16 Ekim 2012 Salı

istinat duvarı

Herhangi bir anadolu ilinde pdr hizmetlerini vermekle İstanbul'da bu işi icra etmek arasına kalın bir çizgi çekmek gerek. Anadoluda öğrenciler risk grubunda olanlar veya olmayanlar diye ayrılıyorsa bu ayrım İstanbul'da ancak risk gruplarının kendi içinde sıralanması şeklinde olabilir.  Çünkü neredeyse her öğrenci zaaaten o risk grubunun içinde de bazıları kırmızı noktaya daha yakın... Diyorum ki odamın kapısındaki rehberlik servisi yazısını söküp yerine "Ağlama Duvarı" yazayım...
Günlerdir ağlama duvarında dinlediklerime dayanarak ; "Yaşasın cehennem !"

8 Ekim 2012 Pazartesi

oldu mu şimdi?

gençliğe yeni adım atanlarla çalışıyorsanız şuan yaşadığım hislerin tüm benliğinizi ele geçirmesi an meselesi. tam olarak ne mi istiyorum? aile kurumunun köküne dinamit sokmak!
iyi bir modele, aile desteğine, sevgisine ilgisine bu kadar ihtiyaç duyarken karşılarına hep kararmış kalpler çıkarsa bu kıymetlilerimizin ve aileleri de yoksa bu arada terketmişse, boşanmışsa, ilgisizse, sevmiyorsa dahası istismar ediyorsa?
o pırıl pırıl gözlerin ışığının sönüşüne şahit olmak kadar acı veren tek bir deneyim söyleyin bana!
günlerdir odamdan polisler eksik olmuyor. günlerdir sorgudan sorguya katılıyorum. olan olmuş, iş son raddeye gelmiş. çabala dur ne fayda? biz eğlenceden eğlenceye koşarken onlar bir köşeye sinmiş ağlıyorlardı, intihar düşünüyorlardı hatta belki bileklerini kesiyorlardı. şimdi karşılarına geçmiş x kişisiyle görüşmeyeceksin diyoruz. günaydın efendim günaydın. geç geldiniz, nasıl geçti vaktiniz?
onların en kötü zamanında yanlarında biz değil, maskeli x'ler vardı. peki efendim buna ne dersiniz?

1 Eylül 2012 Cumartesi

siyah beyaz filmlerin yeri ayrı

"hikayemiz hiç değişmez oğlum. sende de bende de onda da onda da. bu zengin kızlarını seven fakir halk çocuklarının hikayesidir. hiç kimsede değişmez. iyice tiye alırlar, matrak geçerler, romantik uyuzlarını kaşırlar bizimle. sonra baktılar ki iş ciddiye gidiyor iki satır mektup, çizik.boşla oltayı al voltayı. ne demiş james bond paran varsa dünya sana aşık, züğürtlere yakışır tahta kaşık. yes oh right "

8 Haziran 2012 Cuma

ateşböceği mezarlığı

"21 eylül 1945,
öldüğüm geceydi." 
diye başlıyor film... ölüm var bu filmde. aslında başında veriyor sonunu ama meraklıyız ya izliyoruz işte.

film dediysem öyle dev oyuncu kadrosuyla çekilmiş, yüksek bütçeli, popüler filmlerden değil. bir anime bu. 2. dünya savaşında yaşanan acı olaylar. japonyadan bir ailenin dramı...

biliyorum biliyorum anime deyince birçoğunuz önyargılarınızla "amaaaannn" diyeceksiniz. belki de önyargı şuan benim yaptığımdır kim bilir... ama izleyin derim ben... 1988 yapımı, kız kardeşini "yetersiz beslenme" sebebiyle kaybeden yazar  Nosuka'nın romanından uyarlanan bu animeyi mutlaka izleyin.

fedakar bir abi göreceksiniz: Seita , bir de onun dünyalar tatlısı kız kardeşi: Setsuko. film boyunca Setsuko gülümsetecek sizi. masumiyetine hayran kalacaksınız, zaman zaman kendi çocukluğunuzu hatırlayacaksınız. ancak son vuruş yine ondan gelecek, ağlatacak sizi. çünkü bir sabah Setsuko uyanmayacak... 


çünkü neden? 


çünkü aç. 


çünkü savaş. 


çünkü insan... 


dünya diyorum, ne kadar kötü !!!


not: bugün, saate baktım da aslında dün yani 8 haziran benim doğum günümdü (gerçek olan). güzel doğum günümü böyle sabote etmek yoktu aklımda ama olan oldu. zaten her doğum günüm hüzünlü geçer benim. bu da böyle olsun.

15 Mayıs 2012 Salı

benim tatlı blogum

bu benim ilk blogum değil ama ilk defa yazıyormuşcasına heyecanlıyım. anaç bir yönüm var galiba. benim olan her şeyi yavrum gibi görüyorum. dönüp dönüp giriyorum, bakıyorum, tasarımıyla oynuyorum. sonra karşısına geçip bir güzel izliyorum. halbuki tek okuyanım bile yok  , anlıyor musun :)

true story

kahvenin cezveden taşmasına ramak kala açıldı...