NASIL MÜCADELE EDERİZ?

  • ·       Öncelikle kendinize net bir hedef belirlemelisiniz. Çocuğunuzun pek çok korkusu olabilir. Tek birisiyle çok fazla uğraşmak sizi karamsarlığa sürükleyebilir ancak merak etmeyin ilk korkuyu aştığınız an diğerleriyle mücadele etmek çocuğunuz için daha kolay olacak. Çocuğunuz başardığını hissettiği için bundan sonrası için motivasyonu yüksek davranacak. Zincirleme bir etki oluşacak. 
  • ·       Korku belirlendikten sonra çocuğunuzun bu konuyla ilgili ne hissettiğini, ne düşündüğünü ve ne yaptığını detaylıca öğrenmeniz gerekiyor. Bazen çocuklar ne hissettiğinin ya da ne düşündüğünün fakında olmayabilir. Böyle durumlarda anne baba olarak tahminlerde bulunarak onun bulmasına yardımcı olmalısınız
  • ·       Çocuğunuzun korkularıyla ilgili farklı düşünceler geliştirmesine yardımcı olmak, birlikte bir dedektif gibi korktuğu şeyin olmayacağına dair kanıtlar bulmak, çocuğun başka şekillerde düşünmesine yardımcı olmak.
  • ·       Aşamalı olarak yeni deneyimlere teşvik etmek. Bu süreçte yapacağına gerçekten inanıp hiçbir kaygı hissetmemeniz çok önemli.
  • ·       Yapılan olumlu davranışları ödüllendirerek çocuğun motivasyonunu yüksek tutmak.
  • ·       Aşamalı olarak, hedeflerin belirli olduğu kapsamlı bir plan yapmak.


Bu önerileri uygularken dikkat edilmesi gereken en önemli sey çocuğun sorunlarını onun adına çözmemek, onun içindeki güce inanarak çözmesini sağlamaktır. Anne ve baba çocuğa güvenceler vererek, teminat olmaktan ziyade çocuğun kendi içsel kapasitelerini geliştirmesine olanak sağlamalı, yakınlarında durup bir koç gibi desteklemeli.Bunları yaparken oyunlarla, keyifli aktivitelerle çocuğunuzun katılımını sağlamak da sizin yaratıcılığınıza kalıyor.

Tüm uygulamalara rağmen başedemediğiniz korkular için profesyonel bir destek almayı lütfen ihmal etmeyin, optimal korkulu günler…

Uzman Psikolog / Pedagog Ebru YURDALAN



15 Eylül 2017 Cuma

İLK AYRILIK / OKULA UYUM

"Zil çalacak, ziller çalacak,
Sizler derslere gireceksiniz bir bir..." diyordu Zeki Ömer Defne şiirinde. Ayrılık için "zil"den daha güzel bir metafor seçilemezdi bence. İnanmıyorsanız annesinden ilk defa ayrılarak okula başlayan çocuklara sorun.

Her ayrılık dramatik olmaz tabi. O sıralara oturmayı heyecanla bekleyen öğrenciler de yok değil. Yıllarca okula giden ablasına/abisine özenmiş, gizli gizli kalemlerini kurcalamıs, yazmış çizmiş, onlarca oyun arkadaşına sahip olmanın hayaliyle yanmış tutuşmuş minikler için bu zil coşkuyla karşılanan bir sesken annesinden ayrılmanın hüznüyle yaşayacağı güzelliklere odaklanamayan çocuklar için korkunç bir hale gelebilir hatta bu adaptasyon sorunu, okula gitmek istememe, okul fobisi ve psikosomatik belirtilerle devam ederek çocuğu hem yorabilir hem de akademik anlamda geleceğini etkileyebilir. 
Peki çocuklar arasındaki bu farkın sebebi nedir, neden bazı çocuklar okula kolaylıkla uyum sağlayabilirken bazıları okul fobisi geliştirmektedir ? 

