Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Gelişim Dönemleri Işığında Ebeveyn-Ergen Çatışması

“Bugünün gençleri lüksten hoşlanıyor. Kötü davranışlar benimsiyor, olumsuz tutumlar kazanıyor. Beden eğitimi ve sporla ilgileneceklerine boş sözlerle zaman geçiriyorlar. Öğretmenleri önünde bacak bacak üstüne atıp bildiklerini okuyorlar. Misafirin önünde gelişigüzel konuşuyorlar. Yaşlılara saygı göstermiyorlar. Onlar odaya gelince yerlerinden kalkmıyorlar. Sofrada güzel yemekleri kapışıyorlar, çok yiyip içiyorlar.”  Gençlerden bahsederken benzeri cümleleri duymayan yoktur herhalde. Aslında sadece bu çağa özgüymüş gibi görünen bu söylemler MÖ 450 yıllarında yaşamış olan Sokrates’e ait. Devirler değişse de cümleler değişmiyor. Eski kuşak, yeni geleni hep benzer sebeplerle eleştiriyor. Bu evrensel ve ortak çatışmanın arka planında iki tarafın yaşadığı adaptasyon sorunun olduğunu düşünüyorum; çocukluktan ergenliğe geçen evlatla, gençlikten yetişkinliğe geçenin ebeveynin hem kendi hem de birbirlerinin değişim süreciyle ilgili yaşadığı uyumsuzluk sorunu. Yani yıllardır süren “ergenlik döne…
En son yayınlar

Ilişki Örüntüleri

Merhabalar. Gecenlerde rastladigim ve cok begendim bir kisa filmi paylasmak istedim bugun. Bu kisa filmde sağlıklı/sağlıksız bircok iliski turunu bulabilirsiniz. Sevgi diye tanimlanan ancak  ozunde bir otekini görmeden sadece bireysel ihtiyaclar yuzunden  yapilan davranislar var. Gecmisten getirdikleri yuzunden bir turlu gercek bir iliski kurulamayan partnerler ve yalitilmis hayatlar var. Ucarak baslayip, cakilarak sonlanan gercekten kopuk iliskiler var. Narsisist, borderline, sizoid ve nevrotik dedigimiz kisilik yapilari ve hapsolduklari donguleri var. Birbirini anlamaya calisan ve farkli fikirlerden beslenen esit ve saglikli iliski de var.
Anneler, babalar, cocuklar, çiftler... Herkesin kendinden bir seyler bulabilecegine inaniyorum. Iyi seyirler 🎈

DİKKAT! DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU

“Hocam bizim çocuk çok zeki ama şu dersin başına bir türlü oturtamıyoruz, oturmayı sevmiyor.”
“Başkalarının çocukları akıllı uslu oturuyor bizimki düz duvara tırmanıyor.” “Dersini yapıyor yapmasına ama defteri baştan aşağı yanlışlarla dolu, sürekli hatalar yapıyor.” “Derste 5 dakika durmuyor ama saatlerce bilgisayar oyununa odaklanıyor.” “Söylediklerimi hiiiiiç dinlemiyor, bir kulağından giriyor diğer kulağından çıkıyor.” gibi cümleleri siz de duymuşsunuzdur. Bunları duyduysanız Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite’yi de duymuş olmalısınız ya da duymanız an meselesi. Aslında gelişimsel olarak normal olan hareketlilik bazen anne-baba-öğretmenlerce Hiperaktivite olarak adlandırılabilirken, bambaşka sebeplerden kaynaklanan dalıp gitme, ödevlerde hatalar yapma gibi davranışlar dikkat eksikliği olarak etiketlenebiliyor. Peki gerçekte nedir dikkat eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu ve de en önemlisi ne değildir? Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu bir hastalık değil, nörogelişimsel…

KARDEŞİ KABUL - KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Kıskançlık üçlü ilişkilerde yaşanan bir duygudur. Haset dediğimiz yıkıcı ve patolojik duygudan daha olgun olsa da yine de kişiye zarar verebilir. Temelinde sevgi nesnesini kaybetmeyle ilgili yoğun kaygı vardır. Bu da rekabeti beraberinde getirir. Kişi en iyi olursa sevgi nesnesinin tek sahibi olabilir. Kardeş kıskançlığı bu yönüyle gayet normal ve olması beklenen bir duygudur. Çünkü uzun zamandır çabasız sahip olduğu sevgiyi yeni gelen bir yabancıyla paylaşmak zorunda kalacaktır. Ancak bazı durumlarda bu doğal duygu yanlış zaman, yanlış tutum gibi sebeplerle ve rekabeti kaybetmenin oluşturduğu hüzün ve öfkeyle davranış problemlerinin ortaya çıkabildiği bir durum haline gelebilir. Kardeşi olduktan sonra çocuğunuzda; Tuvalet eğitimi aldığı halde alt ıslatma, parmak emme, konuşma problemleri, tırnak yeme gibi regresyon yani gerileme davranışları gözlemliyorsanızÖfke nöbetlerine giriyor ve çevresindeki nesnelere, arkadaşlarına ve kardeşine zarar veriyorsaHüzünlü görünüyor ve içine kapandı…