SEPARASYON ANKSİYETESİ (AYRILIK KAYGISI)

Seperasyon anksiyetesinin temeline baktığımızda çocuğunun ilk nesnesinden yani ona bakım veren, güvenliğini sağlayan kişiden -ki bu genellikle annedir- ayrılmayla ilgili korkularının etkili olduğunu görürüz. Aslında başlangıcı okula başlama yaşından öncedir. Çocuk okuldan önce de anneyle bağımlı bir ilişki yaşamaktadır ancak okula başlamayla gelen bu mecburi ayrılık çocuğun ruhuna ağır gelir. Sadece çocuğun mu? Değil. Çocuğun bu kaygılarının arkasında ayrılmayla ilgili kaygılar yaşayan bir anne bulunur genelde. Anne çocuğun güvenliğinden endişelenir, çocuğunun gitmesiyle kendi düşeceği boşluktan korkar ve nihayetinde sözlü olmasa da sözsüz mesajlarla bu kaygıyı tetikler. 

OKUL FOBİSİ
Okul fobisi, çoğunlukla ayrılık kaygısıyla ortaya çıkan bir durumdur. Okul fobisine sahip bir çocuk okula gitmek istemez. her sabah ağlama krizleriyle bu isteği gerçekleştirmek için çabalayabilir, mide bulantısı, karın ağrısı, baş ağrısı gibi fizyolojik belirtiler gösterebilir. Okul fobisi sonucunda akranlarından kopan çocuk sınıfta yalıtılmış bir kimlik edinip depresyona girebilir, okul başarısızlığı yaşayabilir.

NE YAPMALI ?

-Çocuğunuz okula başlayacaksa öncesinde mutlaka okul olgunluğunu ölçen bir testle çocuğun gelişimsel olarak hazır olup olmadığına bakılmalı
-Çocuğun hazır bulunuşluk düzeyi uygunsa, okul çocuğa anlatılarak psikolojik hazırlama süreci başlatılmalı
-Okul alışverişlerine mutlaka çocukla çıkılmalı
-Okul açılmadan okul ve sınıfa bir ziyaret düzenlenmeli
-Okul açıldıktan sonra çocuğunuzun durumuna göre kademeli olarak ayrılmalı, 
-Anne baba çocuğu okula gönderme konusunda tutarlı davranmalı, 
-Okul fobisi oluştuysa sebepleri sorgulanmalı, çocuğun duyguları konuşulmalı, her duygu küçümsenmeden kabul edilmeli
-Fizyolojik şikayetler varsa mutlaka bir çocuk doktoruyla bu sorunların kaynağının psikolojik kökenli olup olmadığına bakılmalı
-Akranlarla ilgili bir problemden bahsediyorsa mutlaka öğretmen ve okul psikolojik danışmanı bilgilendirilmeli 
-Uyum sorunu okulda, sınıf öğretmeni ve okul psikolojik danışmanıyla ortaklaşa bir şekilde çözülmeye çalışılmalı
-Buna rağmen çözülmeyen bir okul fobisi var ise mutlaka uzman bir psikolog ve psikiyatristle çalışılmalı

Uzm. Psikolog Ebru YURDALAN

5 Eylül 2017 Salı

HERKÜL

Kedileri sever misiniz? Şöyle pamuk gibi beyaz bir İran kedisi ya da seçkin bir British? Evet ben de severim. Hatta son yıllarda bir tane edinmek istiyordum ama sağlıklı ve güzel olmalıydı. Sosyal medyada paylaşılan, yardım istenen kedilerden değil. Ne büyük yanılgı ! 
Bayram için bulunduğum Eskişehirde, amcamlarla birlikte mangal yapmak için gittiğimiz çiftlik evimizde anladım. O gün tanıştığım Herkül sayesinde. Herkül dediğime bakmayın. Bir gözü iltihaplı, diğer gözü resmen dışarda, götürdüğümüz veterinerin söylediğine göre 2 aylık olan cılız bir kedi Herkül. Bu ismi bir kedi kafesinde çıkmayan sesiyle bana korkusunu anlatmaya çalışırken, artık tutamadığım gözyaşlarımla verdim. İsimler yazgıyı belirler derler ya, güçlü olsun diye dualar eşliğinde verdim. 
Herkül'ün bir de kardeşi var, daha sağlıklı ama onun da gözleri problemli. karşılaştıktan bir gün sonra kuzenim ve kardeşimle hayvan barınağına götürdük. Bu konulardan pek anlamadığımız için en iyi yer orası olur diye düşündük. Bayram sebebiyle veterinerleri yoktu ama gelince bakacaktı. Yani orda bırakmamız gerekiyordu. Bırakamadık. Üçümüzün de aynı anda içi cız etti. Sonradan anladık. Aldık yavrularımızı Kalbim Veteriner Kliniği adında bir kliniğine götürdük, bize en yakın olanından. Ordaki güzel insanlar Herkül ve kardeşine sokak kedisi olduğu için ücretsiz olarak baktılar. Gözleri için bir merhem verip, Herkül'e iğnesini yapıp, bakımlarını da bizlere anlatarak uğurladılar. Ertesi gün erkenden çiftliğe gidip harfiyen uyguladık söylediklerini ama Herkül hala yemiyordu. Bir gün sonra annemi ikna edip Herkül'ü eve aldık.  Yemek yiyişini evde bayram gibi kutladık. Hem yiyor hem de antibiyotikli suyunu içiyordu, düşünebiliyor musunuz ? Gece oldu. Herkül yerini yadırgadı. Loş ışıkta uyur diye düşündük ama sorun o değildi. Yanından kalktığımız an biraz daha düzelmiş ama hala kısık olan sesiyle miyavlayıp, son dermanıyla yataklarımıza çıkmaya çalışıyordu. Anladık ki ihtiyaç duyduğu biziz. Nöbetleşe kucaklarımızda uyuttuk. Ellerimi çok sevdim o gece ona güven verebildiği için. Nefes alışverişlerini kontrol ettim. Her defasında şükrettim. Hasta ve yavru olan her varlığa anne olmak istedim. Biliyorum anlamak zor, nasıl anlatılır bilmiyorum ama içimdeki sevgiyi, sevginin gücünü o gece, o minik kedinin nefesiyle farkettim. Kumuna alışamadığı için defalarca uykudan uyanıp bahçeye indirince anladım.  Ha sonra kumuna alışmasını da kutladık. İyileştikçe öğreniyordu.
Sadece 2 günde dışarda olan gözü çekildi, diğeri de iltihaptan kurtuldu. Oyun bile oynadık birlikte. 2. günün sonunda bahçeye indirdiğimde bir kediye yaklaşmaya çalışınca anladım ayrılık vaktinin geldiğini. Üzgün döndük eve. Madem toparlamıştı, kardeşine götürmek gerekti. Öyle yaptık biz de. Kavuştukları anı anlatmaya teşebbüs bile etmiyorum. Gitmeden önce son kez ayaklarımın çevresinde dolaşmasını teşekkür kabul edip ben de teşekkür ettim ona. Gösterdikleri, öğrettikleri için. 

22 Ağustos 2017 Salı

TUVALET EGITIMI; Tutmak ya da Tutmamak, Iste Butun Mesele Bu!

Düşlerde varolmaya başladığı uzun yıllardan sonra dayanılmaz doğum sancılarıyla gerçek varoluşunu oluşturmak üzere dünyaya gelen, birçok duyguyu aynı anda tek başına minicik bedeniyle size hissettiren bebeğiniz kucağınızda, işlenmeyi bekleyen bir mücevher gibi sizi bekliyor. Size de bu işçiliği öğrenmek düşüyor. Bebeğin anneyi annenin bebeği değiştirdiği, geliştirdiği yetiştirme süreci böyle başlıyor.  

Sürecin başında güven en önemli ihtiyaçken aylar geçip de yürüme öğrenildiğinde güven ihtiyacı yerini merak ve keşif duygularına bırakır. Bu dönemde konulan sınırlar, çocuğu kendi gücünü, sınırları aşma kabiliyetini öğrenmeye iter ve anneyle yaşanan güç savaşları bu dönemde başlar. Çocuk günün birinde elinde çok büyük bir silah olduğunu keşfeder: TUVALET ! Bu zamana kadar kendisine sürekli sınırlar koyan annesi karşısında tek gücün tuvaletini tutmak yada tutmamak olduğunu anlar. Olağan akışında, sağlıklı bir ortamda tuvaletini yapmayı öğrenen bir çocuk kendini kahraman gibi hissederken anne ile ilişkilerinde bazı pürüzler olan ve yanlış eğitilen bir çocuk bu dönemde sorunlar yaşayabilir. Bu sorunların önüne geçmenin ilk kuralı çocuğun bedenen ve ruhen tuvalet eğitimine hazır olmasıdır. Çocuktan çocuğa farklılık gösterse de genel olarak 24-36 ay arasında hazır bulunuşluğun sağlandığını söyleyebiliriz. Özel olarak baktığınızda çocuğunuz yürüyebiliyorsa, basit yönergelere uyuyorsa, gün içinde 2-3 saat kuru kalabiliyorsa, kendisi tuvalete gitmeyi talep ediyorsa tuvalet eğitimine başlayabilirsiniz. 