TIRNAK YE(ME)

Semptomlara ne kadar şükretsek az. Onlar olmasa ne olurdu halimiz bilmiyorum. Misal kaygıyla boğuşan çocuğunuz tırnak yemeseydi nerden bilebilirdiniz babasının öfkesinden bu denli etkilendiğini ve artık kendini rahatlatamadığını?  Evet konumuz tırnak yeme. Başlangıç yaşı değişse de çoğunlukla 3-4 yaşlarında başlayan, ergenlikte de devam eden davranışsal bir sorun tırnak yeme. Aileler semptom odaklı olarak bu davranışın ortadan kalkması için uzmanlara başvursa da bizim esas meselemiz bu değil, olamaz. Tırnak yemeyi ve diğer tüm semptomları bataklıkta uçuşan sivrisinekler olarak düşünürsek bir sivrisineği öldürmek başka bir sivrisinekle boğuşmanızdan başka bir işe yaramayacaktır bu çaba. Bizi kurtaracak tek şey var: Bataklığı kurutmak ! Bunun için öncelikle bu sorunun kaynağını bulmamız gerekiyor. 

Nedenleri Sevgisiz bir aile ortamıBaskıcı ve otoriter tutumlarKaygılı ebeveynlerAşırı koruyucu anne-baba tutumlarıÇocuğun sık sık eleştirilmesi, aşağılanması, değersizleştirilmesiOkul başarıs…

KORKU HAKKINDA HER ŞEY

KORKU
Korku, hepimizin  zaman zaman yaşadığı birincil bir duygudur. Ne demektir birincil duygu? Acil bir durumda uygun eylemi yapmak konusunda yardım eden, doğal ve gerekli bir duygu demektir.  Korku sayesinde tehlikeli bir durumla karşı karşıya kaldığımızda savaşma , kaçma veya donma davranışlarından en uygununu seçerek tehlikeyi azaltırız.  Fakat böylesine adaptif bir duygu bazı durumlarda çözülmesi gereken bir probleme dönüşür.
NASIL?
Gerçek bir tehlike olmadığı halde olacağına dair bir beklenti hissediliyorsa, bu beklenti bedensel bazı belirtilere sebep oluyorsa ve bu belirtiler de bazı davranışlara sebep olup hayatınızı zorlaştırıyorsa bu maladaptif hale gelmiş bir korku, yani kaygı veya endişedir. Korkunun psikolojik açıdan değerlendirilmesine geçmeden önce mühim bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bazı çocukluk korkuları psikiyatrik bir hastalıktan kaynaklanıyor olabilir. Diyelim ki çocuğunuz bazı yaratıklar gördüğünü söylüyor, hatta bu yaratıkların ondan kötü şeyler yapmasını i…

İLK AYRILIK / OKULA UYUM

"Zil çalacak, ziller çalacak, Sizler derslere gireceksiniz bir bir..." diyordu Zeki Ömer Defne şiirinde. Ayrılık için "zil"den daha güzel bir metafor seçilemezdi bence. İnanmıyorsanız annesinden ilk defa ayrılarak okula başlayan çocuklara sorun.
Her ayrılık dramatik olmaz tabi. O sıralara oturmayı heyecanla bekleyen öğrenciler de yok değil. Yıllarca okula giden ablasına/abisine özenmiş, gizli gizli kalemlerini kurcalamıs, yazmış çizmiş, onlarca oyun arkadaşına sahip olmanın hayaliyle yanmış tutuşmuş minikler için bu zil coşkuyla karşılanan bir sesken annesinden ayrılmanın hüznüyle yaşayacağı güzelliklere odaklanamayan çocuklar için korkunç bir hale gelebilir hatta bu adaptasyon sorunu, okula gitmek istememe, okul fobisi ve psikosomatik belirtilerle devam ederek çocuğu hem yorabilir hem de akademik anlamda geleceğini etkileyebilir.  Peki çocuklar arasındaki bu farkın sebebi nedir, neden bazı çocuklar okula kolaylıkla uyum sağlayabilirken bazıları okul fobisi gelişt…