TUVALET EĞİTİMİ NASIL VERİLİR? 

Tuvalet eğitimi konusunda pek çok metot olsa da; lazımlıklarını oyun odasına sokmak, bezsiz vakitler geçirmesine izin vermek, bunu öğreneceği konusunda desteklemek ve tuvaletini dile getirdikçe ödüllendirmek çocuğun merkeze alındığı etkili yöntemlerdir.  Çocukların bu süreçte tuvaletle ilgili korkuları olabilir, sınırlarını korumayla ilgili kaygıları olabilir. Ebeveynlerin bu süreçte kontrolcü bir tutumdan ziyade sabır ve anlayışla çocuğun hızına ayak uydurması önemlidir. 

TUVALET EĞİTİMİ SIRASINDA YAPILAN HATALAR NELERDİR?

1) Bez bağlandığı için suçlamak 
2) Kıyafetini çıkarmak ya da temizlenmek için yardım istediğinde veya altına kaçırdığında utandırmak
3) Tuvalet eğitimine aile için stresli olan bir dönemde başlamak
4) Tuvalet eğitimine çocuk başka bir gelişimsel görevi öğrenirken (örneğin yürümek) başlamak
5) Çocuğun kontrolü elinde tutma ve iradesini kullanma gibi ihtiyaçlarına karşı anlayışssız olmak

DIŞA ATIM BOZUKLUKLARI

Buraya kadar normal bir süreçten bahsettik ama tuvalet eğitimine rağmen çocuğunuz bu dönemle ilgili bazı sorunlar yaşayabilir. Bu sorunlar fiziksel bir rahatsızlıktan kaynaklanmıyorsa psikiyatrik bozukluk olarak değerlendirilir. Psikiyatrik tanı ölçütlerinin yer aldığı DSM-5'e göre bu bozukluklar 2'ye ayrılır. Bunlardan birincisi enürezis (idrar kaçırma), diğeri enkoprezis (dışkı kaçırma)dir.

A) Enürezis
DSM-5'e göre tanı kriterleri:
  1. İstemsiz olarak ya da isteyerek yatağa ya da giysilerine yineleyen işeme
  2. Bu davranışın en az üç hafta, haftada iki kez yaşanarak bir sıkıntıya, toplumsal olarak (okulda veya işte) işlevselliğin düşmesine sebep olması
  3. Kronolojik yaşı en az 5'tir ya da gelişimsel düzeyi buna eşdeğerdir
  4. Bu davranışın bir maddenin ya da bir sağlık durumunun fizyolojisiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
Bu kriterler yalnız gece, yalnız gündüz ya da ikisinde birden görülebilir.

B) Enkoprezis

DSM-5 'e göre tanı kriterleri:
  1. İstemsiz ya da isteyerek uygunsuz yerlere yineleyen dışkı kaçırma
  2. En az üç ay içinde, ayda en az bir kez böyle bir olay olur.
  3.  Kronolojik yaş en az 4'tür ya da gelişimsel düzeyi buna eşdeğerdir
  4.  Bu davranışın bir maddenin ya da bir sağlık durumunun fizyolojisiyle ilgili etkilerine bağlanamaz.
Çocuğunuzda dışa atım bozukluğu bulunduğunu düşünüyorsanız, bir uzmandan yardım almanız, tıbbi tedaviyle birlikte psikoterapi desteği bu dönemin çocuk üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak açısından çok önemlidir. 


Uzm. Psikolog Ebru YURDALAN

Şarkılarla Kavramlar -1-

Yeni bir seriye başlıyorum burdan. Adına "şarkılarla kavramlar" demek istedim. Çünkü bazı müzikler bende sadece romantikçe bir ...